Yargıtay · 16. Hukuk Dairesi
Yargıtay 16. Hukuk Dairesi 2010/4751 E. 2010/5783 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 16. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2010/4751
- Karar No
- 2010/5783
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında genel kadastro ile oluşan tapunun, tapu kaydına dayanarak açılan iptali davası sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen gün ve saatte taraflardan gelen olmadığı görülerek evrak üzerinde inceleme yapılmasına karar verildi. İnceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: Yargıtay bozma ilamında özetle; “Davalı ...'in, çekişme konusu taşınmazı satın alan üçüncü kişi konumunda olduğu, ediniminin, iyi niyetli olması halinde korunacağında kuşku bulunmadığı; ancak, mahkemece bu konuda bir araştırma yapılmadığı açıklanarak bu ilkeleri kapsar biçimde araştırma yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davacıların davasının kabulüne, çekişmeli 993 parsel sayılı taşınmazın davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile davacılar adına 1/3 hisse oranında tesçiline karar verilmiş; hüküm, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece, davalının iyiniyetli olduğuna dair bir kanıt bulunmadığından söz edilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan değerlendirme usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 3/1. maddesi uyarınca Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır, Bu nedenle, iyi niyetli olunmadığı, başka bir ifadeyle kötü niyetli olunduğu hususunu ispat külfeti bu iddiada bulunana aittir. Ancak, aynı maddenin ikinci fıkrasında söz edildiği üzere, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. Bu halde dahi öncelikle karşı tarafın "durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermediği" hususunun ispat külfeti de bu iddiada bulunana aittir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1023 ve 1024. maddelerinde yer alan hükümler, yukarıda açıklanan genel ilkelere paralel özel düzenlemelerdir. Nitekim 1023. maddede "Tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin" bu kazanımının korunacağından söz edilirken, 1024. maddede "Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken" üçüncü kişinin bu tesçile dayanamayacağı belirtilmiştir. Yani tapuya güven ilkesi gereği taşınmaz mülkiyetini iyi niyetle edinen kişinin kazanımı korunurken, tapudaki tescilin yolsuz olduğunu bilen veya bilmesi gereken kişinin iyi niyet iddiası dinlenemeyecektir. İspat külfeti yönünden olaya bakıldığında, tapuya güvenerek taşınmaz mülkiyetini edinen kişiye karşı kötü niyet ./.. iddiasında bulunulması halinde ispat külfeti bu iddiada bulunan tarafa aittir. Ancak bu kişinin yolsuz tesçili bildiği veya bilebilecek durumda olduğunun kanıtlanması halinde bu durumda ispat külfeti yer değiştirecek ve taşınmaz mal iktisap eden kişi iyi niyetli olduğunu kanıtlamak zorunda kalacaktır. Bu genel ilkeler ışığında somut olaya baktığımızda, davalının taşınmaz malı satın aldığı kişi ve O'nunla irs ilişkisi bulunanlar ile bir akrabalığının olmadığı, aynı köyde yaşamadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalının yolsuz tesçili bildiği veya bilmesi gerektiği düşünülemeyeceği gibi davacı tarafça, davalının başka bir nedenle yolsuz tesçili bildiği hususu da kanıtlanamamıştır. Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilebilmesi için davalının satın almada kötüniyetli olduğunun davacı tarafça kanıtlanmış olması gerekmektedir. Mahkemece, ispat külfetinin kime ait olduğu hususunda yanılgıya düşülmüş ve davalının iyi niyetli olduğunun kanıtlanamadığı kabul edilerek hüküm verilmiştir. Doğru sonuca ulaşılabilmesi için, ispat külfetinin davacı tarafa ait olduğu göz önünde bulundurulmalı, bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren davalı, diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan davacı tarafın bulunduğu, bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı, yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyi niyetli olan kişiyi korumak olduğu hususları daima göz önünde tutulmalı, dosya içinde mevcut deliller yukarıda açıklanan ilkeler ışığında yeniden derinliğine irdelenip değerlendirilmeli, yeni delile ihtiyaç olup olmadığı takdir edilmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir. Davalı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün BOZULMASINA, 05.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.