Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/398 E. 2025/3892 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/398
- Karar No
- 2025/3892
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2693 E., 2024/2306 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 27. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/82 E., 2021/280 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili; davalının, 2016 yılının sonlarında davacıya ...’ta ... yakınında bulunan arazinin satılık olduğunu, hissedarlarının fazla olması ve tapudaki bazı problemleri nedeniyle uygun fiyata satıldığını, kendisinin de buradan arazi alacağını, istemesi halinde hissedarlar ile davacı adına görüşmeler yapabileceğini, bu arazinin 150.000,00 USD ile hissedarlardan alınabileceğini, tapudaki problemlerin de kendisi tarafından giderileceğini vaat ettiğini, davalının davacıya ve ailesini bahsi geçen araziye götürdüğünü, davacının arazinin konumunu beğendiğini ve davalı tarafından bildirilen 150.000,00 USD satış bedeli ile satın almaya razı olduğunu, ancak tapudaki problemleri çözecek uzmanlığının olmaması ve hissedarları tanımaması sebebiyle kendisine bu teklifi getiren davalıyı; uzun yıllara dayanan tanışıklıkları, uyandırmış olduğu güven hissi ve davalının varlıklı bir insan olması nedeniyle aldatmaya yönelik eylemlere tevessül etmeyeceği düşüncesi ile taşınmazın satın alınması için hissedarlarla görüşmeler yapması ve taşınmazın devre hazır hale getirilmesi için vekil tayin ettiğini, davacının vekil tayin etmesinden sonra geçen sürede davalının; taşınmaz hissedarları ile görüşmelere başladığını, söz konusu araziyi “...” şirketinin de almak istediğini ancak hissedarların kendisi ile olan tanışıklığı sebebi ile bu teklifi reddettiğini, kendisinin de bu arazilerden alacağını ve bu sebeple tapudaki problemlerle uğraştığını, arazideki problemleri çözmesi halinde tüm parsellerdeki sorunun ortadan kalkacağını sıklıkla davacıya rapor ettiğini, davalının davacı adına çalışmalar yürütmeye başladıktan kısa bir zaman sonra hissedarların satış bedeline mahsuben para talep ettikleri gerekçesi ile para istemeye başladığını, davacının taşınmaz devri gerçekleşmeden para gönderimine ilişkin çekincesini ise her defasında başka alıcıların talipli olmasına rağmen hissedarların kendisine olan güvenleri sebebiyle diğer alıcılarla görüşme yapmadıklarını, hissedarların 150.000,00 USD satış bedeline kendi hatırı için razı geldiklerini, ancak taşınmazın gerçek değerinin 200.000,00 USD'nin çok üzerinde olması nedeniyle para göndermemesi halinde başka alıcılar ile temasa geçebileceklerini, bunun üzerine davacının ... hesabından davalının ... Bankası ... Şubesindeki hesabına; 20.12.2016 tarihinde 25.000,00 USD, 13.01.2017 tarihinde 17.500,00 USD, 13.01.2017 tarihinde 32.500,00 USD, ... Şubesindeki hesabından davalının ... Bankası ... Şubesindeki hesabına; 17.02.2017 tarihinde 15.000,00 USD, 21.02.2017 tarihinde 10.000,00 USD, 29.03.2017 tarihinde 25.000,00 USD, 12.07.2017 tarihinde 25.000,00 USD olmak üzere toplam 150.000,00 USD gönderdiğini, davacı satın almak istediği taşınmazın bedelini zaman içinde ödemesine ve devir için tapuya davet edilmesini beklemesine rağmen davalının, “bugün-yarın çağıracağım” bahanesi ile oyaladığını, davacının ısrarı üzerinde davalının taşınmaz alımı için gönderilen paraları hissedarlara vermediğini, kendi borcunu kapatmak amacı ile kullandığını, şahsına ait başka bir taşınmazı satılığa çıkardığını, satılır satılmaz aldığı paraları tazmin edeceğini kabul ve ikrar ettiğini, ancak tazmin sözünü de yerine getirmeyen davalının bir müddet sonra davacı müvekkilin ve ailesinin telefon ile aramalarına cevap vermemeye, kendi işyerine dahi uğramamaya başladığını, davacının, yapmış olduğu araştırmada davalının kendisi gibi başka kişileri de aynı araziyi satın almaları konusunda ikna ederek paralarını aldığını öğrendiğini, davalının haksız eylemleri sebebi ile davacı aleyhine dolandırıcılık suçunu işlediğini ödenen paranın tahsili için başlatılan takibe davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek; icra takibine vaki itirazın iptalini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; İki yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan davacının sebepsiz zenginleşme iddiasına dayanamayacağını, havale edilen paranın bir taşınmaz satışı için yapıldığına ilişkin iddiasını kabul etmediklerini, davacının davalıya olan borcunu peyder pey ödemek için bu havaleleri yaptığını, havale makbuzlarında paranın taşınmaz satış bedeli olarak gönderildiğine ilişkin bir kayıt olmadığını, bu karinenin aksini ispat ile yükümlü olan davacı ispat için banka havalelerine, Whatsapp kayıtlarına ve tanık deliline dayandığını, ancak Whatsapp kayıtlarının delil olarak kullanılamayacağını, ayrıca bu kayıtların kanuna aykırı olarak elde edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; havale yapılan dekontta da açıklama bulunmadığı, delil başlangıcı mahiyetinde mesaj içeriklerinin bulunduğu, mesaj içeriklerinden ve tanık anlatımlarından anlaşıldığı üzere dosya içerisinde bulunan dekontlardaki bedellerin davacı adına taşınmaz alımı için gönderildiği, taşınmazın alınmadığı gibi dava konusu paranın iade edilmediği, davalının davacıya borç verildiğini kanıtlayamadığı, davalının itirazında haksız olduğu gerekçesiyle, davanın kabulu ile itirazın iptaline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; banka dekontlarında gönderilen paranın gönderilme sebebi yazılmadığı gibi niçin ve hangi amaçla gönderildiğine ilişkin açıklamanında olmadığını, açıklama içermeyen banka dekontlarıyla gönderilen paraların taşınmazla ilgisinin bulunmadığını, hiçbir açıklamaya yer verilmemesinin havalenin borcun ödenmesi amacıyla yapıldığına karine teşkil ettiğini, başka amaçla gönderildiğinin ispat yükünün iddia eden tarafa düştüğünü, mesajlaşmaların davanın taraflar arasında gerçekleşmiş yazışmalar olmadığını, davacının oğlu ... 'a ait yazışmaları sunduğunu, dava dilekçesinde davalı müvekkilin hissedarlarla görüşeceğini söylediğinin belirtilmesine rağmen konuşma kayıtlarında emlakçıyla olan görüşmeden bahsedildiği, havale tarihleri ve konuşma tarihleri birbirini tutmuyorken yazılı delil başlangıcı olarak değerlendirilmediğini, 2 tanığında davacının ... olduğu, vekalet ilişkisi olduğunun ispatlanamadığını, 2 yıllık zamanaşımı süresini geçirdiğine ilişkin itiraz hiçbir gerekçeye yer verilmediği, kararın tam ve doğru olarak gerekçelendirilmediğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 202. maddesine aykırı olacak şekilde Whatsapp yazışmalarının ve tanık beyanlarına değer atfeddildiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, taşınmaz satış bedeli olarak davalıya banka aracılığıyla gönderildiği ileri sürülen bedelin tahsili için yapılan icra takibine davalının itirazının iptali istemine ilişkindir. 1. Kural olarak belli bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini, tarafların ispat etmesi gerekir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "İspat yükü" başlıklı 6. maddesi uyarınca; "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." Aynı yöndeki düzenleme 6100 sayılı Kanunun190. maddesinin birinci fıkrasında, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre ispat yükü, ispatı gereken vakıalara dayanan tarafa ait olup, herkes iddiasını ispatla mükelleftir. 6100 Sayılı Kanun'un 199/1 maddesi "Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir."; aynı Kanun'un 200/1 maddesi; ''Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle iki bin beş yüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.'' şeklindedir. 6100 sayılı Kanun'un 202. maddesinde ise; ''(1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.'' hükmüne yer verilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 555 ve devamı maddelerinde düzenlenen havale bir ödeme vasıtasıdır. Eş söyleyişle, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcuttur. Bu yasal karinenin tersinin (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci, bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2003 tarihli ve 2003/3-118 E., 2003/158 K. sayılı ilamı). Davacı, 150.000,00 USD'yi aracılık ettiği taşınmaz alımına ilişkin satış bedeli olarak davalının hesabına gönderdiğini iddia etmekte, davalı ise havalelerin daha önce davacıya verdiği borcun ödemesi olduğunu savunmaktadır. Davacı tarafından 150.000,00 USD'nin davalının banka hesabına her hangi bir açıklamaya yer verilmeksizin gönderildiğine ilişkin taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğine; havale bir ödeme vasıtası olup, var olan bir borcun ödendiğini gösterir. Bu karinenin aksini havaleyi gönderen şahsın ispat etmesi gerekir. Havale yolu ile gönderilen para için herhangi bir açıklama yapılmadığı, bu haliyle havalenin bir ödeme vasıtası olduğu ve borcun ödendiğini gösterdiğinin kabulü gerekir. Davalı taraf gönderilen paranın borç ödemesi olduğunu belirterek, davacının taşınmaz alımına aracılık iddiasını kabul etmemiştir. Davacı iddiasını ispat için Whatsapp yazışmalarına dayanmıştır. Davalı ise söz konusu Whatsapp yazışmalarının kendisine ile yapılmadığını belirtmiştir. Söz konusu yazışmalar değerlendirildiğinde, havale edilen paranın taşınmaz alımına aracılık için verildiğine ilişkin bir kabul beyanı olmadığı anlaşılmıştır. Bu haliyle davacı tarafından sunulan yazışmalar ve oğlu olan tanıkların beyanları davacının iddiasını ispatlamaya yeterli değildir. Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; davacı vekili dava dilekçesinde yemin deliline dayandığı gözetilerek, bu hususta davacı vekiline yemin delili hatırlatılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.