Yargıtay · 5. Hukuk Dairesi

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2023/7707 E. 2024/4111 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
5. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/7707
Karar No
2024/4111
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2149 Esas, 2023/573 Karar KARAR : Yeniden esas hakkında verilen karar/kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : Silvan Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/321 Esas, 2022/413 Karar Taraflar arasındaki 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 41 nci maddesi gereğince yapılan düzeltme nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine yeniden yargılama yapan İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön incelemede; Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından adli yardım talepli olarak temyiz edildiği, bu sebeple de temyiz dilekçesi verilirken yatırdığı harç ve giderlerin iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Adli yardım, temyiz yoluna başvuru sırasında talep edilmekle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 336 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, adli yardım talebini inceleme görevi Yargıtaya aittir. Adli yardım, 6100 sayılı Kanun’un 334 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddelere göre gerçek kişiler ile kamuya yararlı dernek ve vakıfların yararlanabileceği adli yardımın şartları, ödeme gücünden yoksun olma ve talebin açıkça dayanaktan yoksun olmamasıdır. Adli yardım talebinde bulunan gerçek kişi veya tüzel kişinin yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri de mahkemeye ibraz etmesi gerekir. Adli yardım talebinde bulunanın ödeme gücünden yoksun olup olmadığı, bu belgeler incelenerek belirlenecektir. Bu açıklamalar ışığında adli yardım talebini içeren dilekçe ile ekindeki belge ve bilgiler birlikte değerlendirildiğinde; adli yardım talebinde bulunan tarafın, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşüren bilgi ve belge eklenmediği gibi, temyiz harcını da yatırdığı anlaşıldığından, adli yardım talebinin reddine vermek gerekmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir. Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.04.2024 günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir. Duruşma günü yetki belgesine istinaden Davalı Hazine vekili Avukat Melahat Alaftan gelmiş, davacı vekili duruşmaya katılmamıştır. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Diyarbakır ili, Silvan ilçesi, Duru köyü 464 parsel sayılı taşınmazın paydaşı olduğu, dava konusu taşınmazın 3 üncü kişiye satışından sonra Kadastro Müdürlüğünce 3402 sayılı Kanun'un 41 inci maddesine göre yapılan düzeltme sonucunda yüzölçümünde artış meydana geldiğinden bahisle uğranılan zararın 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; söz konusu talebin zamanaşımına uğradığını, görev, yetki, hak düşürücü süre, taraf ehliyeti, hukuki yarar yokluğu, usulsüz tebligat, iş bölümü, derdestlik, kesin hüküm, yargı yolu, husumet ve 6100 sayılı Kanun'unda belirtilen tüm ilk itirazlarda bulunduklarını, söz konusu 230 dönümlük arazinin 23 dönüm olmadığının farkına varılmamasının ve bu şekilde satış yapılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne ve tespit edilen bedelin yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı Hazine vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, yüzölçümünün azalmasında Hazinenin kusurunun olmadığını, Hazinenin sorumlu tutulabilmesi için tapu sicilinin yanlış tutulmasından kaynaklanan bir zararın doğmasının ve zarar ile eylem arasında bir illiyet bağının bulunması gerektiğini, davacının kullandığı arazinin kaç metrekare olduğunu bilebilecek durumda olduğunu, davanın husumetten reddi gerektiğini, uyuşmazlığın 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi kapsamında olmadığını, bilirkişi raporlarının ve hesaplama yönteminin bilimsellikten uzak olup Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, taşınmaza biçilen değerin yüksek olduğunu, raporla hesaplanan ve takdir edilen bedelin fahiş olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu edilen 464 parsel sayılı taşınmazın yüz ölçümünün 23.800 m² olarak tapuda kayıtlı olduğu, 04.11.1968 tarihli tapulama tutanağı ve tedavüllü tapu kütüğüne göre "... oğlu...'nun" 6/56 payla söz konusu taşınmazda tapu kayıt maliki olduğu, taşınmazın tamamının, dosyanın davacısının intikalden gelen payı ve diğer hissedarlarından temlik alan paylar dahil olmak üzere 25.08.2006 tarihinde de iş bu dosyanın davacısı tarafından dava dışı Halit oğlu ......'e satıldığı, akabinde 3402 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi uyarınca 06.04.2012 tarihli ve 232 sayılı kararla alan düzeltmesinin yapıldığı, taşınmazın yeni yüz ölçümünün 225.924,46 m² olduğu, bilahare aynı bölgede yapılan toplulaştırma işlemi sonucunda taşınmazın 123 ada 6 parsel olarak dava dışı ... oğlu ... adına tescil edildiği, iş bu dosyanın davacısının 6/56 paya yönelik olarak işbu davayı açabilme anlamında husumet ehliyetine sahip olduğu, ne var ki davacının diğer mirasçılardan devraldığı payları kaç metrekare üzerinden aldıysa aynı metrekare üzerinden de sattığından sonradan yapılan düzeltme işlemi ile davacının bu paylara yönelik olarak zararının doğduğu kabul edilemeyeceğinden davacının kadastro tespiti ile malik olduğu dava konusu taşınmazdaki 6/56 payına yönelik olarak teknik bilirkişiler tarafından dosyaya sunulan 19-20.01.2022 tarihli raporla zararın doğduğu 2012 tarihi değerlendirme tarihi olarak dikkate alınarak hesaplanan 119.238,98 TL zararının hüküm altına alınması gerekirken, yanılgılı gerekçe ile fazlaya hükmedilmiş olması doğru görülmeyerek davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun bu yönden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak ,yeniden esas hakkında karar verilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz itirazında bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunda münavebeye esas alınan ürünlerin hatalı olduğunu, yan ürünlerin ayrıca hesaplanmasını, masrafların brüt gelirin 1/3 oranında alınması gerektiğini, kapitalizasyon faizinin yüksek uygulandığını, dava konusu taşınmazın yeri ve konumu itibarıyla objektif değer artırıcı unsurun düşük uygulanmak suretiyle metrekare birim fiyatının düşük tespit edildiğini, yasal faizin gerçek zararı karşılamaktan uzak olduğunu, müşterek payı yönünden davanın reddine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek adli yardım talebinin kabulü ile kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 4721 sayılı Kanun’un başlıklı 1007 nci maddesinin birinci fıkrası. 3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4 - 383 Esas, 2009/517 Karar sayılı ilâmında tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri belirtilmiştir. 4. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan güven duygularını sağlamak bakımından aynî hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir. 5. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince açılan davalarda, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır. Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup bu tarihe göre tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği ve değeri belirlenmelidir. Taşınmazın niteliği arazi ise net gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir. 6. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun (2942 sayılı Kanun) 11 inci maddesi 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden; dava konusu taşınmazın 23.800 m² yüzölçümlü olarak 1968 yılında genel kadastro calışmaları sırasında 6/56 payı intikalen davacı adına tespit edildiği,kadastro tespitine itiraz sonucu payının tapuya 1989 yılında tescil edildiği,davacının aynı yüzölçümü ile 13/56 payı bir kısım müşterek maliklerden satın almak suretiyle toplam 19/56 payını 25.08.2006 tarihinde dava dışı ......'e satıp devrettiği, sonrasında Kadastro Müdürlüğünce 3402 sayılı Kanun'un 41 inci maddesine göre yapılan düzeltme ile yüzölçümünün 225.924,44 m² olarak düzeltildiği, düzeltme işleminin 2012 yılında tapuya şerh verildiği ve bilahare aynı bölgede yapılan toplulaştırma işlemi sonucunda taşınmazın 123 ada 6 parsel olarak dava dışı ... oğlu ... adına tescil edildiği anlaşılmıştır. 3. Arazi niteliğindeki dava konusu taşınmaza 2942 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca gelir metodu esas alınarak değer biçilmesinde ve istinafın kaldırma kararı sonrası verilen Mahkeme kararına karşı davacı taraf istinaf yoluna başvurmadığından davalı Hazine lehine oluşan usuli kazanılmış hak da gözetilerek dava konusu taşınmazın gerçek miktarından daha az yüzölçümü ile tapuya kaydedilmiş olması nedeni ile davacının kendisine intikalen gelen 6/56 payı yönünden taşınmaz bedelinin 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince davalı Hazineden tahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemeiştir. 4. Davacının 2006 yılında dava dışı ... oğlu ...'e satıp devrettiği ve diğer mirasçılardan devraldığı 13/56 payı yönünden ise kaç metrekare üzerinden aldıysa aynı metrekare üzerinden de sattığı dolayısıyla sonradan yapılan düzeltme işlemi ile davacının bu paya yönelik olarak zararının doğduğundan ve davalı Hazinenin 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi gereğince sorumluluğundan bahsedilemeyeceğinden, bu paya yönelik davanın reddine karar verilmesi yerindedir. 5. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aleyhine temyiz olunan davalı Hazine yararına 21.09.2023 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir olunan 17.100,00 TL vekâlet ücretinin temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2023/7707, K. 2024/4111, T. 02.04.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-5-hukuk-dairesi-2023-7707-e-2024-4111-k-e7b923b25f5c