Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2009/24240 E. 2013/10047 K. – Hırsızlık
Konu: Hırsızlık
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2009/24240
- Karar No
- 2013/10047
- Karar Tarihi
- Konu
- Hırsızlık
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: Ceza Hukukunda genel kural, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan yasanın uygulanmasıdır. Sonradan yürürlüğe giren yasanın geçmiş suçlara uygulanabilmesi, lehe sonuç doğurması halinde mümkündür. Şayet önceki ve sonraki yasalara göre hükmedilecek cezalar ve güvenlik tedbirleri aynı ise sonraki yasanın uygulanması olanaklı değildir. Lehe olan yasanın belirlenmesine ilişkin olan 5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasanın 9/3. maddesinin; “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir” hükmü, 23.02.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve öğretide bu konuda ileri sürülen görüşler birlikte değerlendirildiğinde, lehe yasanın belirlenmesi amacıyla ... kabul edilen maddi olaya suç tarihinde yürürlükte bulunan yasalar ile sonradan yürürlüğe giren yasaların hiçbir hükmü karıştırılmadan bir bütün halinde uygulanması ve uygulama sonucunda ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması gerekmektedir. Buna karşın, aynı konudaki önceki ve sonraki yasa hükümlerinin uygulanmaması yönünde mahkemece iradenin ortaya konulması halinde, uygulanmayan hükümlere ilişkin karşılaştırma yapılmasının olanaklı olamayacağı ortadadır. Ancak mahkemelerin yanılgılı uygulamaları sonucu temyiz edilmeksizin kesinleşen hükümlerde sanıklar hakkında fazla bir cezaya hükmedilmiş ise bu durum somut olaya bağlı kalınmak suretiyle varsa hukuka aykırı bir yön hukuki uygulama birliği sağlanması için gereğinde olağan üstü kanun yolu ile ortadan kaldırılması sağlanmalıdır. Bu yönde bir uygulama ise hukuk mantığı, ... ve nesafet kuralları ile bağdaşmaktadır. Somut olaya gelince; Oluş ve dosya içeriğine göre; Mağdurların küçükbaş hayvanları kendi evlerinden ayrı, birbirinden bağımsız tamamen hayvan korunmasına mahsus ve kapısı kilitli olmayan bina niteliğinde ahırlarından belirlenemeyen bir zaman dilimi içinde çalındığı, durumu öğrenen; mağdurlar ... ve ...'in çevrede yaptıkları araştırma sonucunda suçun failinin sanığın olduğunu saptayıp durumu güvenlik güçlerine bildirmeleri üzerine; Vaki ihbarı değerlendiren kolluk güçlerinin sanık ...'nun evinin eklentisinde bulunan ahırda yaptıkları aramada; mağdur Cezayirden çalınan 25 adet küçükbaş hayvandan 17 adedi ile mağdur ...'den çalınan 18 küçükbaş hayvandan 17 adedini anılan yerde bulunarak zapt edilmişlerdir. Sanık ... suç tarihinde ceza evinde tutuklu olduğu yönündeki savunmasına karşın, mahkemece yapılan araştırma sonunda savunmanın doğru olmadığının belirlendiği, sanığın eşi ... ve oğlu ...'in ise arama tarihinden iki hafta önce gündüz vakti daha önceden tanımadıkları iki kişinin yaya olarak evlerine gelip, yanlarında bulunan küçükbaş hayvan sürüsünü ahırlarına koymak istediklerini, kendilerinin havanın kar yağışlı olması nedeni ile hayvanların barınmalarına izin verdiklerini, kimliği belirsiz bu kişilerin hayvanları götürmek için araç bulmak amacıyla Muş il merkezine gittiklerini ancak bir daha haber alamadıkları şeklinde sanığı kurtarmaya yönelik açıklamalara yer vermişlerdir. Sanık ...'nun bulunamayan hayvanların parasını soruşturma aşamasında yakınanlara ödediği ve onların da şikayetten vazgeçtikleri ve somut olayda suça konu küçükbaş hayvanların 765 sayılı TCK'nın 491/5. maddesinde zikredilen hayvanların konulmasına mahsus bir yerden çalınmış oldukları iddia ve iddiayı tespit eden keşif tutanağı ile ... olduğu dikkate alınmadan yazılı şekilde uygulama yapılması; Kabule görede; eylemin gece işlendiğine dair kesin ve inandırıcı delillerin nelerden ibaret olduğu karar yerinde gösterilmeden hukuki tavsifte yanılgıya düşülerek; sanık hakkında Bingöl 1. Asliye Ceza mahkemesi 14.12.2004 gün 2002/301- 2004/405 esas-karar sayılı ilamı ile 765 sayılı TCK'nın 492/1, 522/1, 492/1, 71. maddeleri gereğince 4 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, sanığın hükmü süresinde temyiz etmemesi nedeni ile Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 30.12.2005 gün ve 2005/11876 – 12950 esas- karar sayılı ilamı ile temyiz talebinin reddine karar verilip hükmü mevcutları ile kesinleşmiştir. Hal böyle olunca; 1- Kesinleşen yanılgılı uygulamanın ise sonraki yasa değişikliği nedeniyle yerel mahkemece yapılacak uyarlama yargılaması sırasında düzeltilmesi olanağı bulunmamaktadır. Bu itibarla “Kanun yararına bozma” ve “sonradan yürürlüğe giren Yasanın değerlendirilmesi” kurumlarında yöntem ve ihdas ediliş nedenleri bakımından farklı yargılama kurumları olduğu değişik alanlara ait düzenlemeler içerdiği gerçeği dikkate alındığında usulünce açılan temyiz davası ile incelenmeden kesinleşen kararlardaki hukuka aykırılığın ülke sathında uygulama birliği sağlamak amacıyla önce kanun yararına bozma yolu ile giderilmesinden sonra lehe yasa değerlendirilmesi yapılması gerektiği düşünülmeden yazılı şekilde hüküm kurulması, 2-Suçun gece işlendiğini gösteren kanıtların neler olduğu karar yerinde gösterilmeden, lehe yasanın değerlendirilmesi sırasında TCY.nın 143/1. maddesiyle artırım yapılması, 3-765 sayılı TCK'nın 523. maddesinde öngörülen düzenleme ile 5237 sayılı TCK'nın 168. maddesinde öngörülen düzenlemenin farklı koşullara bağlı olduğu, 5237 sayılı TCK.nın 168.maddesinde "kısmi iade durumunda da mağdurun rızasının olması durumunda” uygulama koşulu olarak belirtilmesine karşın, 765 sayılı TCK.nın 523.maddesinde bu durumun uygulama koşulları arasında sayılmadığı anlaşıldığından; somut olayda mağdurların çevrede yaptıkları araştırma sonucu, sanığın ahırında bir bölümü bulanan suça konu küçükbaş hayvanların eksik kalanlarının parasının mağdurlara sanık tarafından soruşturma aşamasında iadesinin sağlandığının anlaşılması karşısında; mağdurlardan kısmi iadeye onay verip vermedikleri sorularak, sonucuna göre lehe yasanın değerlendirilmesi sırasında 5237 sayılı TCK'nın 168/1-4.maddesinde tanımlanan etkin pişmanlık hükmünün uygulama olanağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi, 4-Sanığın eylemine uyan 765 sayılı TCK'nın 491/5, 522/1 (pek fahiş, ...'e yönelik eylem nedeni ile), maddelerine göre, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın aynı suça uyan 142/2-g, (gece olması durumunda 143/1), 168/1-4, 53. maddelerinde öngörülen özgürlüğü bağlayıcı cezanın alt ve üst sınırları bakımından, anılan Yasanın 7/2, 5252 sayılı Yasanın 9/3.maddeleri ışığında, sanık lehine olan yasanın yerinde yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş, hükümlü ... ve savunmanının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi BOZULMASINA, 17.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.