Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/3370 E. 2024/6161 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/3370
Karar No
2024/6161
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1845 Esas, 2023/606 Karar HÜKÜM : Asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2014/1374 E., 2020/329 K. BİRLEŞEN DAVA DOSYASI : İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1405 E. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA 1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Alpet markası ile faaliyet gösteren kurumsal bir firma olduğunu, bu kapsamda davalı ... ile iki farklı istasyon için 20.09.2010 tarihli iki ayrı bayilik sözleşmesi ve 20.09.2010 tarihli iki ayrı satış taahhütnamesi imzalandığını, davalının taahhütname ile "Karskapı Cad. Erzurum" adresinde bulunan istasyonda yıllık 1250 m3, "Pasinler Yolu 13. Km - Erzurun" adresinde bulunan istasyonda yıllık 750 m3 akaryakıt satma taahhüdünde bulunduğunu ancak davalının bayilik sözleşmesi ve protokollerden kaynaklanan yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmemesi nedeniyle davalıya 09.05.2012 tarih ve 777 sayılı, 22.10.2012 tarih ve 1459 sayılı, 22.10.2012 tarih ve 1337 sayılı uyarı yazıları gönderildiğini, ancak davalının buna rağmen uyarıların gereğini yerine getirmediğini ve 16.05.2014 tarihli ihtarnameleri ile sözleşmeleri tek yanlı olarak "Bayilik Sözleşmesi ve protokol uyarınca mutabık kaldığımız ve tarafıma uygulamanız gereken iskontoları uygulamadığınız" şeklinde gerekçe ile süresinden önce hukuka aykırı bir şekilde feshettiğini, bu gerekçenin sözleşme ve protokol içeriklerine aykırı olduğunu, akdedilen sözleşme ve protokoller kapsamında davacının ana ve yan edim borçlarını eksiksiz olarak yerine getirdiğini, buna mukabil davalını sözleşmeleri feshinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle davalının taahhütnamelerdeki kotanın altında satış yapmış olması nedeniyle Karskapı istasyonundan dolayı 19.560,00 USD, Pasinler Yolu Erzurum istasyonu nedeniyle 100.260,00 USD cezai şart alacakları oluştuğunun hesaplandığını, bu miktarın yargılama aşamasında bilirkişi tarafından da hesaplanacak olduğunu, keza bayilik sözleşmelerinin 4. maddesi kapsamında da davalının bu sözleşmelerin haksız olarak feshedilmesi halinde her bir sözleşme için 100.000,00 USD tutarındaki cezai şartı ödeme taahhüdünde bulunduğunu ayrıca sözleşmenin süresinden önce feshi nedeniyle sözleşme kapsamında satılması muhtemel malın satılamaması nedeniyle bayilik sözleşmelerinin 46. maddesi kapsamında kâr yoksunluğuna uğradıklarını ve ayrıca cari hesap kapsamında bakiye alacakları olduğunu ileri sürerek davalıdan yıllık asgari alım taahhüdünün ihlali nedeniyle her bir asgari alım taahhütnamesi nedeniyle 10.000,00 USD olmak üzere toplam 20.000,00 USD cezai şartın, bayilik sözleşmelerinin haksız feshi nedeniyle bayilik sözleşmesinin 4. maddesi kapsamında olmak kaydıyla her bir bayilik sözleşmesi nedeniyle 5.000,00 USD olmak kaydıyla toplam 10.000,00 USD cezai şartın ve bayilik sözleşmelerinin 46. maddesi kapsamında sözleşmelerin süresinden öne haksız olarak feshi nedeniyle maruz kaldıkları kâr yoksunluğu nedeniyle her bir sözleşme için 10.000,00TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL'nin ve cari hesaptan kaynaklanan 3.858,25 TL alacağın sözleşmenin 42. maddesi kapsamında avans faizine 20 puan eklenmek suretiyle tespit edilecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında 20.09.2010 tarihinde akaryakıt bayilik sözleşmesi imzalandığını, buna ilişkin aralarında bayilik protokolü imzalandığını, davalı tarafın protokole aykırı olarak hareket ederek müvekkilinin kâr payını ve iskonto payını düşürdüğünü, müvekkiline teslim edilen akaryakıt ile faturaya yansıtılan akaryakıt miktarının da farklı olduğunu, davalı tarafından kötü niyetli tutumlarla teminat mektuplarını nakde çevirdiğini, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1374 E. sayılı dosyası ile davalı taraf bayilik sözleşmesinin feshinden dolayı tazminat davası açtığını, konusu ve tarafları aynı olan bu dosya ile İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1374 E. sayılı dosyasının birleştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının akdedilen protokole aykırı davrandığını ve müvekkili aleyhine iskonto ve kâr oranlarının protokolün 3.2.4 hükmüne aykırı olarak değiştirildiğini, bu konuda davacıya ihtarname gönderildiğini, iskonto ve kâr oranları ile vadenin düzeltilmesinin ihtar edildiğini, vade düzeltilmiş ise de iskonto ve kâr oranlarının düzeltilmediğini, 16.05.2014 tarihli ihtarname ile bayilik sözleşmesinin feshedildiğini, protokoldeki şartların tek taraflı olarak değiştirilmesinin mümkün olmadığını, kötü niyetli olarak teminat mektuplarının nakde çevrildiğini, davacıya borçları olmadığı gibi alacaklı olduklarını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesi ve bayilik protokolünün müvekkiline ticari koşulları tek taraflı düzenleme ve değiştirme yetkisi verdiğini, davacının müvekkilince yapılan uygulamayı zımnen benimsediğini, bayilik sözleşmelerinin süresinden önce haklı bir neden olmaksızın davacı tarafından fesh edildiğinden davacının tüm taleplerinin reddi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, dosya kapsamı ve alınmış olan son bilirkişi raporu ile önceki bilirkişi raporları arasında çelişki olmayacak şekilde sözleşmenin davalı/birleşen davanın davacısı tarafından haklı nedenle feshedildiği tespit edilmiş olduğundan ve de mahkemelerince de taraflar arasında akdedilmiş bulunan Bayilik Protokolü'nün 3.2.4. maddesi ile bayiinin Alpet'ten yapacağı benzin alımları için Tüpraş beyaz ürün depo satış fiyatı ile Alpet'in belirleyeceği mahal tavan pompa fiyatı arasında kalan toplam kârın %60 bayii %40 Alpet arasında paylaşılacağı, keza kırsal motorin ve motorin alımları için ise %88 bayii %12 Alpet arasında paylaşılacağının öngörülmüş olduğu ve ileride piyasa şartlarında ve ülke ekonomisinde değişiklikler meydana geldiği takdirde tarafların yeni piyasa şartlarına ve ülkenin genel ekonomi şartlarına göre yeniden iskonto ve kâr payları konusunda karşılıklı olarak mutabakata varacak oldukları konusunda sözleşmede hüküm olduğu halde davacının sözleşmeye aykırı olarak tek yanlı olarak 01.01.2012 tarihinden itibaren kendi lehine ve davalı aleyhine olmak kaydıyla davalı bayinin payına benzinde %50'ye, motorinde %60'a indirmek şeklinde uygulama yapması, sözleşmenin haklı sebeple feshine sebep teşkil edecek nitelikte olması nedeniyle davacının cezai şart ve müspet kâr yoksunluğundan kaynaklanan zararlarının reddi gerektiği, son bilirkişi raporu ile de avanslar nedeniyle davacının davalıya borçlu olduğu ve bu nedenle davacının esas dava kapsamında bakiye hesap alacağı olmadığından bu yönüyle de esas davanın reddedilmesi gerektiği, yine son rapor kapsamında birleşen davanın davacısı her ne kadar sözleşmenin süresinden önce sona ermesi ve sözleşmenin yürürlükte bulunduğu dönemde eksik mal teslimi nedeniyle oluşan zararının tespiti ve tahsilini talep etmiş ise de eksik teslim edilen mallar nedeniyle ilgili dönem sonunda herhangi bir çekince ileri sürmeksizin yeni mal teslim almaya başlamakla bu yönde talepte bulunma hakkının olmaması ve sözleşme kapsamında geriye kalan süre bakımından yoksun kalınan kâr itibariyle de zarar miktarını ispat bakımından dosya kapsamıyla ispat yükünü ifa etmemiş olması nedeniyle birleşen dava kapsamı ile davacının maddi zarar taleplerinin reddine ve de birleşen davanın davalısı dağıtıcının sözleşmeye aykırı eylemi davacı bayii bakımından herhangi bir kişilik hakkına yani birleşen davanın davacısı bakımından herhangi bir kişilik hakkının ihlaline neden olmadığından manevi tazminat yönüyle de davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, asıl dava bakımından ... uyuşmazlığın; davacının protokolün 3.2.4 maddesinde düzenlenen kâr payı oranlarını tek taraflı olarak değiştirip değiştiremeyeceği, davalı bayii tarafından mal alımı yapılmaya devam edilmiş olmasının tek taraflı değişiklik uygulamasını kabul anlamına gelip gelmeyeceği, buna göre davalının sözleşmeleri fesihte haklı olup olmadığı hususunda olduğu, tüm bilirkişi raporlarında asıl dava davacısının protokolün 3.2.4 maddesine dayalı bir mutabakat olmaksızın kâr payı oranını tek taraflı şekilde motorin için %88'den %60'a, benzin için %60'dan %50'ye düşürdüğünün tespit edildiği, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 41/a maddesinde davacıya petrol ürünlerinin satış fiyatlarını tek taraflı belirleme yetkisi tanındığı, protokolün 3.2.4 maddesinin birinci fıkrasında da bu hususun tekrar edildiği, öte yandan, kâr payı oranları petrol ürünlerinin satış oranlarından farklı olup, protokollerin 3.2.4 maddesinin son fıkrasında; kâr payı ve iskonto oranlarının tarafların mutabakatı ile yeniden belirleneceğinin kararlaştırılmış olması karşısında, davacının satış fiyatlarını belirleme yetkisinin kâr payı oranlarını da kapsayacağı yönündeki iddiasının yerinde görülmediği, yine davalının 05.03.2012 ve 21.05.2013 tarihli ihtarnameler ile 2012 yılından itibaren tek taraflı olarak değiştirildiğini belirttiği kâr payı oranlarına açıkça itiraz etmiş olması nedeniyle, devam eden ilişkide davalı tarafından gerçekleştirilen akaryakıt alımlarının itiraz ile yapıldıkları açık olup, davalının, davacı tarafın kâr payı oranlarını tek taraflı değiştirme yetkisi bulunduğunu zımnen kabul ettiğinden bahsedilemeyeceği, sözleşmelerde yalnızca davacıya tek taraflı fesih hakkı tanındığı da nazara alındığında, sürekli borç ilişkisi niteliğindeki bayilik ilişkisini, protokollere aykırı şekilde mutabakat bulunmaksızın, benzin yönünden %10, motorin yönünden %33 eksik kâr payı alarak sözleşme süresi sonuna dek sürdürmesinin davalıdan beklenemeyeceğinden, davalının fesihte haklı olduğu, mahkemenin bu gerekçelere dayalı kabulünün yerinde olduğu, feshin haklı olması nedeniyle davacının davalıdan protokollerin 4. maddesinde yer alan cezai şart alacağını ve sözleşmelerin 46/d maddesinde yer alan kâr mahrumiyeti alacağını talep edemeyeceği, asıl davada davacının satış taahhüdüne uyulmamasına nedeniyle her iki istasyon bakımından ileri sürdüğü cezai şart talepleri bakımından yapılan değerlendirmede; davacının, Karskapı istasyonu yönüden eksik alım bulunan 21.09.2012-20.09.2013 dönemi için herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin 21.09.2013 tarihinden başlayan yeni dönemde davalıya satış yapmış olması karşısında, artık bu dönem için cezai şart talep edemeyeceği, 21.09.2013 tarihinden başlayan yeni dönemde bir yıllık dönemin dolmasına dört ay kala sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği, 139 m3 eksik alım bulunduğu, sözleşme haklı nedenle davalı tarafından feshedildiğinden kalan dört aylık sürece 139 m3 lük taahhüdün gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin tespit edilemeyeceği, bu dönem yönünden ise muaccel bir ifaya ekli cezai şart alacağı doğmadığından davacının davalıdan Karskapı istasyonu için cezai şart talep edemeyeceği, davalı bayinin 750 m3 yıllık satış taahhüdünde bulunduğu Pasinler istasyonu için, 20.09.2010-20.09.2011 döneminde 368 m3 eksik alım yaptığı, bu dönem için herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin 21.09.2011 de başlayan yeni dönemde davalıya satış yaptığı, bu ilk yıl için davalıdan cezai şart talep edilemeyeceği, 21.09.2011-20.09.2012 döneminde davalının 441 m3 eksik alım yaptığı, bu dönem için ceza tutarının 26.460,00 USD olduğu, bu istasyon için davacının davalıya gönderdiği, 20.10.2012 tarihli 1337 sayılı 2012 yılına ilişkin alım taahhüdüne uyulmadığı yönündeki uyarı yazısının yerinde olduğu, uyarı yazısında bir yıllık dönemin ocak ve aralık ayları arasını teşkil ettiği yönündeki değerlendirmenin ise; sözleşme, protokol ve taahhütlerin 20.09.2010 tarihi itibariyle yürürlüğe gireceğinin kararlaştırılmış olması karşısında yerinde olmadığı, buna göre davacının Pasinler istasyonu yönünden 2012 yılı için davalıdan 24.460,00 USD ifaya ekli cezai şart alacağı bulunduğu, 21.09.2012-20.09.2013 döneminde davalının bu istasyonda 515 m3 eksik alım yaptığı, 21.09.2013 tarihinden başlayan bir yıllık dönemin dolmasına dört ay kala sözleşmenin feshedildiği, bu dönemde de 347 m3 eksik alım bulunduğu, davacının eksik alım bulunan 21.09.2012-20.09.2013 dönemi için herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin 21.09.2013 tarihinden başlayan yeni dönemde davalıya satış yapmış olması karşısında, artık bu dönem için cezai şart talep edemeyeceği, 21.09.2013 tarihinden başlayan yeni dönemde bir yıllık dönemin dolmasına dört ay kala sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği, 515 m3 eksik alım bulunduğu, sözleşme haklı nedenle davalı tarafından feshedildiğinden kalan dört aylık sürede 515 m3'lük taahhüdün gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin tespit edilemeyeceği, bu dönem yönünden ise muaccel bir ifaya ekli cezai şart alacağının doğmadığı anlaşıldığından davacının, davalıdan Pasinler istasyonu için yalnızca 26.460,00 TL cezai şart talep edebileceği anlaşılmış olup, davacının alım taahhüdüne dayalı cezai şart talebine yönelik istinaf sebebinin kısmen yerinde bulunduğu, asıl davada davacı satış taahhüdüne aykırılık nedeniyle her bir istasyon yönünden 10.000,00 USD cezai şart talep ettiği, netice-i talebini ıslah etmediği, birleşen dava davacısının eksik ürün alımı nedeniyle ve sözleşmenin haklı nedenlerle sona erdirilmesi sonucu kâr kaybına uğradığı yönündeki iddialarını ispata elverişli delil sunmadığı anlaşılmış olup, bu talepler bakımından davanın reddinde isabetsizlik mevcut olmadığından, aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, asıl dava kapsamında yapılan açıklamalar çerçevesinde; birleşen davacının 05.03.2012 ve 21.05.2013 tarihli ihtarnameler ile 2012 yılından itibaren tek taraflı olarak değiştirildiğini belirttiği kâr payı oranlarına açıkça itiraz etmiş olması nedeniyle, devam eden ilişkide birleşen davacı tarafından gerçekleştirilen akaryakıt alımlarının itiraz ile yapıldıkları açık olup, birleşen davacının, birleşen davalı tarafın kâr payı oranlarını tek taraflı değiştirme yetkisi bulunduğunu zımnen kabul ettiğinden bahsedilemeyeceği, nitekim bu ihtarnameler ile birleşen davacı 01.01.2012 tarihinden itibaren eksik uygulanan kâr paylarının ödenmesini açıkça talep ettiği, mahkemece birinci bilirkişi heyetinden alınan 03.10.2018 tarihli ikinci ek raporda davacı bayiye, tek taraflı kâr payı indirimi nedeniyle 2011 yılında 81.262,81 TL, 2012 yılında 73.439,66 TL, 2013 yılında 70.853,81 TL, 2014 yılında ise 18.745,46 TL eksik kâr payı ödemesi yapıldığının tespit edildiği, birleşen davacının ihtarnamelerde 01.01.2012 tarihinden itibaren eksik ödenen kâr paylarının iadesini istediği nazara alındığında, 2011 yılı yönünden talep yerinde görülmemiş ise de; 2012, 2013, 2014 yıllarına ait eksik ödemeler toplamı 163.038,93 TL nin tahsilini talep edebileceği sonucuna ulaşıldığı, birleşen davacı vekili tarafından 30.10.2018 harçlandırma tarihli ıslah dilekçesi ile eksik ödenen kâr payı talebi bakımından netice-i talep 1.000,00 TL'den 244.201,74 TL'ye çıkartıldığı, yapılan bu açıklamalar çerçevesinde birleşen davacının eksik ödenen kâr payı talebinin 163.038,93 TL için kısmen kabulü gerekirken, reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı, birleşen davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebinin yerinde bulunduğu, birleşen davacı vekilinin teminat mektuplarının haksız nakde çevrildiği yönündeki iddiası bakımından yapılan değerlendirmede; teminat mektuplarının nakde çevrildiği tarih itibariyle birleşen davacıya düzenlenmiş herhangi bir cezai şart faturası bulunmadığı, başkaca bir alacağın da mevcut olmadığı, nitekim varlığı iddia olunan tüm cezai şart alacaklarının asıl davaya konu edildiği ve yargılama konusu olduğu , birleşen davalının teminat mektuplarının tazmini tarihleri itibariyle 3.858,25 TL cari hesap alacağı dışında birleşen davacıdan cezai şart alacağının mevcut olup olmadığının henüz belli olmadığı, buna göre birleşen davalının toplam 50.000,00 TL bedelli teminat mektuplarının 3.585,2 TL'yi aşan kısmını haksız olarak tazmin ettiği, birleşen davacı vekili tarafından 30.10.2018 harçlandırma tarihli ıslah dilekçesi ile haksız tazmin edilen teminat mektuplarının bedellerinin iadesi talebi bakımından netice-i talebin 1.000,00 TL'den 50.000,00 TL'ye çıkarıldığı, mahkemece bu talep bakımından da davanın kısmen kabulü gerekirken gerekçesi belirtilmeksizin reddinin yerinde olmadığı, birleşen davacı vekilinin manevi tazminat talebi bakımından yapılan değerlendirmede; tüzel kişi olan birleşen davacı şirketin toplam 50.000,00 TL teminat mektubunun nakde çevrilmesi nedeniyle ticari itibarının ne şekilde zedelendiğine dair somu delil sunmadığı, manevi tazminat talep koşullarının oluşmadığı, mahkemece bu talebin reddinde isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından, birleşen davacı vekilinin manevi tazminat talebine yönelik istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, bayilik sözleşmeleri ve protokollerinin haksız feshedildiği iddiasına dayalı cari hesap ve cezai şart alacakları ile satış taahhütnamelerine aykırılık nedeniyle cezai şart istemine, birleşen dava, taraflar arasındaki protokollerde öngörülen kâr payı oranlarının taahhüde aykırı olarak tek taraflı değiştirilmesi nedeniyle, ödenmeyen kâr payı tutarlarına ilişkin alacağın tahsili, bayilik sözleşmeleri ve protokoleri kapsamında eksik ürün teslimi nedeniyle uğranılan zararın tahsili, sözleşmenin haklı nedenle feshedilmesi sonucu uğranılan kâr kaybının tahsili, bayilik sözleşmeleri kapsamında verilen teminat mektuplarının haksız tazmin edilmiş olmaları nedeniyle bedellerinin iadesi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Kanun'un 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden asıl davada davacı-birleşen davada davalıya yükletilmesine, aşağıda yazılı harcın istek halinde asıl davada davalı-birleşen davada davacıya iadesine, 09.09.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/3370, K. 2024/6161, T. 09.09.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2023-3370-e-2024-6161-k-87ab9af1d047