Yargıtay · 4. Ceza Dairesi
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2011/2008 E. 2013/8641 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2011/2008
- Karar No
- 2013/8641
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Tehdit, hakaret HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; 1-Sanığın, müteahhit olan oğlunun, katılanlara yapmış olduğu binaya ilişkin proje eksikliğinden kaynaklanan ihtilafları nedeniyle, aynı olay kapsamında, birlikte olan katılanlara yönelttiği sözlerin, TCK'nın 43. maddesi kapsamında zincirleme şekilde hakaret ve tehdit suçlarını oluşturduğu gözetilmeden, yüklenen suçlardan ayrı ayrı cezalara hükmedilmesi, 2-CMK'nın 231/6-c maddesinde belirtilen zarar kavramının belirlenebilir, ölçülebilir, somut maddi zarar olup manevi nitelikteki zararı kapsamaması karşısında, sabıkası bulunmayan sanığa yükletilen hakaret ve tehdit suçlarının mağdurlarının, ne şekilde maddi nitelikte zararları olduğu açıklanarak, sanığın hukuksal durumunun, maddedeki yasal ölçütlere göre değerlendirilmesi yerine, "Sanığın, meydana gelen zararın karşılanması hususunda dosyaya yansıyan bir girişiminin bulunmaması ve müştekilerin şikayetçi olmaları” şeklindeki kanuni olmayan gerekçelerle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi, Kanuna aykırı ve sanık ...'ın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 27/03/2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY İki farklı mağdura yönelik ve farklı sözlerle hakaret ve tehdit nedeniyle TCK’nın 43'ncü maddesinin mi, yoksa mağdur sayısınca suç mu kabul edileceği hususu tartışması: 765 sayılı TCK’nın 80'nci maddesindeki düzenleme, “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır” biçimindeydi. 5237 sayılı TCK’nın konuya ilişkin 43'ncü maddesindeki düzenleme ise, “(1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır. (2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır. (3) Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz” biçimindedir. Görüldüğü gibi, iki düzenleme arasındaki farklardan, konumuzla ilgili olanı, 765 sayılı TCK’nın 80'nci maddesinde, “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır”; 5237 sayılı TCK’nın 43/1'nci maddesindeki düzenlemede ise, “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır” şeklindedir. Yani, önceki yasada, “bir suç işleme kararı”; yeni yasada, “bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi” aranmaktadır. Görüldüğü gibi, yeni yasadaki düzenlemede, “bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi”ne yer verilmiştir. Yani, yeni düzenlemede mağdura vurgu yapılmıştır. Ancak yeni yasada, öncekinden farklı olarak, birden çok mağdura karşı zincirleme suçtan söz edilebilmesi, “tek fiille işlenmiş” olma kaydına bağlanmıştır. Buna göre, “aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır” (m.43/2) biçiminde düzenlenmiştir. Dolayısıyla, yeni düzenleme, eski yasada yer alan ve birden çok mağdura yönelik “bir suç işleme kararı” kavramının birden çok mağdura yönelik olabileceği yönünde ve farklı görüşleri sonlandırmıştır. Çünkü, 765 sayılı TCK'nın 80'nci maddesindeki, “mağdura” vurgu yapmadan, “bir suç işleme kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün Birkaç defa ihlal edilmesi”nden söz edilmekteydi. Bu nedenle, eski 80'nci maddedeki bu düzenlemenin “mağdurların menfaatlerini korumak maksadile hareket edilmediği” kabul edilmekteydi (Erem, 1966, s.680). Ancak, eski yasanın 80'nci maddesindeki bu açık düzenlemeye karşın, yine de “mağdur sayısını” dikkate alan yorumlar yapılmaktaydı (Antolisei, s.366; Dönmezer-Erman, C.I, s.418; Tosun, s.15-16; aktaran, Alacakaptan, Suçun Unsurları, 1975, s.57). Yeni düzenleme, birden çok mağdura karşı işlenen suçlar bakımından zincirleme suçtan söz edilebilmesinde tek ölçü getirmiştir: “aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi”. Yasa koyucu kimi suçlar bakımından zincirleme suç hükmünün uygulanamayacağına da yer vererek, zincirleme suçun uygulanma alanını iyice belirginleştirmiştir. Ayrıca yeni düzenlemede, eski düzenlemede olduğu gibi, yasa hükmünün ihlali değil, kişi ön plana çıkarılmıştır. Kuşkusuz yeni düzenlemede de yasa hükmünün ihlaline yer verilmiş olmakla beraber, asıl vurgu mağdura yapılmıştır. Örneğin, “bir suç işleme kararı”, “değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi” kavramları, suçun işlenmesinden söz ederek, bir yasa hükmünün ihlalini ifade etmekle beraber, “bir kişiye karşı” demek suretiyle, mağduru esas almıştır. Bir başka deyişle, eski yasada mağdur veya mağdurlar ayrımı yapılmamışken, yeni düzenlemede, belirginlik kazandırmak için mağdura vurgu yapılmıştır. Birinci fıkrada mağdura vurgu bu şekilde yapıldığı gibi, “tek fiille” birden fazla kişiye karşı işlenmesi de zincirleme suç olarak kabul edilmiştir. Bu düzenlemeler gösteriyor ki, nedeni ne olursa olsun, farklı mağdurlara karşı gerçekleştirilen ayrı ayrı eylemlerde farklı sorumluluk esastır. Diğer yandan, bir suç işleme kararının icrası kapsamında kavramı, iki farklı kişiye yönelik ayrı işlenen suçları içermemektedir. Bir diğer söyleyişle, bir suç işleme kararı, failin her bir mağdura karşı suç işleme kararını ifade etmez. Bir suç işleme kararı, maddenin 2 nci fıkrasındaki “tek fiille işleme” hariç, bir mağdura karşı suç işleme kararını ifade etmektedir. Kaldı ki, 1 nci fıkrada açıkça, “bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi” halinde zincirleme suçtan söz edileceği kabul edilmektedir. Maddede, failin suç işleme kastının birden fazla kişiye yönelik alınmış bir karar veya aynı olayın etkisiyle, birden fazla kişiye karşı birden fazla ve farklı fiillerin gerçekleştirilmesi halinde zincirleme suç hükmünün uygulanacağı açıkça düzenlenmediği gibi, 2 nci fıkradaki düzenleme nedeniyle de zincirleme suç hükmünün uygulanması biçiminde yoruma elverişlilik de söz konusu değildir. Nitekim maddede, “mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır” (m.43/1, son cümle) denilmek suretiyle de, mağdura vurgu yapılmış olduğundan, somut olayımızdaki, mağdurları belli kişilerle ilgili olarak, 2 nci fıkradaki koşullar yoksa zincirleme suç hükmünün uygulanamayacağı kabul edilmiştir. TCY’nın sisteminde, mağdurlar arasında bağlantıya 43/2 nci maddedeki istisna hariç, müşterek değerlendirmeye yer verilmemiştir. Örneğin, şikayete tabi suçlar bakımından, “yetkili kimsenin şikayetinden” (m.73/1); şikayet hakkı olanın fiili ve failin kim olduğunu öğrenmeden itibaren altı aylık süre içerisinde şikayet hakkı bulunduğuna (m.73/2); “şikayet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez” (m.73/3); “Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez” (m.73/6) ve “Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz” (m.73/7) düzenlemelerinde, eşler için ayrım getirilmeyip, “mağdur” esas alınmıştır. Yani, mağdurların her birinin ayrı kişilikleri ve hakları vardır. Her bir mağdurun farklı haklara sahip olması karşısında, tehdit ve hakaret suçundan hissedilenler farklıdır. Eğer iki mağdura karşı bir tek fiille suç işlenmiş olsaydı, 43/2 nci maddedeki düzenlemeden hareketle zincirleme suçtan söz edilebilirdi. Sanığın her iki mağdura aynı nedenden kızgınlığı, her birine farklı fiillerle hakaret ve tehditte bulunmasını zincirleme suç kapsamında değerlendirmeye yetmez. Böyle bir kabul, 43/2 nci maddedeki düzenleme çerçevesinde olmadığı için, mağdurların kişilik hakları aleyhine bir yorum olarak karşımıza çıkar. Bu yorum biçimi, yasa koyucunun açıkça düzenleme getirmediği ve tam tersine farklı mağdurlara karşı farklı fiillerden farklı sorumluluk öngören düzenlemesinin aşılması sonucunu doğurur. Özetle, hüküm mahkemesinin, her bir mağdura yönelik hakaret ve tehditle ilgili olarak mağdur sayısınca ceza verileceğine ilişkin görüşü yerinde olduğundan, yüksek çoğunluğun bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. KARŞI OY Olay sırasında sanık ...'ın komşusunun balkonunda bulunduğu, katılanlar yoldan geçerken önce katılan ... ile tartıştığı, ona karşı anılan hakaret ve tehdit içeren sözler sarfettiği, daha sonra eşi diğer katılan ...'a karşı benzer hakaret ve tehdit içeren sözler söylediği, olayın kabulünün de bu şekilde oluştuğu anlaşılmaktadır. Sanığın her iki katılana karşı eylemlerini "aynı suç işleme kararının icrası kapsamında"olmadığı "tek bir fiille" işlenmediği, dolayısıyla her iki katılana karşı eylemleri nedeniyle ayrı ayrı hüküm kurulmasının isabetli olduğu kanaati ile sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.