Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/9378 E. 2025/15836 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/9378
- Karar No
- 2025/15836
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2709 E., 2023/1879 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİH : 07.07.2021 SAYISI : 2020/4 17... /371 Karar
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının yayın sahibi olduğu www....com.tr isimli haber sitesinde 21.10.2018 tarihinde yapılan haber ve haber ekinde yer alan fotoğraflar nedeniyle müvekkilinin özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini, haber ve ekindeki linklerde hukuka aykırı olarak kişisel verilerinin kullanıldığını, Büyükçekmece 1. Sulh Ceza Hakimliği'nin 2020/2039 D.İş sayılı erişim engeli kararının davalı tarafından uygulanmadığını, müvekkilinin kamuya mal olmuş bir kişi olmadığını, haber ve fotoğrafların halen sitede yayınlanmasında kamu yararı bulunmadığını, haberin güncelliğini yitirdiğini, unutulma hakkı ve onurlu şekilde yaşama hakkı nazara alınarak müvekkilinin kişisel verilerine yönelik ihlalin sona erdirilmesi gerektiğini belirterek haksız saldırının sona erdirilmesi, erişim engeli kararının uygulanmaması nedeniyle davalının adli para cezası ile cezalandırılması ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsili talep edilmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; sulh ceza hakimliği tarafından verilen erişim engeli kararının kendilerine tebliğ edilmediğini, bu nedenle sorumluluklarının bulunmadığını, haber ekindeki fotoğrafların mozaiklenerek verildiğini, haberin basın özgürlüğü sınırları içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu haber linklerinde davacının fotoğrafının ve tapu senedinin açık şekilde yer aldığı, davacının bu şekilde açıkça tanınmasını sağlayacak bilgi ve görüntülerin kullanıldığı, davacı kamuoyu tarafından tanınan ve bilinen kimselerden de olmadığına göre özel hayatının korunmasını talep edebileceği, davacının kişisel bilgilerinin açıkça kullanımı nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiği ve saldırının önlenmesini talep edebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile dava konusu haber ve fotoğraf linklerine ilişkin haksız saldırının önlenmesi, 7.000,00 TL manevi tazminatın 22.10.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline; adli para cezası verilmesi yönündeki talebin görev yönünden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu haberin güncel ve görünür gerçekliğe uygun olduğu, toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu, adli bir olayın gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekecek nitelikte aktarıldığı, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, demokratik toplum tarafından meşru sayılabilecek nitelikte, ifade özgürlüğüne getirilmesi gereken bir sınırlamanın gerekli olmadığı ve davacının kişilik haklarına bir saldırı bulunmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; haberin ekinde yer alan müvekkilinin tanınmasını sağlayacak fotoğrafların, kişisel bilgilerinin yayınlanmasının basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini, kişisel verilerinin ihlal edildiğini, erişim engeli kararının davalı tarafından uygulanmadığını, buzlanmamış fotoğrafının ve tapu senedinin yayınlandığını, haberin güncelliğini yitirdiğini, dava açıldıktan sonra davalının haberi yayından kaldırdığını, kişilik haklarının saldırıya uğradığını, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; davalının yayın sahibi olduğu www....com isimli haber sitesinde 21.10.2018 tarihinde yapılan haber ve haber ekinde yer alan fotoğraflar nedeniyle davacının özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği, kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat, hukuka aykırı saldırının sona erdirilmesi ve davalının adli para cezası ile cezalandırılması talebine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına göre, özellikle dava açıldıktan sonra dava konusu yayının internet sitesinden kaldırıldığı anlaşılmakla davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan manevi tazminat talebi dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacı vekilinin manevi tazminat istemine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. TMK'nın "Kişiliğin korunması" başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir: “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir: “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10 uncu maddesinin 1 inci fıkrası; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” hükmünü içermekte olup hangi hâllerde ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği de aynı maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10 uncu maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (Handyside/Birleşik Krallık/Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976/parag. 49). Basın özgürlüğü ise ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM’nin basın ile ilgili kararlarında ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birisini oluşturduğuna değinildikten sonra basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğu belirtilmektedir. Basın özgürlüğünün iç hukukumuzda nasıl yer aldığı konusuna gelince; Anayasa’nın “Basın hürriyeti” başlıklı 28 inci maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3 üncü maddesi basın özgürlüğünü düzenlemiş ve bunun sınırlarını göstermiştir. 5187 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinde; “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.” hükmü yer almaktadır. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere; basın özgürlüğü, kişinin dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren olay ve olgular hakkında bilgi sahibi olmasını sağlamayı amaçlar. Bunun gereği olarak basın; haber toplamak, fikir ve kanaatleri izleyerek bunları çözümlemek, yorumlamak, eleştirmek ve sonuçta kamuoyunu ilgilendiren konularda doğru ve gerçeğe uygun haber vermek hakkına sahip ve bununla görevlidir. Eş söyleyişle denetim, uyarma, eleştiri ve gerçekleri açıklama, basının doğal görevleridir. Doğaldır ki basının bu ayrıcalıklı konumu ve hukuk düzeninin kendisine tanıdığı özgürlük, tüm özgürlükler gibi yine hukuk düzenince çizilen sınırlara tabidir. Basın, yaptığı yayınlarda gerek Anayasa’nın “Temel Haklar ve Ödevler” bölümünde yer alan ve gerekse de TMK'nın 24... . maddelerinde ve ayrıca özel yasalarda güvence altına alınmış olan, kişilik haklarına saygı göstermek, bunlara saldırı niteliği taşıyabilecek tutum ve davranışlardan kaçınmak zorundadır. Bu cümleden olarak basın, belirli bir kişinin fikrini tartışmak zorunda kaldığı durumlarda bile, objektif bilgi vermekle ve eleştirmekle yetinmeli, olayları tahrif etmek veya kuşkuları yaymak gibi hukukun izin vermeyeceği yollara başvurmamalıdır. Özellikle de hakaret niteliğinde ya da yersiz, onur kırıcı söz ve deyimlerin kullanılmasından kaçınmalıdır. Basının kamu görevi yapmasında göz önünde tutulan amaç ile kişilik haklarına verilen zarar arasında açık bir oransızlık varsa, yayının hukuka aykırı olduğu kabul edilmelidir. Objektiflikten ayrılmak, haber sınırını aşmak, genişletici ve yanlış yorumlarda bulunmak, gerçek dışı haber vermek, yersiz şekilde onur kırıcı sözler kullanmak, dürüstlük kurallarına aykırı davranmak, kişisel nedenlerle salt sansasyon için yayın yapmak hukuka aykırıdır. Bu açıklamalardan sonra, denilebilir ki; basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için yayının gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayının haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir. Bir yayının hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi ancak açıklanan bütün bu koşulların birlikte varlığı hâlinde mümkündür. Yapılan bir yayın bu temel ilkelerden herhangi birine ters düşüyorsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2019 tarihli ve 2017/4-1414 E., 2019/464 K.; 10.12.2019 tarihli ve 2017/4-1833 E., 2019/1333 K., sayılı kararları). Haberde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, haberin içeriğine uygun düşmeyen, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslubun kullanıldığı durumlarda, özle biçim arasındaki denge bozulmuş sayılır. Bu da hukuka aykırılığın varlığını kabule imkân sağlar.
Somut olayda, adli bir olayla ilgili görünür gerçeğe uygun olarak yapılan haber basın özgürlüğü kapsamında olmakla beraber, kamuya mal olmamış davacının haber ekindeki linklerde yer alan buzlanmamış fotoğrafı ve kişisel veri niteliğinde olan tapu senedinin yayınlanması ile öz ile biçim arasındaki dengenin bozulduğu, bu nedenle hukuka aykırılık unsurunun oluştuğu, basının haber verme hakkından uzaklaşılarak davacının kişilik haklarına saldırının gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacının şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkı, davalı tarafın basın özgürlüğünden üstün tutulmalı ve davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı kabul edilmelidir. Şu durumda; kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı yararına TBK'nın 58 inci maddesi uyarınca uygun miktarda manevi tazminata karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle istemin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. VI. KARAR 1.Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2.Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin manevi tazminat talebine yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.