Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/5102 E. 2026/2526 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/5102
Karar No
2026/2526
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/334 Esas, 2025/1283 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/541 E., 2021/661 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR

I. DAVA 1. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; taraflar arasında 21.02.2013 başlangıç ve 21.02.2018 bitiş tarihli bayilik sözleşmesi ile 21.02.2013 tarihli ek protokol imzalandığı, ek protokolün 2. maddesi gereğince, davalının her ay minimum 15 ton LPG almayı taahhüt ettiğini, aksi takdirde eksik alınan her ton için 100,00 USD cezai şart ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davalının asgari alım taahhüdüne uymadığını, sözleşme süresi içinde eksik alınan LPG'nin 2 39... kg olduğu, eksik alınan ürün nedeniyle müvekkilinin ton başına 100,00 USD üzerinden 23.980,00 USD alacağı bulunduğunu ve alacağın dava tarihindeki karşılığının 128.772,00 TL olduğunu, bu cezai şarttan şimdilik 10.000,00 TL talep edildiğini, sözleşmenin uygulaması sırasında davalının müvekkili şirketten emanet olarak aldığı ve iade etmediği LPG tüpleri bulunduğunu, bu kapsamda 23 39... Kg'lık, 6 40... kg'lık, 4 adet 24 kg'lık tüpün iade edilmediğini, 2 kg tüp için 8,00 USD'den 18.172,00 USD, 12 kg tüp için 24,00 USD'den 15.360,00 USD ve 24 kg tüp için 30,00 USD'den 120,00 USD alacak bulunduğunu, dava tarihi itibariyle toplam 183.610,00 TL olan bu alacaktan şimdilik 10.000,00 TL talep edildiğini, davalı şirketin sözleşmeyi ihlal etmesi nedeniyle sözleşmenin 23. maddesi ve 14/g maddesi uyarınca 235.929,00 TL kâr mahrumiyeti ödemesi gerektiğini, anılan taleplerin 04.10.2018 tarihli ihtar ile davalıya bildirildiğini, ihtarın 05.11.2018 tarihinde tebliğ edildiğini ve alacağın ödenmediğini ileri sürerek şimdilik 30.000 TL'nin ihtarnamenin tebliğ tarihi olan 05.11.2018 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

2. Karşı davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davacının fahiş fiyattan verdiği ve sonradan da vermediği tüplerden dolayı zarara uğradığını, dava dışı ...'ın bu bölgeye yaptığı satışların fiyat listesinin celbi sonrası karşı davalının defterlerinin incelenerek müvekkilinin uğradığı zararın hesaplanması gerektiğini, sözleşmenin 10.maddesi gereğince bayilik süresince karşı davalıdan alınan tüpler için depozito adı altında ödemeler yapıldığını, alınan tüplerin de fazlasıyla iade edildiğini, karşı davalının ise müvekkilinin iade ettiği tüplerin depozito bedelini ödemediğini, fazladan iade edilen tüplerin de rayiç bedellerinin ödenmediğini, 2 kg, 12 kg, 24 kg, ve 45 kg tüplerin imalat bedelinin karşı davalının kayıtlarında belli olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin uğradığı zararların tespiti ile şimdilik 5.000,00 TL'nin sözleşmenin sona erdiği tarih olan 21.02.2018 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP 1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; müvekkilinin 21.02.2013 tarihli ve beş yıl süreli bayilik sözleşmesini ifa ettiğini ve sözleşmenin sona ermesinden 10 ay sonra haksız gerekçelerle dava açıldığını, müvekkilinin davacıya borçlu olmadığını, aksine davacının rekabete aykırı davranışları ve müvekkiline destek vermemesi nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ve depozito alacağı bulunduğunu, davacının son dönemde müvekkiline yüksek fiyattan tüp verdiğini, rekabetin yoğun olduğu sektörde davalının, düşük fiyattan satış yapan rakipleri karşısında tüp satamaz hale getirildiğini ve davalının bu durumdan olumsuz etkilendiğini, müşteri kaybına uğradığını, sözleşmeyi sona erdirmemek için son ana kadar sözleşme ile bağlı kalındığını, ancak zararın katlanarak artması nedeniyle sözleşmenin sona erdirildiğini, davacının ayrıca sözleşmenin son döneminde müvekkiline tüp dolumu yapmayarak zarara uğramasına neden olduğunu, davacının tüp bedellerine ilişkin talebinin haksız olduğunu, müvekkilinin davacıya borcu olmadığı gibi tüp depozito alacağı bulunduğunu, bayilik sözleşmesi sona erdiğinden davalının, davacının tüplerini bulundurması 5307 sayılı Yasa'ya aykırı olacağından müvekkilince iadesi gereken tüp bulunmadığını, davalının abonelerden, piyasadan parasını ödeyerek aldığı tüplerle birlikte aldığı tüplerden çok fazlasını davacıya iade ettiğini, talep edilen tüp sayısına ilişkin bir delil sunulmadan soyut beyanlarla talepte bulunulduğunu, davacının sözleşme süresince alımlara itiraz etmeyerek, müvekkilinin alımlarını kabul ettiğini, bayilik sözleşmesinin kararlaştırılan tarihte sona erdiğini ve sözleşme süresince bayinin alımlarına itirazda bulunulmaması nedeniyle kar mahrumiyeti talep edilemeyeceğini, sözleşmesinin 23. maddesinde, sözleşmenin ihlali üzerine ve davacının sözleşmeyi feshetmesi halinde kar mahrumiyeti talep edilebileceğinin düzenlendiğini, bu davada ise bayilik sözleşmesinin ihlalinin söz konusu olmadığını, sözleşmenin kararlaştırılan sürenin son bulmasıyla sona erdiğini, davacı tarafından yapılan feshin söz konusu olmadığını, davacının bu nedenle kar mahrumiyeti hakkı bulunmadığını, kar mahrumiyetinin nasıl hesaplandığının belli olmadığını ve sözleşmede bu yönde düzenleme bulunmadığından kâr mahrumiyeti istenemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

2.Karşı davada davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin tüp başına kilogramları farklı olarak belirlemiş olduğu bedelin belli olduğunu, bu bedelin davalı tarafından da kabul edilmesi sonucunda taraflar arasında sözleşme imzalandığını, davalının, müvekkilinin tüp fiyatlarının yüksek olduğunu iddia ederek kendisine zarar verdiği iddiasının, sözleşme ile bu fiyatlara rıza göstermiş olduğu için yersiz olduğunu, ayrıca, her dağıtıcının bayisine tüpü veriş fiyatının farklı olabileceğini, serbest piyasa koşullarında bunun mümkün olduğunu, sözleşmenin son döneminde davacıya tüp dolumu yapılmadığı itirazının gerçek dışı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı-karşı davalı şirketin iade edilmeyen tüplere ilişkin üretim maliyetlerinin hesaplanarak taraflarına ödenmesi yönündeki taleplerinin davaya konu 2013-2018 dönemlerinde yürürlükte olan bayilik sözleşmesi kapsamındaki ticari defter incelemeleri neticesinde davacı şirket kayıtlarında iadeye ilişkin kayıt olmadığı tespit edilmiş olsa da davalı tarafça 16.07.2019 tarihinde sunulan irsaliyeli fatura kayıtlarına göre toplam 300 adet tüpün depozito olarak teslim edildiği, aksinin davacı tarafça ispatlanamadığı ve söz konusu belge bilgilere karşı da herhangi bir açık itirazının olmadığı, taraflara ait 2007-2012 yıllarına ait kayıtların davaya konu 2013-2018 dönemi yeni bayilik sözleşmesi kapsamındaki kayıtlarla beraber de değerlendirilemeyeceği anlaşıldığından davacının tüp maliyet bedellerini talep etme hakkının olmadığı, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 23. maddesinde sözleşmenin ihlali neticesinde anlaşma feshedildiğinde mahrum kalınan karın, maruz kalınan zararın istenebileceğinin kararlaştırıldığı ancak sözleşmenin 28.02.2018 tarihinde kendiliğinden süre bitimi ile yenilenmediğinden sona erdiğinin anlaşılması neticesinde kar mahrumiyeti şartlarının da oluşmadığı, sözleşme süresi içinde çekince konmadan uzun süre ifaya devam edilmesi üzerine borçluda cezai şart istenmeyeceğine dair haklı bir güven oluşmuş ise, oluşan bu haklı güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle önceki yıla veya yıllara ait kâr kaybının talep edilemeyeceği, bu kapsamda eksik alım nedeniyle sözleşme süresi boyunca davacı akaryakıt şirketinin davalı bayi şirkete herhangi bir ihtarı, itirazi kayıtla ürün vermesi söz konusu olmadığından sözleşme bitimi sonrası davacı şirketin cezai şart talebinde bulunması çelişkili davranış yasağına aykırı olacağından cezai şart koşullarının oluşmayacağı, karşı dava yönünden davacı-karşı davalı şirketin tüpleri rakip firmalara göre daha düşük fiyattan davalı- karşı davacı bayiye verdiği, bayinin zararına olabilecek fiyat farkının oluşmadığının bilirkişi raporları ile tespit edildiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin sözleşme süresi boyunca devam ettirildiği ve davalı-karşı davacı şirketin piyasadaki LPG ve tüp satış fiyatlarını bilebilecek konumda olduğu, basiretli bir tacir olarak bu durumu öngörebileceği, sözleşme süresi boyunca bayi satış fiyatlarına ilişkin açık itirazının da bulunmadığı, bayilik sözleşmesi ek protokolünde alım taahhüdü uyarınca her ay ton başına 200,00 TL+KDV bayinin rekabet desteği alacağı, bayinin aylık ortalama satışı 15 tonu geçtiğinde bayinin 2 kg ve 12 kg lik satışının tümüne 250,00 TL+ KDV destek primi verileceği, 150.000 TL'lik gaz kredisi verileceği, reklam tanıtım katılımı desteği verileceğine dair çeşitli teşvik ve desteklerin kararlaştırıldığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 18/2. maddesinde yer alan, " Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir" hükmü uyarınca maddi zarar taleplerinin reddinin gerektiği, yine davalı-karşı davacının fazladan iade edilen tüplerin bedellerinin tahsiline ilişkin taleplerinin de dosya kapsamında incelenen irsaliyeli faturalar kapsamında ispat edilemediği gerekçesi ile asıl dava ve karşı davanın reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl davada davacının kâr mahrumiyeti ve cezai şart talebi yönünden istinaf isteminde bulunulmadığı, asıl davada, iade edilmeyen tüp imalat bedeli ile karşı davadaki depozito bedeli yönünden yapılan incelemede; davacı tarafından, davalı bayiye teslim edilen tüplerin, davalı tarafından iade edilmemesi halinde bu tüplerin imalat bedelinin davacıya ödenmesinin gerektiği, dava dilekçesindeki açıklamalardan 2013 yılından önceki sözleşme dönemine ilişkin bir talep bulunmadığı, talebin 2013 yılında imzalanan sözleşmeden kaynaklandığı, dava dilekçesinde açıkça yazılan bu hususun, 2013 yılında imzalanan sözleşmenin önceki sözleşmenin devamı olduğu şeklinde yorumlanarak talebin açılması mümkün olmadığından, mahkemece dava konusunun isabetli şekilde 2013 yılında imzalanan sözleşme olduğu hususunun belirlendiği, bu sözleşme kapsamında teslim edilen 300 adet tüpün, davacı kayıtlarına göre iade edilmediğinin bilirkişi raporuyla tespit edildiği, bizzat davacı defterinde bundan fazla bir tüp yönünden imalat bedeli alacağının bulunmadığı, ancak mahkemece de belirtildiği üzere davalı vekilinin 16.07.2019 tarihli dilekçe ekinde sunduğu irsaliye ve belgelerde davacı tarafından teslim edilen bu tüplerin davalıya iade edildiği anlaşıldığından, mahkemece davacı talebinin reddine karar verilmesinin yerinde olduğu, karşı davadaki depozito iadesi talebi yönünden yapılan incelemede ise, sözleşme kapsamında karşı davalı tarafından, karşı davacı bayiye verilen tüplerin iade edildiği ve karşı davacının bunlar dışında fazladan tüp iade ettiğini veya sözleşmede bulunan depozitoyu ödediğini kanıtlamadığı, sözleşmenin 10. maddesinde depozito ödeneceği belirtilmesine karşın, karşı davacının bu depozito bedelini ödediğine ilişkin dosya kapsamında bir kanıt bulunmadığından İlk Derece Mahkemesince karşı davadaki depozito talebinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, yine karşı davacı tacirin piyasadaki fiyatları araştırarak, sözleşmeye aykırılık bulunduğunu saptaması halinde bu durumu bayilik verene bildirmesinin gerektiği, aksi halde tarafların karşılıklı iradeleri ile belirlenen bedel üzerinden ifa edilen sözleşmenin süresi dolmakla, sona ermesinden sonra, sözleşme döneminde satım bedelinin fazla belirlendiği ileri sürülerek talepte bulunulmasının dürüstlük kuralına aykırı olacağından karşı davacının bu talebinin reddine karar verilmesinin yerinde olduğu gerekçesi ile taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı karşı davalı vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, taraflar arasında düzenlenen 21.02.2013 başlangıç tarihli bayilik sözleşmesinin sona ermesi nedeniyle, iade edilmeyen tüp bedelleri, sözleşmenin ifası sırasında eksik alınan tüpler nedeniyle davacının uğradığı kar kaybı ve asgari alım taahhüdüne uyulmaması nedeniyle cezai şart istemine, karşı dava, sözleşmenin devamı sırasında, karşı davacı bayiye diğer bayilerden daha yüksek bedelle tüp satılması nedeniyle uygulanan haksız rekabet sonucu oluşan zarar ve fazladan iade edilen tüplerin depozito bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin karara yönelik davacı karşı davalı vekilinin önceki sözleşme dönemine ilişkin tüplerin iadesine dair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2. Her ne kadar mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı tarafça 16.07.2019 tarihinde sunulan irsaliyeli fatura kayıtlarına göre toplam 300 adet tüpün depozito olarak teslim edildiği belirtilmişse de davalı tarafından davacıya iade edildiği belirtilen tüplere dair davacı defterlerinde bir kaydın bulunmadığı ve bu hususun bilirkişi raporunda da belirtildiği, davalı taraf defterine dair inceleme yapılmadığı, dosyaya sunulan sevk irsaliyeleri incelendiğinde rapora dayanak teşkil eden sevk irsaliyelerinin bir kısmının dava dışı ... tarafından düzenlendiği, bu tüplerin iade edilen tüpler olup olmadığı anlaşılamadığı gibi yine davacı tarafından davalıya düzenlenen tüplü LPG sevk irsaliyelerinde de giren boş tüp adeti ile çıkan boş tüp adetlerinin farklı olduğu, bu hususun da bilirkişi raporunda incelenmediği ve hesaplamanın buna göre yapıldığının belirtilmediği anlaşılmakla mahkemece yapılacak iş, hüküm kurmaya ve denetime elverişli yeni bir bilirkişiden taraf defterleri, dosyaya sunulan sevk irsaliyeleri ve yine ... sevk irsaliyelerinin yukarıdaki hususlar da değerlendirilerek rapor alınmak sureti ile hüküm kurulması olup, bu hususlar göz önüne alınmaksızın denetime elverişsiz bilirkişi raporuna dayanarak verilen kararın bozulması gerekmiştir.

VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı karşı davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 30.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/5102, K. 2026/2526, T. 30.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2025-5102-e-2026-2526-k-8df8a950b683