Yargıtay · 4. Ceza Dairesi
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2011/14021 E. 2012/31036 K. – Görevi Yaptırma
Konu: Görevi Yaptırmamak İçin Direnme
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2011/14021
- Karar No
- 2012/31036
- Karar Tarihi
- Konu
- Görevi Yaptırmamak İçin Direnme
MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi SUÇ : Görevi yaptırmamak için direnme HÜKÜM : Temyiz isteğinin reddi Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Sanık müdafiinin yüzüne karşı verilen kararın, sanık müdafiince, 1412 sayılı CMUK'nın 310/1. maddesinde öngörülen 1 haftalık temyiz süresi geçtikten sonra temyiz edilmesi nedeniyle, yerel mahkemenin temyiz isteğinin reddine ilişkin kararına karşı yapılan itirazın, tebliğnameye aykırı olarak REDDİNE, yerel mahkemenin redde ilişkin kararının ONANMASINA, 19.12.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY: Sanığın yokluğunda, müdafiin yüzüne karşı verilen kararda, yasa yolu belirlenirken, “tefhim veya tebliğden itibaren” denmiştir. Karardaki bu yazım biçimi karşısında, hak kullanacak olan kimsenin yanılması söz konusu olduğundan, temyiz süresinin kararın tebliğ tarihinden başlaması gerekmektedir. Somut olayımızda karar sanık müdafiine tebliğ edilmediği için, temyiz süresinin başladığından söz edilemez. Anayasanın 40 ncı maddesinin 2 nci fıkrasında, “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” ile 5271 sayılı CMK'nın 34/2 nci maddesinde, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” ve 232/6 nci maddesinde, “kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” düzenlemeleri bulunmaktadır. Benzeri düzenleme, temyizle ilgili olmamakla beraber, CMK’nın 231/2 nci maddesinde de yer almaktadır. Buna göre, “hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir”. Bu düzenlemelerde mağdur/katılan, sanık, avukat veya vekil ayrımı yapılmadığından, temyiz süresinin başlama tarihinin müdafiie de bildirilmesi gerekir. İç hukukumuzda sıfata bakarak ayrım yapılacağı yönünde farklı bir düzenleme getirilmemesi nedeniyle, avukat için de temyiz süresinin başlama tarihinin yasaya uygun olarak belirtilmesi zorunludur. Eğer, avukat için temyiz süresini, başlama tarihini, yöntemini bildiğini kabul edecek olursak, o zaman, müdafiin katıldığı oturum ve işlemler bakımından, Anayasa ve Yasada yer alan bu düzenlemelerin anlamının olmaması gerekir. Oysa Anayasa ve Yasadaki bu düzenlemeler, hak arama yolunun belirlenmesi ve hak aramanın etkin kullanımın sağlanması için getirilmiştir. Yasa yolundaki süre belirlenmesinin, yasayı bilmemek mazeret olmadığı halde, anayasa ve yasayla böyle bir düzenleme getirilmesi, Devlet adına yapılan işte, karar mercilerinin davanın taraflarına haklarının varlığı ile bunun kullanım biçim/yöntemi ve süresini özellikle bildirmelerini sağlamayı amaçlamıştır. Yorum yoluyla, hakkın etkin kullanımının sağlanması doğaldır, ancak yorum yoluyla hakkın etkin kullanımının kısıtlanması/daraltılması yerinde değildir. Günümüz hukukunda hakkın tanınması yetmemektedir. Hakkın etkin kullanımının sağlanması aranmaktadır. Nitekim AİHM, iç hukukta etkin başvuru yolu bulunup bulunmadığı konusundaki tüm değerlendirmelerinde, sözleşmeye taraf ülkelerin iç hukuklarının şeklen değil, hakların özde güvenceye alması üzerinde durmaktadır. Anayasa ve Yasada etkin başvuru hakkının sağlanması için getirilmiş düzenlemelere karşın, temyiz süresinin yargıç tarafından “tefhim veya tebliğ” şeklinde belirtilmesi, Türkçemiz bakımından da, her iki kavramı da içerecek ve seçenekli bir durumu ifade etmektedir. Müdafii, bu seçenekli durumlardan istediğini dikkate alabilir. Mahkemenin müdafiie sunduğu seçeneklerden birinin dikkate alınması karşısında, müdafii, mahkeme kararı doğrultusunda hareket etmiş olmaktadır. Olayımızda sanık müdafiine temyiz süresinin başlangıcının tereddüde yer bırakmayacak biçimde açıklanmaması karşısında, temyizinin süresinde olduğunun kabul edilmesi gerekirdi. Çünkü, Devlet işlemlerinde işlemi yapan görevlinin, hak sahibinin hakkını kullanabilmesine, tereddüt oluşturmayacak biçimde olanak sağlaması gerekir. Anayasa ve yasayla tanınan hak arama özgürlüğünün etkin kullanımı için, yasa yolu süresinin ilgilinin yanılmayacağı biçimde belirlenmesi zorunludur. Bu zorunluluğa uyulmaması halinde, yasa yoluna başvurma hakkının etkin kullanımı da söz konusu olmayacaktır. Dolayısıyla, yasa yolu süresinin tereddüt oluşturmayacak biçimde bildirilmemesi nedeniyle, hak sahibinin ve dolayısıyla temsilcisinin hakkı kullanmaktan isteği ile vazgeçtiğinden de söz edilemeyecektir. Müdafiin hukuk eğitimi almış olması, Devlet işlemlerinde yasa yolunun, süre ve yönteminin eksik bildirilebileceği anlamına gelmez. Anayasa ve yasada böyle bir ayrım olmadığı halde, müdafii yönünden hukuku bilebileceğinin kabulü ile temyiz isteminin reddi, hakkın kullanımında dar yorum olacaktır. Anayasa ve Yasada, “hukuku iyi bilenler hariç” veya “avukatlar hariç” gibi bir istisnaya açıkça yer verilmemesi karşısında, hakkın etkin kullanımına sınırlama/daraltma getiren kararlar verilmemesi gerekir. Tüm bu nedenlerle, temyizin süresinde olduğunun kabulü gerektiği görüşüyle yüksek çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir. 19.12.2012