Yargıtay · 2. Hukuk Dairesi

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2025/4430 E. 2025/11298 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
2. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/4430
Karar No
2025/11298
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1649 E., 2025/385 K. DAVA TÜRÜ : Boşanma - Bağımsız Tedbir Nafakası İLK DERECE MAHKEMESİ : Kırıkkale 1. Aile Mahkemesi SAYISI : 2023/713 E., 2024/468 K.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-davacı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, erkeğin davasının kabulü, hükmedilen tedbir ve iştirak nafakası miktarları yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı-davacı kadın vekilinin TMK 169 uncu maddesine göre verilen tedbir nafakasına yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinde "evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerin her birinin boşanma davası açabileceği" hükme bağlanmıştır. Bu hükmü, tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamak ve değerlendirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise 4721 sayılı Kanun'un 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK md. 166/2). Somut uyuşmazlıkta yapılan yargılama ve toplanan delillerden Kırıkkale 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2020/368 Esas sayılı eşe karşı basit yaralama nedeniyle kadın hakkında verilen adli para cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair verilen kararı kesin hüküm niteliğinde olmadığından bağlayıcı olmasa da maddi vakıanın oluş biçimi yönünden olayın ispatına yarar delil olarak değerlendirerek Mahkemece davalı-davacı kadına kusur olarak “fiziksel şiddet” vakıası yüklenmişse de; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesinleşmiş mahkumiyet olmadığı için bağlayıcı niteliğinin bulunmadığı, toplanan deliller ve özellikle kadının tanıklarından erkeğin kardeşi ...'ın ve erkeğin kardeşi ...'in tanık anlatımları dikkate alındığında; kadının erkeğe fiziksel şiddet uygulamadığı, bu sebeple bu vakıanın davalı-davacı kadına kusur olarak yüklenemeyeceği, davalı-davacı kadının boşanmaya sebebiyet verecek kusurlu bir davranışının ispat edilemediği anlaşılmaktadır. Davacı-davalı erkeğin temyiz edilmeyerek kesinleşen "evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamadığı, eşine birden fazla kez şiddet uyguladığı, sadakat yükümlülüğüne aykırılık" şeklindeki kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tam kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacı-davalı erkeğin tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup davalı-davacı kadına atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Hiç kimse sırf kendi kusuruna dayanarak boşanma hükmü elde edemez. Bu durumda açıklanan nedenle davanın reddi gerekirken, kanun hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi, erkeğin davasının kabulü yönünden davalı- davacı kadın yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre fer'îlere yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 2.Davalı-davacı kadın vekilinin TMK md. 169 uyarınca verilen tedbir nafaka miktarlarına yönelik temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/4430, K. 2025/11298, T. 16.12.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-2-hukuk-dairesi-2025-4430-e-2025-11298-k-a43734ff0a8d