Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2009/8347 E. 2010/4548 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2009/8347
Karar No
2010/4548
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 07/01/2009 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 30/04/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Davacı, idari yargı kararlarını uygulamadığını iddia eden davalının asılsız yere şikâyetçi olması nedeniyle hakkında ceza soruşturması yapıldığını ileri sürerek, kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğradığı manevi zararın ödetilmesini istemiştir. Davalı ise, yasal şikayet hakkını kullandığını belirterek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemece, davalının şikayet dilekçesi ile ileri sürülen iddiaların haksız olduğu gerekçesiyle istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur. Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir. Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir. Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır. Somut olayda; dosyadaki bilgi ve belgelere göre, davalının müfettişlik unvanı ile atanma isteği davacının sorumluluğunda gerçekleştirilen işlem ile reddedilmiştir. Davalının idare mahkemesinde açtığı dava sonucu bu işlemin iptali ile yoksun kaldığı akçalı (parasal) haklarının ödenmesine karar verilmiştir. Müfettiş olarak atanan davalı, idare mahkemesi kararında gösterilen ödeme, değişik gerekçelerle, yapılmadığından, davacı hakkında şikayette bulunmuştur. Bu arada idare mahkemesi kararı bozma ile ortadan kalkmış ve olayların gelişimine göre bir kusur veya ihmali bulunmadığı sonucuna varılan davacı hakkında takipsizlik kararı verilmiştir. Yukarıda anlatıldığı üzere; şikayet, somut bazı olgu ve olaylara dayanmaktadır. Ortada şikayeti gerektirecek derecede yeterli belirti (emare) bulunmaktadır. Bu kanıt ve belirtilerin cezalandırma için yeterli sayılmaması davalının şikayetinin haksız olduğu sonucunu yaratmaz. Şikayet dilekçesinde olayın oluş şekline uygun düşmeyen veya davacıların kişiliğine yönelen aşağılayıcı bir anlatım biçimi de kullanılmamıştır. Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, davalının şikayet hakkını yasal sınırlar içinde kalarak kullandığı benimsenip istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 19/04/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2009/8347, K. 2010/4548, T. 19.04.2010, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2009-8347-e-2010-4548-k-d2ec826f39da