Yargıtay · 4. Ceza Dairesi
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2025/3315 E. 2025/9806 K. – Hakaret
Konu: Hakaret
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2025/3315
- Karar No
- 2025/9806
- Karar Tarihi
- Konu
- Hakaret
MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2024/964 E., 2024/1300 K. SUÇ : Hakaret HÜKÜM : Düşme TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında bozma üzerine verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde sunulduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Yerel Mahkemece bozma üzerine sanık hakkında hakaret suçundan düşme kararı verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan vekilinin temyiz isteği, dava zamanaşımının, sanık hakkında yapılan yargılamanın yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulüyle yeniden başladığına, 5237 sayılı Kanun'un 66/5. maddesinde düzenlenen hüküm doğrultusunda dava zamanaşımının gerçekleşmediğine, 765 sayılı Kanun'a göre uygulama yapılmasının hatalı olduğuna vesaire ilişkindir III. GEREKÇE Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11.03.2014 tarihli ve 2012/3-909 Esas, 2014/121 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere; 765 sayılı Kanun'un 109. maddesi; "Aynı fiilden dolayı her ne suretle olursa olsun tekrar muhakemesi görülmek lazımgelen mahkumünaleyhin ahiren vaki olan mahkumiyeti evvelki mahkumiyetinden daha hafif bir cezayı mutazammın ise müruru zaman müddeti sonraki hüküm ile tertip olunacak cezaya göre hesap olunur" şeklinde düzenlenmiş iken, 5237 sayılı Kanun'un "Dava zamanaşımı" başlıklı 66/5. maddesi, "Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı süresi yeni baştan işlemeye başlar" şeklinde düzenlenmiştir. 765 sayılı Kanun'da muhakemenin iadesine karar verilmesinin dava zamanaşımına tesir edeceğine ilişkin bir hüküm mevcut değildir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 28.01.1942 tarihli ve 16-16 sayılı kararında; kesinleşen hükümlerin muhakemenin iadesi yoluyla yeniden incelenmesinde dava zamanaşımının mevzu bahis olamayacağına hükmedilmiştir. Yine Ceza Genel Kurulu'nun 29.05.1954 gün ve 84 sayılı kararında; "Muhakemenin yenilenmesine karar verilmekle asli dava avdet etmiş olmayacağından zamanaşımı mevzu bahis olamazsa da, eski hüküm 1412 sayılı CMUK'nun 341. maddesine göre iptal olunur, yeniden hüküm kurulması gerekirse zamanaşımı nazara alınabilir. Şayet, eski hüküm iptal edilmez de tastik olunursa zamanaşımından bahisle hüküm bozulamaz" sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre, 765 sayılı Kanun ve 1412 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde muhakemenin iadesine karar verilmesi durumunda, muhakemenin iadesine konu edilen davada zamanaşımı söz konusu olmayacaktır. Ancak, muhakemenin iadesi sonucu suç vasfından değişme olmuş, değişen suç vasfına göre yeniden belirlenen zamanaşımı önceki yargılamada gerçekleşmiş ise, muhakemenin iadesi yargılaması sonucunda 765 sayılı Kanun'un 109. maddesi uyarınca sanık hakkında açılan kamu davasının da zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi gerekmektedir. 5237 sayılı Kanun açısından konu incelendiğinde ise, Kanun'un 66/5. maddesi uyarınca aynı fiilden dolayı tekrar yargılanmayı gerektiren hallerde zamanaşımının söz konusu olacağı, ancak zamanaşımının yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulünden itibaren yeni baştan işlemeye başlayacağı hükme bağlanmış ve yargılamanın yenilenmesinde zamanaşımının mümkün olduğu açıkça ortaya konulmuştur. Görüldüğü gibi, yargılamanın yenilenmesinde eski hükmün iptal edilip failin daha az bir ceza ile cezalandırılmasına karar verilmesi hali dışında 765 sayılı Kanun'a göre dava zamanaşımı söz konusu olmazken, sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun'un 66/5. maddesindeki açık düzenleme karşısında yargılamanın yenilenmesinde dava zamanaşımı söz konusu olacaktır. Bu nedenle, inceleme konusu dosyada sanık lehine olduğunda tereddüt bulunmayan 5237 sayılı Kanun uyarınca zamanaşımının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu sonuca ulaşıldıktan sonra zamanaşımı bakımından daha kısa süreler öngören 765 sayılı Kanun'un 102 ve 104. maddelerinin esas alınması gerektiği ileri sürülebilir ise de; 765 sayılı Kanun'da yargılamanın yenilenmesi muhakemesinde dava zamanaşımının öngörülmemesi, bu nedenle 5237 sayılı Kanun'un lehe olduğunun kabul edilmesi karşısında, zamanaşımının da 5237 sayılı Kanun'un 66 ve 67. maddelerinde belirlenen esaslara göre hesaplanması gerekmektedir. Aksi yöndeki kabul, lehe kanun uygulamasında karma uygulama sonucunu doğuracak olup usul ve kanuna aykırılık oluşturacaktır. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Dairemizin istikrar kazanmış kararlarında; lehe kanunun uygulanmasına ilişkin olan 5252 sayılı Kanun'un 9/3 maddesi, 23.02.1938 gün ve 23-9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve öğretide bu konuda ileri sürülen görüşler birlikte gözönüne alındığında, lehe kanunun belirlenmesi amacıyla sabit kabul edilen maddi olaya suç tarihinde yürürlükte bulunan kanunlar ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hiçbir hükmü karıştırılmadan bir bütün halinde uygulanması ve uygulama sonucu ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu bilgiler ışığında, yargılamanın yenilenmesine konu olan somut olayda, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Kanun hükümlerine göre dava zamanaşımının söz konusu olmadığı, buna karşılık sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun'un 66/5. maddesi uyarınca dava zamanaşımının yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edildiği tarihten itibaren yeni baştan işlemeye başlayacağı sabittir. Sanığın yargılama konusu eylemi için, 5237 sayılı Kanun'un 125/3-a maddesi uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanun'un 66/1-e ve 67/4. maddeleri gereği, 8 yıllık olağan ve 12 yıllık olağanüstü zamanaşımının öngörüldüğü anlaşılmıştır. Zamanaşımının kesilmesi nedenlerini incelediğimizde ise, 5237 sayılı Kanun'un 67. maddesinin 2. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde sayılan kesme nedenlerinin yargılamanın yenilenmesine konu olabilecek bir ceza davasında gerçekleşmesi mümkün değildir. Ancak anılan fıkranın (d) bendinde belirtilen kesme nedeni yargılamanın yenilenmesinde söz konusu olabilecektir. Buna göre, Yerel Mahkemece yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edildiği 26.04.2019 ile 12.02.2020, 15.03.2022 ve 27.09.2023 tarihli mahkumiyet tarihleri arasında 8 yıllık olağan, 26.04.2019 tarihinden itibaren hüküm tarihine kadar da 12 yıllık olağanüstü dava zamanaşımının gerçekleşmediği gözetilmeksizin düşme kararı verilmesi hukuka aykırı görülmüştür. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.05.2025 tarihinde karar verildi.