Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/10583 E. 2025/15139 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/10583
- Karar No
- 2025/15139
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/477 E., 2023/1161 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Buldan Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/117E., 2022/119 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; Buldan Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/112 Esas, 2014/97 Karar sayılı dosyasında ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verildiğini, .. İlçesi .. Köyü 126 Parsel sayılı taşınmazın, Buldan İzale-i Şuyu Satış Müdürlüğünün 2015/22 Satış sayılı dosyasından satışa çıkarıldığını, 06.06.2016 günü yapılan ihalede davalı hissedar ... .'nın, 406.000,00 TL fiyat vererek ihaleyi aldığını ancak 10 günlük yasal süresi içinde ihale bedelini yatırmadığı için ihale kararının geriye alındığını, 27.09.2016 tarihinde yapılan ihalede yine davalının pey sürerek ihaleye katıldığını, en son 310.000,00 TL pey ile ihaleyi tekrar davalı ... . ile yakın akrabası ..'nın birlikte aldığını, ihalenin 18.01.2017 tarihinde kesinleştiğini belirterek, iki ihale arasındaki farktan davacıların uğradıkları zararın bilirkişi marifetiyle tam olarak belirlendikten sonra artırılmak üzere şimdilik 5.000,00 TL tazminatın ihalenin kesinleştiği tarih olan 18.01.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; eldeki davanın 5.000,00 TL bedelle belirsiz alacak davası olarak açılmasının usule aykırı olduğunu, iki ihale bedeli arasındaki bedelin belirli olduğunu belirterek davanın usulden ve esastan reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin tarih ve sayısı yukarıda yazılı kararıyla; davalı tarafından 06.06.2016 tarihinde yapılan ilk ihalede taşınmazın 406.000,00 TL bedelle alındığı ancak yasal sürede ihale bedelinin yatırılmaması nedeniyle ikinci pey süren davacılara teklif edildiği, davacılar tarafından teklifin kabul edilmeyerek satışın 20.06.2016 tarihinde düşürüldüğü, satış memurluğunca İK 133. maddede tanımlanan aynı satış kararına istinaden yeni bir ihale tarihi belirlenmediği, “Davalının talebiyle 08.07.2016 tarihinde yeniden iki ayrı gün için satış kararı verildiği, “27.09.2016 tarihinde davalı ve davalı 3. kişinin 1/2 oranında taşınmazı 310.000,00 TL bedelle satın alındığı ve bedelinin yatırıldığı, “İhaleye ilişkin fesih davasının 18.01.2017 tarihinde kesinleştiği, satış müdürlüğünce yapılan iki ihalenin de iki ayrı satış kararına ilişkin olduğu dikkate alındığında, İK 133. maddesi kapsamında memurlukça resen ihale farkı tahsili işlemi yapılamayacağı, davalının ilk ihalede bedeli yatırmaması ve ikinci ihalede daha düşük bir bedelle taşınmazı almasının davacılar bakımından haksız fiil veya kötüniyetli bir davranış olarak kabul edilip edilemeyeceği, ikinci ihaleyi de başka bir üçüncü kişinin kazandığı, davalının davacıya karşı işlediği bir haksız fiilden veya davalının kötü niyetinden söz edilemeyeceği gerekçesiyle ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının süresi içinde davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine; Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığı ve hukukumuzda belirsiz alacak davasının istisnai durumlarda açılabileceği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde davanın bir alacak davası değil, haksız fiil hükümlerine göre açılmış tazminat davası olduğunu ve tazminat miktarının mahkeme tarafından bilirkişi hesaplamaları ile belirlenecek ve belki de tarafların durumuna haksız fiilin gerçekleşme şekline göre mahkemece hakkaniyet indirimi, taktiri indirim vs. uygulamalar yapılabileceğini, bu sebeple tazminat miktarını davacıların hesaplayamayacağını, tazminat miktarının belirgin olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalının katılmış olduğu ihale bedelini ödememesi nedeniyle ilk ihalenin düşürülmesi sonucunda, taşınmazın ikinci ihalede daha düşük bedelle satılması nedeniyle iki ihale bedeli arasındaki fark kadar davacının zararı oluştuğu iddiasıyla tazminat talebine ilişkindir. 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesinde davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebileceği, aksi takdirde davanın, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanacağı düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un 109. maddesinde ise talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının da dava yoluyla ileri sürülebileceği, dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılmasının, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmeyeceği düzenlenmiştir. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. Hukuki yarar dava şartlarından olup 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesine göre, davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart, dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan, olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Hâkimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin HMK.'nun 31. maddesinde hâkimin, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü konular hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği, kanıt gösterilmesini isteyebileceği belirtilmiş; 33. maddesinde ise hâkimin Türk Hukukunu re'sen uygulayacağı düzenlenmiştir. Bu nedenledir ki, dava dilekçesinde davacının talebini dayandırdığı vakıalara uygun hukuki sebepler dava dilekçesinin zorunlu unsurları arasında sayılmamıştır. Zira davacının dayandığı vakıalara uygun hukuki sebepleri hâkim kendiliğinden bulup uygulamakla yükümlüdür. Somut davada, iki ihale bedeli arasındaki fark ve davacının hissesine düşen bedel belirlenebilir. Ancak, talep edilecek alacak miktarının davanın açıldığı anda tam ve kesin bir biçimde belirlenmesinin mümkün olmasına rağmen belirsiz alacak davası şeklinde açılan dava, hukuki yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile usulden hemen reddedilmemelidir. Zira bir miktar belirtilmek sureti ile açılan belirsiz alacak davası da alacak ister belirli ister belirsiz olsun bir eda davasıdır ve eda davalarında hukuki yarar var kabul edilir. Öte yandan davacının dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşması mümkün olmayıp bir mahkeme kararına muhtaç ise dava açmakta hukuki yararının bulunduğu tartışmasızdır. Alacağın belirli veya belirsiz olması başlangıçta var olan hukuki yararı ortadan kaldırmayacaktır. Davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına başka bir anlatımla davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli koşulların somut olayda bulunmasına göre mahkemece davaya kısmi dava olarak devam edilerek uyuşmazlığın esastan incelenmesi gerekir. Uyuşmazlığın esastan incelenmesi, davaların mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını öngören "usul ekonomisi" ilkesi ile Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan hak arama özgürlüğüne ve mahkemeye erişim hakkına da hizmet edecektir. Bu durum, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirmiştir. VI. KARAR Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacılara iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.