Yargıtay · 6. Ceza Dairesi

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2026/2775 E. 2026/4102 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Ceza Dairesi
Esas No
2026/2775
Karar No
2026/4102
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/4425 E., 2026/71 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, tehdit, kasten yaralama, hakaret SUÇ TARİHLERİ : 13.06.2024, 14.06.2024 HÜKÜMLER : Düzeltilerek İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Sanık hakkında katılan ...'a yönelik tehdit ve katılanlar ... ve ...'a yönelik hakaret suçundan kurulan hükümlerin kesin nitelikte bulunduğu, katılan ...'e yönelik yaralama suçundan kurulan hüküm kurulmasına yer olmadığına ilişkin kararın ise temyiz kabiliyetinin bulunmadığı belirlenmiştir.

Nitelikli yağma suçundan sanık hakkında kurulan hükmün yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesinin, 19.09.2025 tarihli ve 2024/292 Esas, 2025/369 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-d,h ve 58 maddeleri uyarınca 11 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

B. İstinaf İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 13.01.2026 tarihli ve 2025/4425 Esas, 2026/71 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Sanığı Temyiz İstemi Suçu işlemediğine ilişkindir.

2. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Dosya kapsamındaki delillerin hatalı değerlendirilmesi, sanık lehine delillerin toplanmaması, tanıkların dinlenmemesi, karşı taraf tanıklarının beyanlarındaki ciddi çelişkilerin göz ardı edilmesi, Türk Ceza Kanun'u madde 62 uyarınca takdiri indirim uygulanmaması ve ceza miktarının orantısız biçimde tayini ve nitelikli yağma suçunun unsurlarının oluşmadığına, tahliyeye ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Her ne kadar ilk derece Mahkemesince, " sanık katılana borç verdiğini beyan etmekle, katılan ise sanığın kendisine nafaka borcu olduğunu belirttiğinden sanığın katılandan alacağına ilişkin delil bulunmamakla koşulları oluşmadığından sanık hakkında Türk Ceza Kanun'un 150. madde hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına," karar verilmişse de;

Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır.

Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.

Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.

Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, sanığın katılandan alacaklı olduğunu iddia etmesine karşın katılanın, sanığın 55.000,00 TL'lik nafaka borcundan dolayı 20.000,00 TL'sini ödediğine dair senet yaparak kendisine vermesini beyan ettiği, taraflar arasında boşanma nedeniyle husumet bulunduğu, dosya içerisinde mevcut 23 Mayıs tarihli yazışmanın da sanığı teyit ettiği anlaşılmakla dosya kapsamındaki tüm deliler birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde 5237 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin uygulanmamasına karar verilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.

III. KARAR A. Katılan ...'a yönelik Kasten Yaralama Suçundan Verilen Karar Yönünden 5271 sayılı Kanun'un 223/1 inci maddesinde belirtilen hüküm türleri arasında sayılmayan ve bu nedenle temyiz kabiliyeti bulunmayan hüküm kurulmasına yer olmadığına ilişkin karara yönelik temyiz isteğinin reddi ile dava dosyasının, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,

B. Katılan ...'e Yönelik Tehdit ile Katılanlar ... ve ...'e Yönelik Hakaret Suçundan Verilen Karar Yönünden 5271 sayılı Kanun’un 286/2-a. maddesinde yer verilen “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık ve müdafiinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle REDDİNE,

C. Katılan ...'e Yönelik Nitelikli Yağma Suçundan Verilen Karar Yönünden Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık ve müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik hükmünün 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak BOZULMASINA,

Nitelikli yağma suçundan tutuklu bulunan sanık ...'ın tutuklu kaldığı süre ve bozma sebebi göz önüne alınarak bihakkın TAHLİYESİNE, başka suçtan hükümlü veya tutuklu değilse derhal salıverilmesi için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,12.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2026/2775, K. 2026/4102, T. 12.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-ceza-dairesi-2026-2775-e-2026-4102-k-5d37195cb5f7