Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2022/4100 E. 2024/1720 K. – Asıl Ve Birleşen

Konu: Asıl Ve Birleşen Davada Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/4100
Karar No
2024/1720
Karar Tarihi
Konu
Asıl Ve Birleşen Davada Tazminat

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/294 E., 2022/219 K. BİRLEŞEN ANKARA 14. İŞ MAHKEMESİNİN 2011/968 E. SAYILI DOSYASI HÜKÜM : Davanın Kısmen Kabulü Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davada tazminat davasının dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı davacılar ... ve çocukları vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Asıl ve birleşen davalarda davacı vekili dava dilekçelerinde özetle; müvekkillerinin murisinin 12.08.2004 tarihinde davalıya ait ... İlköğretim Okulu’nun çeşme inşaatı yapımı sırasında iş kazası sonucu vefat etiğini davalının iş sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili tedbirleri almadığını, meydana gelen kaza nedeniyle müteveffanın kusurunun bulunmadığını ileri sürerek, maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. II. CEVAP 1.Asıl ve birleşen davalarda davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın idari yargıda açılması gerekirken adli yargıda açıldığını, zamanaşımının dolduğunu, kamu görevlisinin kamusal görevini yerine getirirken tamamen kendi iradesiyle ve kasti bir şekilde sebebiyet verdiği zararlarda eylem ile kamu görevinin yürütülmesi arasında herhangi bir bağ olmadığını, salt kişisel kusur kamu görevinden ayrıldığından idarenin sorumluluğunu doğurmayacağını, müvekkilinin sorumluluğu bulunmadığını ileri sürerek, davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 30/11/2012 tarihli ve 2011/3 E. , 2012/892 K. sayılı kararıyla; davalı Bakanlığa ait ... ilçesi Yeniceoba bucağında bulunan ... İlköğretim Okulu çeşme inşaatı yapımı sırasında meydana gelen ve davacıların murisi ...'ün ölümü ile sonuçlanan kazanın 506 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (A) fıkrasının (a ve b) bentlerine göre iş kazası olduğu belirtilerek, maddi ve manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2.21. Hukuk Dairesi (kapatılan) 06.03.2014 tarihli ve 2013/12675 E. 2014/3349 K. sayılı ilamı ile davalı ... tarafından yaptırılan bir inşaat işinin söz konusu olmadığını, bu nedenle üst işveren sıfatının da bulunmadığından meydana gelen zarardan sorumlu tutulamayacağı, aksinin düşünülmesi halinde bile ... ile dava dışı ... arasında anahtar teslimi esasına dayalı eser sözleşmesinden söz edilebileceği, böyle olunca da anılan davalı hakkında davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinin yanlış olduğu belirtilerek, karar bozulmuştur. B. Mahkemenin Direnme Kararı Ankara 18.İş Mahkemesi 10/06/2014 tarih, 2014/279 E. -452 K.. sayılı kararı ile Yargıtay bozma ilamına uymayarak önceki kararda direnmiştir. C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı 1.Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.02.2017 tarih, 2014/21-1927 E., 2017/262 K. sayılı ilamı ile taraflar arasındaki hukuki ilişkide hizmet akdini karakterize eden özelliklerin bulunmadığı, ... ile ... arasına istisna akdinin unsurlarının mevcut bulunduğu ve davanın bu nedenle İş Mahkemelerinde görülemeyeceği belirtilerek, direnme kararı değişik gerekçeyle bozulmuştur. 3. Görevli Asliye Hukuk Mahkemesinin Kararı Mahkemenin 03/04/2018 tarihli ve 2017/466 E., 2018/119 K. sayılı kararıyla; asıl ve birleşen Ankara 14. İş Mahkemesinin 2011/968 E. sayılı davaların kısmen kabulüne,birleştirilen Ankara 11. İş Mahkemesinin 2014/1256 E. sayılı davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı: 1-Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2- Dairemizin (kapatılan 15.Hukuk Dairesi) 31.10.2019 tarih ve 2019/378 Esas, 2019/4219 Karar sayılı ilamıyla taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunmadığından asıl ve birleşen davaların reddi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur. 3. Karar düzeltme ilamı 3.1.Dairemizin yukarıda açıklanan bozma ilamına karşı davalı ve davacı vekilleri karar düzeltme yoluna başvurmuştur. 3.2.Dairemizin (kapatılan 15.Hukuk Dairesi) 12.04.2021 tarih ve 2020/869 Esas, 2021/1595 Karar sayılı ilamıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.2.2017 gün ve 2014/21-1927 esas, 2017/262 karar sayılı ilamında, taraflar arasındaki hukuki ilişkide hizmet akdini karakterize edici özelliklerinin bulunmadığı, ... ile ... arasında istisna akdinin unsurlarının mevcut olduğu kabul edildiği, bu durumda Hukuk Genel Kurulu ilamı uyarınca davacı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğundan davacıların murisi müteveffa ... ile davalı MEB arasında istisna akdinin unsurlarının bulunduğunun bu dosya özelinde kabulü gerektiği, bu nedenle bilirkişi raporu alınarak eser sözleşmesi kapsamında kusur oranlarının belirlenerek sonuca göre karar verilmesi gerektiği belirtilerek, kabul bozma yapılmıştır. D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemesinin 26/04/2022 tarihli ve 2021/294 E., 2022/219 K. sayılı ilamıyla asıl ve birleşen Ankara 14. İş Mahkemesinin 2011/968 esas sayılı davaların kısmen kabul kısmen reddine,birleştirilen Ankara 11. İş Mahkemesinin 2014/1256 E. sayılı davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davalarda taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ek dava yönünden 10 yıllık zamanaşımının dolmadığını, ek davanın reddinin yerinde olmadığını, manevi tazminat miktarının düşük olduğunu, maddi ve manevi tazminat miktarının toplamı üzerinden vekalet ücreti hesaplamasının yerinde olmadığını, her bir dava için ayrı ayrı vekalet ücreti hesaplanması gerektiğini beyan ederek kararın düzeltilerek onanmasını veya bozulmasını talep etmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereği davalının husumeti olmadığını, davanın husumetten reddinin gerektiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı defilerinin dikkate alınmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava eser sözleşmesinden kaynaklanan maddi tazminat istemine, birleşen Ankara 14. İş Mahkemesi'nin 2011/968 E. sayılı dosyası manevi tazminat istemine, birleşen Ankara 11. İş Mahkemesi'nin 2014/1256 E. sayılı dosyası maddi tazminat istemine ilişkin açılan ek davadır. 2. İlgili Hukuk 818 sayılı BK'nın 355 ve devamı maddeleri 3.Değerlendirme Sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereği sözleşme, kural olarak o sözleşmede taraf olanları bağlar. Sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklarda davanın tarafları da sözleşmenin taraflarıdır. Yargıtay içtihatlarında ve öğretide bu durum taraf sıfatı olarak adlandırılmaktadır. Taraf sıfatı, bir başka deyişle husumet ehliyeti, dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı aktif husumeti, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatının bu anlamda önemli özelliği ise, def'i değil itiraz niteliğinde olması nedeniyle taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve taraflar ileri sürmemiş olsalar bile mahkemece re'sen nazara alınmasıdır. Mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa davanın esası hakkında bir karar verilemeyeceğinden, dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu subjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def’i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir itiraz niteliğindedir. Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya gelindiğinde; davalı bakanlığa bağlı okula bir çeşme yapılması amacıyla o sırada yurt dışından tatile geldiği anlaşılan hayırsever ...’nin çeşmenin yapılma giderini karşılamayı üstlendiği, bu amaçla Yüklenici ...'la görüştüğü ve anlaştığı, bu amaçla ayırdığı parayı çeşme yapımını üstlenecek kişiye vermek üzere akrabası ...’ya verdiği, ...’un da yapım işini üstlendiği ve yüklenici olduğu, daha sonra çeşmenin yapım işini taşeron olan müteveffa ...’e verdiği, bazı ifadelerde ise ...’ın taşeron olmayıp yüklenicinin işçisi olduğu, çeşme yapımına başlanıldığı ve inşa faaliyeti sırasında ...’ın iş kazası geçirerek vefat ettiği anlaşılmaktadır. Bu şekilde gerçekleşen olayda taraflar ve diğer ilgili kişilerin olaydaki konumlarının belirlenerek taraf sıfatının değerlendirilmesi gerekmektedir. Çeşmenin yapıldığı alan davalı idareye ait olmakla birlikte, çeşmenin yapılmasını hayırsever ... üstlenmiştir. ... yapımını üstlendiği işi dava dışı ...’a vermiştir. Bu şahıs da yüklenici konumundadır. Müteveffa ise yüklenicinin çalışanı veya bir kısım ifadeye göre de alt yüklenici- taşerondur. Bu eser sözleşmesi ilişkisine baktığımızda, davalı idare ile müteveffa arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmamaktadır. İş mevzuatı veya sosyal güvenlik mevzuatı açısından sorumluluk hükümlerini ayrı değerlendirmek gerekir. Zira iş mevzuatında sorumluluk ayrıca düzenlenmiştir. İş mevzuatına göre, doğan zarardan sorumlu olmak için sözleşme ilişkisinin kurulmasına gerek bulunmamakta, iş sahibi olmak yeterli kabul edilmektedir (4857 sayılı Kanun’un 2/7. maddesi ve 5510 sayılı Kanun’un 12/6. maddesi gereğince asıl iş sahibi de bu kanunlardan doğan haklar açısından işçiye karşı işverenle birlikte müteselsilen sorumludur). Ancak eser sözleşmesi hükümlerine göre, bir sözleşme ilişkisi kurulmadan sorumluluğa gidilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan eser sözleşmesine göre, davalı ile müteveffa arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmadığından taraf sıfatı da söz konusu olmayacaktır. Hukuk Genel Kurulu’nun 31.10.2019 tarih ve 2019/378 E., 2019/4219 K. sayılı ilamındaki kabulün farklı değerlendirilmesi de taraf sıfatının bertaraf edilmesine yol açacaktır. Zira HGK bu ilamında, taraflar arasındaki ilişkinin bir eser sözleşmesi ilişkisi olduğunu ve görev hususunun buna göre değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. İlamda kastedilen, davaya konu olayın bir eser sözleşmesi ilişkisi olduğu kabul edilerek davanın genel mahkemede görülmesi gerektiği hususundadır. Burada genel kurulun kararı göreve ilişkindir ve bağlayıcıdır. Ancak genel kurul kararında, davanın esas yönünden değerlendirilmediği, tarafların sorumluluğuna ilişkin görüş beyan edilmediği açıktır. Bu nedenle, davacılar lehine usuli kazanılmış hak oluşması ve bunun ihlali söz konusu değildir. Genel kurul, dava konusunun eser sözleşmesinden kaynaklandığını ve davanın genel mahkemede görülmesi gerektiğini kabul etmiştir. Davanın genel mahkemede görülmesi ve aralarındaki ilişkinin eser sözleşmesinden kaynaklandığı konusunda da bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bu nedenle, genel kurul kararı açısından usuli kazanılmış hakkın ihlali de mevzubahis değildir. Tam tersine, taraflar arasındaki bir eser sözleşmesi bulunduğu dikkate alınmadan iş mevzuatında olduğu gibi sözleşmenin tarafı olmayan davalının sorumlu tutulması halinde Hukuk Genel Kurulu’nun kararı ile oluşan usuli müktesep hakkın ihlali söz konusu olacaktır. Davaya konu olayda, Hukuk Genel Kurulu’nun da kabul ettiği üzere, bir eser sözleşmesi ilişkisi bulunmaktadır. Bu eser sözleşmesine göre de davalı ile davacıların murisi arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmamaktadır. Sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği, ancak sözleşmenin taraflarının birbirine karşı başvurmaları mümkün olduğundan açılan davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Mahkeme kararının asıl ve birleşen davalarda davalı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. KARŞI OY Dava konusu uyuşmazlık eser sözleşmesi nedeniyle eserin meydana getirilmesi sırasında yüklenicinin uğradığı kaza nedeniyle iş sahibi idareden tazminat istemine ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta davacıların murisi İlköğretim Okulunun çeşme yapımı inşaatı sırasında kaza sonucu vefat etmiş ve mirasçıları tarafından ... aleyhine tazminat davası açılmıştır. Dairemizin sayın çoğunluğu en son kararda davalı ... ile davacı arasında akdi ilişki bulunmadığından davanın reddi gerektiği yönünde kararın bozulması gerektiği görüşünde ise de sayın çoğunluğun görüşü hem dosya kapsamı hem de hukukun en temel ilkelerinden olan hukuk güvenliği ve bozma sonucu oluşan usulü kazanılmış hak ilkelerine aykırıdır. Zira İlk Derece Mahkemesi ilk kararında iş kanunu hükümlerine göre davalı idareyi sorumlu tutmuş, temyiz incelemesini yapan Kapatılan Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 06.03.2014 tarih, 2013/12675 E. 2014/3349 K. Sayılı ilamında taraflar arasındaki işin işçi-işveren ilişkisi olmadığını eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiş İlk Derece Mahkemesinin direnme kararı vermesi sonucunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.12.2017 tarih 2014/21-1927 E. 2017/262 K. Sayılı ilamında özetle davacıların murisi ... ile ... arasında eser sözleşmesinin unsurlarının bulunduğu ve davanın İş Mahkemesinde görülemeyeceği gerekçesiyle direnme kararını bozmuştur. Bozma üzerine bu kez davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine ilişkin karar Kapatılan 15. Hukuk Dairesinin 31.10.2019 tarih, 2019/378 E., 2019/4219 K. Sayılı ilamında taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuş, karar düzeltme talebi üzerine aynı dairenin 12.04.2021 tarih, 2020/869 E., 2021/1598 K. sayılı ilamında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yukarıda yer verilen 15.10.2017 tarihli kararında belirtildiği üzere Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun davacıların murisi ile ... arasında istisna akdinin (eser sözleşmesinin) unsurlarının bulunduğu görüşüne yer verildiği, Hukuk Genel Kurulu kararına mahkemece uyulduğu davacı lehine usulü kazanılmış hak oluştuğu tespitinden sonra yine dairece taraflar arasında eser sözleşmesinin unsurlarının bulunduğu ve buna göre eser sözleşmesi unsurları gözetilerek kusur raporu alınması gerektiği gerekçesiyle bozulmuş ve mahkemece bozmaya uyularak asıl dava kısmen kabul edilmiştir. Ancak dairemizin sayın çoğunluğu en son bozma kararında gerek Hukuk Genel Kurulu 15.12.2017 tarih 2014/21-1927 E. 2017/262 K. gerekse Kapatılan 15. Hukuk Dairesinin 12.04.2020 tarihli 2020/869 E., 2021/1598 K. sayılı ilamlarında davacıların murisi ile davalı ... arasında akdi ilişkinin bulunduğu kabul edilmiş ve bozma kararlarına uyularak buna göre İlk Derece Mahkemesince karar verilmiş olmasına rağmen önceki bozmaları tamamen ortadan kaldırılarak ve usulü kazanılmış hak ilkesiyle hukuk güvenliği ve adil yargılanma ilkelerini ihlal edecek şekilde tamamen önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde bir bozma yapılması usulen mümkün bulunmamaktadır. Usulü kazanılmış hak ilkesi hem tarafları hem mahkemeyi hem de Yargıtayı bağlayacak bir ilke olup Anayasada güvence altına alınan Hukuk Devleti İlkesinin en temel unsurlarından olup, usulî kazanılmış hak ilkesi uyarınca bozma doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılıp karar verilmelidir. Nitekim 1086 sayılı HUMK’nın yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarih, 1960/21 E., 1960/9 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda; Yargıtay bozma kararına uyulmakla kararda belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş olması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup, kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK’da da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de; bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtay’ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Çünkü, mahkemenin bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli müktesep hak doğmuştur. Usuli kazanılmış hak ilkesi mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince de, sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara ve usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı). Usuli kazanılmış hakkın istisnaları ise dosya kapsamına göre bulunmamaktadır (Dairemizin 20.12.2017 tarih ve 2017/1909 E., 2017/4513 K.; 26.02.2020 tarih ve 2019/3347 Esas, 2020/790 K. sayılı ilâmları). Son verilen karar usul yönünden temel nitelikteki bu ilkelere aykırıdır. Diğer yandan dava konusu uyuşmazlıkta eser davalı ... Bakanlığına ait okulun bahçesinde imal edilmiştir. Okul müdürlüğünün bilgisi, izin ve onayı dışında imalat yapılması mümkün olmadığı gibi eser sözleşmesi hükümlerine göre eserin meydana getirildiği yerde iş sahibinin gerekli hazırlıkları yapmak ve gerekli güvenlik önlemlerini almak ve eserin meydana getirildiği yeri eserin imalına uygun bulundurma yükümlülüğü bulunmaktadır. Dolayısıyla taraflar arasında somut dosyadaki olay bakımından da akdi ilişkinin varlığı açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/4100, K. 2024/1720, T. 23.05.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-hukuk-dairesi-2022-4100-e-2024-1720-k-0a0480f21249