Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/1736 E. 2025/4979 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1736
- Karar No
- 2025/4979
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1521 E., 2025/296 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Fatsa 2. Asliye Hukuk (Tüketici) Mahkemesi SAYISI : 2023/99 E., 2024/83 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davacı ...'in 26.11.2014 tarihinde davalı .... ye ait hastanede davalı ...’nin gerçekleştirdiği sezeryan ameliyatı ile dünyaya geldiğini, doğum öncesi tüm kontrol ve tetkiklerin hem davalı .... de, hem de davalı ...’nin özel muayenehanesinde yapıldığını, her kontrol sonrasında bebeğin gayet sağlıklı ve normal olduğu belirtildiği halde doğum sonrasında bebeğin ciğerlerinde ve kalbinde ciddi sorunların bulunduğu bu şekilde bebeğin yaşamasının mucize olduğunun belirtildiğini, söz konusu durum üzerine davalı .... kendilerinin bu duruma müdahale edemeyeceklerini belirterek, müvekkil ...’i aynı gün (doğduğu gün) .. Üniversitesi Tıp Fakültesine sevkettiklerini, müvekkili davacının .. .. Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne sevkedildikten sonra 2 hafta yoğun bakımda kaldığını, bu süre zarfında müvekkilinin kalbinden ve ciğerlerinden önemli operasyonlar geçirdiğini, .. .. Üniversitesi Tıp Fakültesinde müvekkilin anne ve babasına hamilelik döneminde müvekkildeki sakatlığın tespit edilmemiş olmasının büyük bir hata olduğunu, aynı zamanda doğumun gününden evvel yaptırılmasının var olan sakatlıklarının ciddi manada tetiklediğinin şifahi olarak belirtildiğini, hasta ile doktor arasındaki ilişki Yasa ve Yargıtayın yerleşmiş içtihatları gereği vekalet ilişkisi olup doktorun (vekilin) özen görevi bulunması dolayısı ile doktor hafif kusurundan dahi sorumlu olduğunu, Türk Borçlar Kanunu madde 66 gereği diğer davalı ....'nin istihdam eden sıfatıyla doktorların kusurlarından sorumluluğu bulunduğunu, . .. Üniversitesi Tıp Fakültesinde verilen şifahi bilgide müvekkili davacı ...’in günü gelmeden doğumun gerçekleştirilmiş olmasının müvekkildeki sakatlığı tetiklediğinin belirtildiğini, durum bu şekilde olmasa dahi hamilelik döneminde ...’in gerek davalı doktorun özel muayenehanesinde, gerekse de davalının çalıştığı davalı .... de kontrolleri yapılarak, her kontrol sonrasında bebeğin gayet sağlıklı ve normal olduğunun belirtildiğini, dolayısı ile eksik tetkiklerle müvekkilin sakatlığı tespit edilemediğinden meydana gelen sakatlıktan davalıların sorumlu olduklarını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 500,00 TL (250,00 TL sürekli iş göremezlik ve 250,00 TL bakıcı gideri) maddi tazminatın müvekkilin doğum tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı şirket vekili; davalı ile birlikte açılan bu davaya dahil edilmelerinin mümkün olmadığını, davacı vekili dilekçesinde doktor ...’yi istihdam eden hastane ve davalının çalıştığı hastane şeklinde ifadeler kullanarak doktor ...’nin müvekkil hastane doktorlarından olduğu izlenimi oluşturmaya çalıştığını, oysaki doktor ...'nin kendi muayenehanesinde çalışmakta olan ve sadece ameliyatları/doğum için müvekkil hastanenin ameliyathanesini kullanan bir doktor olduğunu, bu nedenle müvekkil şirketin bu davada davalı olması mümkün olmadığını ve husumet itirazında bulunduklarını, davacı ...'nin müvekkil hastanede hamilelik süresince hiçbir kontrol, muayene vs. olmadığını, sadece 25.11.2014 tarihinde doğum için müvekkil hastaneye başvurduğunu, dava konusu olayda, doktor hastanın anlaştığı doktor olduğundan, hastane için doktor hastanenin çalışanı veyahut ifa yardımcısı olmadığı için sorumluluk hiçbir şekilde doğmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı ... vekili; gebelik kontrolünün gebeliğin başlangıcından doğum anına kadar belli periyotlar da yapılması gereken bir işlem olduğunu, bu işleme antenatal bakım denildiğini, gebeliğin saptanmasından doğuma kadar geçen sürede annenin ve doğmamış bebeğin düzenli ve periyodik kontrollerinin yapılmasındaki amacın anneye ve anne kamındaki bebeğe karşı oluşabilecek ölüm ve hastalıkları azalttığını, davacı velisi ...'in ise, müvekkile ilk başvurusunun gebe kaldıktan sonra 22 Ağustos 2014 tarihi olduğunu, kendi hikayesi ve yapılan ultrason hesaplarından son adet tarihi 15... olarak tespit edildiğini, bu tarihte son adet tarihine göre bebeğinin büyüklüğü 26-27 hafta olarak hesaplandığını, doktor ile gebe arasındaki ilk doğum öncesi görüşme (1. İzlem) gebeliğin ilk 14 haftası içerisinde yapılması gerektiğini, oysa ..., gebeliğinin ilk 26 haftasında müvekkilinin kontrolü altında olmadığı gibi herhangi bir tıbbi kontrolden de geçmediğini, son adet tarihinin yanlış hatırlanması durumunda bebeğin kesin doğum zamanını belirlemekte kullanılacak ilk ultrason ölçümleri ve bebek iç organlarında bir anormali olup olmadığını gösterecek 22. haftaya kadar yapılması gereken detaylı ultrason 26. haftaya kadar muayeneye gelmemesinden, 26. haftadan sonra da hastanın parası olmadığını söylemesi sebebiyle yaptırılamadığını, gebelik sırasında bir sorun olup olmadığının ve bebekte olabilecek bir anormalliğin saptanması için son derece önemli olan ve gebeliğin ilk 20 haftasında yapılması gereken testlerin davacı muayeneye gelmediği için yapılamadığını, ayrıca doğum tarihinin hesaplanmasında kullanılan formüle göre de doğum zamanının 22.11.2014 tarihi olup, hastanın sezaryana 26 kasımda alınmasına göre, iddia edildiği gibi erken ameliyata alınma durumunun olmadığını, sonuç olarak, davacının hamilelik dönemi boyunca hamileliğin gerekli şartlarını yerine getirmediğini ve bunun sonucu olarak gebelik döneminde bebek üzerinde meydana gelecek rahatsızlıkların tespitinin mümkün olamadığını, hatta müvekkili tarafından Devlet Hastanelerinde ücretsiz olarak kontrollerini yaptırabileceği uyarısında bulunulmasına rağmen davacının sorumluluğunu yerine getirmediğini, doğumun akabinde yapılan tetkiklerde de bebeğin tıbbi verilerinin gayet normal olduğunu, bu nedenle tıbbi olarak bebek üzerindeki arazların her türlü tıbbi imkanlar kullanılsa dahi tespiti mümkün olamayacak bir halden dolayı davalıya bir kusur atfedilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli kararıyla; Adli Tıp Kurumu raporunda; dosyadaki mevcut belgelerle doğumundan önce ilk kez 22.08.2014 tarihinde yaklaşık 26-27 gebelik haftasında hekime başvurduğu, hekimin ifadesinde Doppler USG, ikili, üçlü ve dörtlü test istediğini belirttiği ancak dosyadaki mevcut belgelerle bu durumun anlaşılamadığı, bu konuda değerlendirme yapılamadığı, bu durumun adli tahkikat ile aydınlatılması gerektiği, detaylı USG incelemesi yapılmış olması durumunda da kardiyak problemlerin tespit edilemeyeceğinin tıbben bilindiği, bunun ancak pediatrik kardiyoloji tarafından yapılacak olan fetal ekokardiyografi ile tanısının konulabileceği dolayısıyla Dr. ...’nin eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığıyla yerine getiren idarede organizasyon hatası tespit edilmediğinin mütalaa olunduğu, işbu denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapora itibar edilerek, davalıların kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. IV. İSTİNAF 1.Bölge Adliye Mahkemesinin 06.04.2023 tarihli kararıyla; üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek aralarında 1 kadın doğum ve 1 çocuk kardiyoloji ile 1 radyoloji konusunda uzmanların bulunduğu akademik kariyere sahip 3 kişilik doktor bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek, davacı tarafın Adli Tıp Kurumu Raporuna itirazları da gözönünde bulundurularak ve bu itirazları da değerlendirilmek suretiyle; davacının doğumunun vaktinden evvel erken yaptırılıp yaptırılmadığı, davacıda mevcut olduğu bildirilen durumun erken doğumla ilgisi bulunup bulunmadığı veya mevcut durumunu ağırlaştırıp ağırlaştırmadığı, davacıya tam olarak hangi haftada, hangi testin yapılması gerektiği, gerekli testlerin yapılıp yapılmadığı, testler yapılmış olsaydı davacıda mevcut olduğu bildirilen durumun tespitinin ve tespit edilmesi halinde de, anne karnında tedavisinin mümkün olup olmadığı, davacının tedavisine ilişkin seyrin tespiti, bu olayda davalıların ayrı ayrı hafif bile olsa kusurlarının olup olmadığı, var ise kusurlarının tür ve niteliğinin net şekilde açıklanması hususlarında açıklayıcı, taraf, mahkeme ve yargı denetimine elverişli, önceki ATK raporunu da irdeler şekilde bilirkişi kurulu raporu alınmak suretiyle ve işbu rapora itiraz edilmesi halinde ise itirazları karşılar ek rapor da alınması suretiyle değerlendirme yapılması gerekirken, bundan zuhul ile karar verilmesi ayrıca tüketici olan davacının harçlardan muaf olmasına rağmen, davanın reddi nedeniyle davacı tüketici tarafından yatırılan tüm harçların davacıya talebi halinde iadesi ile, harç alınmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde davacı tüketiciden harç alınmasına karar verilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 2.İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; gerek Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunun raporu gerekse de .. Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji, Kadın Hastalıkları ve Doğum ile Radyoloji Uzmanı bilirkişi heyetinden alınan kök ve tarihli ek raporda davalı doktorun eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve uygulamalarına uygun olduğu yönünde rapor sunulduğu, dosyanın niteliği gereği davacı iddialarının başka bir delille ispatlamasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 3.Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davacı ...'in 26.11.2014 tarihinde davalı .... ye ait hastanede davalı ...’nin gerçekleştirdiği sezeryan ameliyat ile dünyaya geldiğini, doğum öncesi tüm kontrol ve tetkiklerin hem davalı .... de hem de davalı ...’nin özel muayenehanesinde yapıldığını, her kontrol sonrasında bebeğin gayet sağlıklı ve normal olduğunun belirtildiği halde doğum sonrasında bebeğin ciğerlerinde ve kalbinde ciddi sorunların bulunduğunu, bu şekilde bebeğin yaşamasının mucize olduğunun belirtildiğini, söz konusu durum üzerine davalı hastanenin kendilerinin bu duruma müdahale edemeyeceklerini belirterek davacı ...'ı doğduğu gün ... Üniversitesi Tıp Fakültesine sevkettiklerini, 2 hafta yoğun bakımda kaldığını, bu süre zarfında davacının kalbinden ve ciğerlerinden önemli operasyonlar geçirdiğini, ... Üniversitesi Tıp Fakültesinde davacıdaki sakatlığın tespit edilmemiş olmamasının büyük bir hata olduğunun ve doğumun gününden evvel yaptırılmasının var olan sakatlıkları ciddi manada tetiklediğinin şifahi olarak belirtildiğini, ... Üniversitesi Tıp Fakültesinde verilen şifahi bilgide davacı ...’in günü gelmeden doğumun gerçekleştirilmiş olmasının davacıdaki sakatlığı tetiklediğinin belirtildiğini, eksik tetkiklerle müvekkilindeki sakatlığının tespit edilemediğinden meydana gelen sakatlıktan davalıların sorumlu olduklarını, ATK raporlarında herhangi bir kusur atfedilmemesinin kabul edilemez olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, hekim hatası iddiasına dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir. Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçelere, özellikle Mahkemece aldırılan ATK raporu ile bilirkişi kurul raporlarının birbiriyle uyumlu olmasına, ... Üniversitesi kayıtlarında gebeliğin 40 hafta olarak belirtilmesine ve erken doğumla ilgili herhangi bir kayda rastlanmamasına, raporda detaylı USG incelemesi yapılmış olması durumunda da kardiyak problemlerin tespit edilemeyeceğinin tıbben bilindiğinin belirtilmesine göre somut olayda, hastane veya doktora sorumluluk yüklenemeyeceği anlaşıldığından, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.