Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2013/4333 E. 2013/3838 K. – Hırsızlık
Konu: Hırsızlık
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2013/4333
- Karar No
- 2013/3838
- Karar Tarihi
- Konu
- Hırsızlık
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM :TCK'nın 142/2-b maddesi gereğince 4 yıl hapis cezası, 53.maddede belirtilen haklardan yoksun bırakılmasına ilişkin kararın temyizinin reddine Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: Müdafi, 5271 sayılı Yasanın 2/c maddesinde “Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukat” olarak tanımlanmış, yine aynı Yasanın 149. maddesinin 1. fıkrası “Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafinin yardımından yararlanabilir” düzenlemesini içermekte olup, anılan maddede “soruşturma ve kovuşturma” denilerek hukuki yardımın muhakemenin tüm evresini kapsadığı belirtilmiştir. Ceza muhakemesinde müdafi, şüpheli veya sanığın yardımcısı olarak kabul edilmektedir. Nitekim, bunun sonucu olarak Tebligat Kanununun 11/1.maddesinde vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılacağı öngörülmüştür. Bilindiği üzere, 5271 sayılı Yasaya göre bir ceza davasında avukat ile şüpheli, sanık veya hükümlü arasında iki yöntemden birisi ile ilişki kurulur. Bunlardan birincisi; “koşulları oluştuğunda baroca Avukat atanması; ikincisi ise “şüpheli, sanık veya hükümlünün vekaletname ile bir Avukat tayin etmesidir. 5271 sayılı Yasada bu iki hal de müdafi olarak tanımlanmıştır. Ancak birinci halde görevlendirme, ikinci durumda ise sözleşmeden kaynaklanan bir ilişki söz konusudur. Bu yönüyle iki kurum görevin başlaması, yürütülmesi, sona ermesi, yetkinin devri ve ücret konusunda farklılık arzeder. Somut olayda sanık ...'ın talebi üzerine Adana Baro Başkanlığı tarafından Av. ...'ın zorunlu müdafi olarak atandığı, adı geçen avukatın sorgu ve duruşmalarda sanık ile birlikte yer aldığı ve savunma yaptığı, vekillikten istifasına ilişkin bir bildiriminin veya sanık tarafından azledildiğine ilişkin bir beyanın bulunmadığı hususları gözetilmeksizin, mahkemece 09.03.2009 günlü hükmün Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca 03.06.2009 tarihinde sanığın adresine tebliğ edildiği, 24.06.2009 tarihinde kesinleştirilerek infaza verildiği, 02.09.2009 tarihinde infazına başlandıktan sonra sanık tarafından 07.12.2009 günlü dilekçe ile temyiz edildiği, mahkemenin 21.01.2010 tarihli ek kararı ile sanığın temyiz talebinin reddine karar verilerek ek kararın 09.08.2010 tarihinde sanığa tebliğ edildiği ve sanığın 24.11.2010 günlü dilekçesi ile temyiz talebinin reddine dair ek kararı da temyiz ettiği anlaşılmış ise de, Tebligat Kanununun 11/1. maddesi gereğince vekille takip edilen işlerde vekile tebligat yapılması gerektiğinden; Av. ...'a anılan kararın tebliği, sunarsa temyiz dilekçesi de eklenerek, temyizi durumunda da, bu konuda ek tebliğname düzenlenerek incelenmek üzere Dairemize gönderilmesi için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 05.03.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.