Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2010/10548 E. 2010/10862 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2010/10548
Karar No
2010/10862

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... ve diğeri vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 11/10/2009 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 11/11/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, ormandaki kesik ağacın devrilmesi nedeniyle desteğin ölümünden uğranılan maddi ve manevi zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, istem pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmiş; karar, davacılar tarafından temyiz olunmuştur. Davacılar, Göle Orman İşletme Müdürlüğü işçi kadrosunda çalışan dava dışı ...'ın, ormandaki kaçak kesilmiş ağaçların orman işletme müdürlüğünden verilen talimat gereğince köye taşıması işinde yardımcı olması karşılığında Orman İşletmesi tarafından kendisine ücret ödeneceği söylenen desteğin, yanına oğlunu ve at arabasını alarak ...'ın talimatları doğrultusunda verilen işi tamamlamaya çalışırken, kesilmiş bir ağacın devrilmesi nedeniyle kafa yaralanması sonucu yaşamını yitirdiğini belirterek, davalının maddi ve manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını istemişlerdir. Davalı ... ise, Orman İşletme Müdürlükleri'nin ayrı tüzel kişiliği bulunan Orman Genel Müdürlüğü'ne bağlı olduğunu, iddia olunan olayda husumetin Orman Genel Müdürlüğüne yöneltilmesi gerektiğini ileri sürerek, istemin husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemece, Orman İşletme Müdürlüğü'nün, 3234 sayılı Yasa gereğince ayrı tüzel kişiliği bulunan Orman Genel Müdürlüğüne bağlı olduğu, açılacak davanın da Orman Genel Müdürlüğü aleyhine açılması gerektiği, davalı gösterilen ...'nın pasif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Eldeki davada, davacıların ayrı bir tüzel kişiliği bulunan Orman Genel Müdürlüğü'ne husumet yönelterek dava açmaları gerekirken, ...'na husumet yönelterek dava açmış olmaları, hasımda değil hasmın belirlenmesinde (temsilcide) yanılgı niteliğindedir. Hasmın temsilcisinde yanılma durumunda, dava husumet yokluğu nedeniyle reddedilmez; davacılara doğru hasma husumet yöneltmeleri için önel verilerek, dava dilekçesinde gerekli düzeltme yapıldıktan sonra dava dilekçesi ile duruşma günü doğru hasma tebliğ edilip taraf oluşumu sağlandıktan sonra yargılama yapılarak sonucuna göre bir karar verilir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacılara gerekli önel verilip dava dilekçesinde gerekli düzeltme yapıldıktan sonra dava dilekçesi ile duruşma gününün doğru hasma tebliği ile yargılama yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 25/10/2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesine göre; idarenin (kamu kurumunun) "eylem ve işlemleri" sonucu zarar gördüğünü ileri süren hak sahiplerinin açacakları tam yargı davalarına bakma görevi İDARİ YARGININ yetki sınırları içine girmektedir. Görev konusu kamu düzeni ile ilgili olup, (zira mahkemelerin görevleri yasalarla belirlenir.) taraflarca ileri sürülmese dahi yargılamanın her aşamasında hakim tarafından re'sen değerlendirilip, görev hususunun yasalara uygun olarak karara bağlanması gerekir. Yargıtay uygulamalarında idarenin eylemi, "plan ve projeye bağlanmayan" haksız eylem niteliğinde görüldüğü hallerde, hak sahiplerinin açtığı tazminat davalarında görevli mahkemelerin Adli yargı olacağı kabul edilmektedir. Ancak, ben bu uygulamayı 2577 sayılı Kanunun 2/1-b maddesine aykırı gördüğüm için bu görüşe katılmıyorum. Zira, mahkemelerin görev sınırları yasalar ile belirlenip, yasalara aykırı şekilde yargı kararı ile belirlenemez. Ayrıca, 2577 sayılı Kanunun 2/1-b maddesinde hiçbir ayrım yapılmaksızın idarenin tüm "eylem ve işlemlerinden dolayı" idari yargının görevli olduğu açıkça belirtildiğine göre, idarenin “plan ve projeye bağlı olmayan” eylemleri de adından anlaşılacağı üzere “eylem” olduğundan ve Yasa’da tanımlanan görev kapsamına “eylem” de alınmış olduğundan ve burada önemli olanın eylemin niteliği olmayıp eylemin kimin tarafından yapıldığıdır. Yasa, idarenin (kamu kurumunun) eylemlerini idari yargının görev sınırları içerisine almış olduğuna göre, idarenin haksız eylem niteliğinde kabul edilen eylemlerinde görevli mahkemenin (Yargının) adli yargı olacağına ilişkin düşüncelerin doğru olmadığı kanaatindeyim. Somut olayımızda da davacı taraf, davalı idarenin (kamu kurumunun) kamu hizmetini yerine getirirken ortaya koyduğu eylem veya işlemlerinden zarar gördüğünü ileri sürerek bu davayı açtığına göre davaya bakma görevi idari yargının yetki sınırları içinde kalacağından adli yargı hakiminin yargı yolu bakımından dava dilekçesinin reddine karar vermesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüş ve düşüncelerine katılmıyorum. 25/10/2010

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2010/10548, K. 2010/10862, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2010-10548-e-2010-10862-k-e8317d885181