Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/9844 E. 2023/12208 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/9844
- Karar No
- 2023/12208
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/54 E., 2022/704 K. DAVA TARİHİ : 10.03.2015 HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi Taraflar arasında görülen tasarrufun iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; verilen karar üzerine yeniden yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce Mahkeme kararının tekrar bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalılardan...Yapı Ltd. Şti'nden alacaklı olduğunu, davalı aleyhine kambiyo senetlerine mahsus yolla icra takibi yapıldığını, takibin kesinleştiğini, borçlunun takipler başlamadan önce dava konusu taşınmazını 22.04.2013 tarihinde diğer davalıya devrettiğini, devrin muvazaalı olduğunu belirterek tasarrufun iptali ile cebri icra yetkisi verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı...Yapı İnş. Ve İnş. Malz. Eml. Tur. Taş. Teks. Gıda. San. Ve Tic. Ltd. Şti.; davaya cevap vermemiştir. 2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının iyi niyetli olmadığını, müvekkilinin yurt dışında çalıştıktan sonra ...'ya yerleşmek istediğini, dava konusu taşınmazı almak üzere anlaştıklarını, anlaştıkları parayı,...Ltd Şti'nin sahibi Doğan'a verdiğini, davacı ve Hasan adındaki başka bir şahsın da şirketin görünmeyen ortakları olduklarını, söz konusu dairenin pazarlığında bulunduklarını bu kişilerin de müvekkili daireyi satın alırken onayının alındığını, halen de bu üç kişinin 15 yıldır ortak olarak inşaat yaptıklarını herkesin bildiğini, Ocak 2014 tarihinde dairenin müvekkiline teslim edilmediğini, sonrasında Haziran 2014'de müvekkilinin inşaata gittiğinde başkaca insanların oturduğunu gördüğünü, bu kişilerden aldığı bilgiye göre müvekkiline ait dairenin davacı Nazım tarafından yakınına satılmak istendiğini, hatta haricen satıldığını öğrendiğini, tarafların baştan itibaren kötü niyetli olduklarını belirterek davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 06.04.2016 tarihli ve 2015/122 Esas, 2016/131 Karar sayılı kararı ile; borçlu davalı tarafından yapılan bir tasarruf bulunmaması gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 11.03.2019 tarihli ve 2016/10480 Esas, 2019/2729 Karar sayılı ilamı ile; "... Somut olayda davacı vekili dava dilekçesinde, borçlu davalı şirketin dava dışı arsa sahibi Ahmet Toptaş ile yapmış olduğu kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince kendisine kalması gereken bağımsız bölümü alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile kendisi adına tescil ettirmeden 3. kişi konumunda olan diğer davalıya satıp onun adına tescil ettirdiğini öne sürerek yapılan bu işlemin iptalini talep etmiştir. Davalı Cumali vekili de cevap dilekçesinde dava konusu taşınmazı davalı şirketin müteahhiti olan Doğan’dan aldığını ve parayı da onun hesabına gönderdiğini beyan etmiştir. Dosya içeriğinden, dava dışı arsa sahibi Ahmet Toptaş ile borçlu davalı şirket arasında yapılan ... 3. noterliğinin 12.05.2011 tarih ve 9016 yevmiye numaralı kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre borçlu şirkete kalması gereken 7 nolu dairenin 05.07.2012 tarihinde tapu sicil müdürlüğünde, arsa sahibi Ahmet Toptaş tarafından davalı ...’ya satılmış olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu tasarruf ilk bakışta borçlu ile ilgisi olmayan üçüncü kişiler arasında yapılmış görünmesine rağmen, gerçekte bedeli borçlunun mal varlığından çıkmış fakat karşılığı borçlu davalının mal varlığına dahil edilmemiştir. Bu durumda yapılan işlemin tasarrufun iptali davasına konu olması gerekeceğinin kabulü ile davanın esasına girilerek kat karşılığı inşaat sözleşmesi hükümleri değerlendirilip tarafların delillerinin toplanması, ondan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır." gerekçesi ile karar bozularak dosya kararı veren Mahkemeye gönderilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar 1.Mahkemenin 31.01.2020 tarihli ve 2019/276 Esas, 2020/85 Karar sayılı kararı ile; davalı ...'nın davalı ...'dan davaya konu taşınmazı teminat amaçlı aldığı kanaatine varıldığı, ödediğini iddia ettiği bedelin taşınmazın satış bedeli olarak ödediğinin de ispat edilememiş olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile ... ili Merkez ilçesi Muratpaşa Mahallesi 2070 ada 6 parselde bulunan 7 nolu taşınmazın, davalı ...'ya devrine ilişkin 05.07.2012 tarihli tasarrufun iptaline ve anılan bağımsız bölüm üzerine ... 2. İcra Müdürlüğü'nün 2015/1545 esas sayılı dosyasındaki asıl alacak ve eklentilerini karşılayacak şekilde davacı alacaklıya cebri icra yetkisi tanınmasına karar verilmiştir. 2. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 3. Bu defa Dairemizin 27.09.2021 tarihli ve 2021/1340 Esas, 2021/5540 Karar sayılı ilamı ile; "... Somut olayda davacının ... 2.İcra Müdürlüğü'nün 2015/1545 sayılı takip konusu alacağı 15/09/2012 tanzim ve 15/03/2013 vade tarihli 150.000,00- TL bedelli bonodan kaynaklı olup dava konusu tasarruf 05/07/2012 tarihinde yapıldığından tasarrufun bu borçtan önce yapıldığı görülmektedir. Ancak uygulamada alacak- borç ilişkisi daha önce başlamasına rağmen alacak için düzenlenen bono veya çek gibi kıymetli evraka sonraki tarihlerin atıldığı sıklıkla görülmektedir. Bu nedenle davacı alacaklı, borcun doğumunun takip dayanağı bononun tanzim tarihinden önce gerçekleştiğini ileri sürerse mahkemece alacaklıya bu konuda kanıt sunma olanağı verilmeli, gerekirse davacı alacaklı ile borçlu isticvap edilerek senedin düzenlenmesine neden olan temel ilişki sorulmalı, gerektiğinde davacı ile borçlunun ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak borcun gerçek doğum tarihi tespit edilerek koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği saptanmalıdır. Mahkemece; davalı...Yapı inşaat sahibi ... ve davacının arasında imzalanan 15.04.2012 tarihli protokole göre, davacı Nazım Ural’ın inşaatın birtakım işlerini yapacağı ve davalı ...’ın bedelini 75 gün içerisinde ödeyeceği veya bu süre içerisinde inşaattan bir adet dubleks daireyi davacıya vereceği, takibe konu bononun bu protokol nedeniyle düzenlenmiş olup borcun protokol tarihi itibariyle doğduğu kabul edilmişse de; davacı ile davalı arasında düzenlenen 15/04/2012 tarihli protokol taraflar arasında her zaman düzenlenmesi mümkün adi yazılı sözleşme niteliğinde olduğundan ve davalı şirket olduğundan, davalı borçlu şirketin ticari defter ve kayıtları getirtilerek üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması, gerektiğinde davacı ve borçlunun isticvabı ile borcun doğumunun tespiti; daha önce doğduğu ispatlandığı takdirde buna ilişkin dava koşulunun gerçekleştiği kabul edilerek işin esasına girilip iptal nedenlerinin oluşup oluşmadığı irdelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Aksi durumun tespiti halinde ise borcun doğumu tasarruf tarihinden sonra ise davanın ön koşul yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerekir. Mahkemece bu maddi hukuki olgular dikkate alınmadan hatalı tespit ve eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. 2-Borcun tasarruf tarihinden önce doğduğunun tespiti halinde yapılacak esastan incelemede; davalı ...'nın ödediğini iddia ettiği bedelin taşınmazın satış bedeli olarak ödediğinin de ispat edilememiş olması karşısında davaya konu tasarrufun iptalinin gerektiği değerlendirilmiş ise de; kural olarak dava konusu taşınmazın ipotekle satılması halinde tapudaki satış bedeline ipotek bedeli eklenerek rayiç değerle kıyaslanması ve bedel farkının buna göre belirlenmesi gerekmektir. Ayrıca dava konusu taşınmazın tapudaki satış bedeli dışında rayiç bedelle alındığı, tapu dışı ödemenin resmi belge ile ispatlanması halinde tapu dışı ödemenin de tapudaki satış bedeline eklenmesi gerekmektedir. Davalı 3.kişinin tapu dışı harici ödemeleri, taşınmazı aldığı tarihteki banka hesap hareketleri ile ispatlaması halinde de, aksi iddia ve ispatlanmadığı sürece bankadan tasarruf tarihine yakın tarihlerde çektiği paranın da taşınmaz alımı için kullanıldığının kabulü gereklidir. Dava konusu taşınmaz; 05/07/2012 tarihinde davalı 3.kişi ... tarafından tapuda 5.000,00 TL bedel karşılığında alınmış, ancak davalı ...; taşınmazı gerçekte 55.000,00 TL ödeyerek davalı borçlu şirketin yetkilisi olan ...’tan aldığını, tasarruf tarihinde Türkiye İş Bankas... Şubesinden 50.000,00 TL para çekerek bunu ödediğini, buna ilişkin dekontun da Türkiye İş Bankas... şubesinden getirtilmesini talep etmişse de; mahkemece sözü edilen dekont getirilmemiştir. Buna göre; mahkemece bu dekontun getirtilip, dava konusu taşınmazın tasarruf tarihindeki gerçek değerinin bilirkişi raporu alınarak belirlenmesi ve buna göre bedel farkı bulunup bulunmadığının araştırılması gerekirken mahkemece bilirkişi raporu alınmadan ve dekont getirilmeden, davalı ...’nın ödediğini iddia ettiği bedelin taşınmazın satış bedeli olarak ödediğinin ispat edilemediği sonucuna varılması da isabetli olmamıştır. 3-Mahkemece; davalı...Şirketi'nin sahibinin beyanlarında davaya konu daireyi aldığı borç karşılığında teminat amaçlı diğer davalıya verdiğini, dairenin davacının olduğunu belirttiği, tanık beyanlarıyla da bu hususun doğrulandığı, davalı ...'nın davalı ...'dan davaya konu taşınmazı teminat amaçlı aldığı kanaatine varılarak davanın kabulüne karar verilmişse de; varılan sonuç dosya kapsamına uygun değildir. İİK.nun 280. maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlenmiştir. Davalı borçlu şirketin yetkilisi; dava konusu taşınmazı davalı 3.kişi Cuma’dan aldığı borç karşılığında teminat amacıyla davalı ...’ya devrettiğini beyan etmesine göre; mahkemece davalı ...’nın davalı borçlu şirkete borç veren kişi olarak İİK 280 kapsamında davalı borçlunun durumunu bilen ve bilmesi gereken kişilerden olup olmadığı tartışılmaksızın yazılı olduğu üzere karar verilmesi de doğru görülmemiştir. " gerekçesi ile karar yeniden bozularak dosya kararı veren Mahkemeye tekrar gönderilmiştir. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı Cumali'nin TMK'1023. Maddesi uyarınca bedelini ödeyerek dava konusu taşınmazı diğer davalıdan satın aldığı, taşınmazın devir tarihindeki bedeli ile ödendiği iddia edilen bedel arasında fahiş fark bulunmadığı, tarafların yakınlık durumu, dava edilen taşınmazın devirden sonra davalı Cumali tarafından kullanılmaya devam edildiği dikkate alındığında devrin gerçek bir devir olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; bozma ilamı doğrultusunda araştırma yapılmadığını, yapılan kısmi araştırmanın karar vermeye yeterli olmadığını, davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarında araştırma yapılmadığını, dava konusu taşınmazın satış tarihi itibari ile bilirkişi marifeti ile kıymet taktirinin belirlenmediğini, İİK .280 hükmü uyarınca davalılar arasında ki ilişkinin araştırılmadığını, davalı şirket yetkililerinin mahkemeye verdikleri dilekçe ile ticari defter ve kayıtlarının yerlerini belirttiğini, buna rağmen mahkeme tarafından bir inceleme yapılmadığını, ayrıca şirket yetkililerinin dinlenilmesi ile gerçek durum ortaya çıkacakken bu konuda isticvap yapılmadığını, ilgili taşınmazın yerinde keşif ile davalının oturup oturmadığının tespit edilmediğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine , Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 20.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.