Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/2204 E. 2024/4868 K. – Menfi Tespit

Konu: Menfi Tespit

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/2204
Karar No
2024/4868
Karar Tarihi
Konu
Menfi Tespit

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/340 Esas, 2023/45 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/982 E., 2020/642 K. Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 04.06.2024 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat .... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının 30.05.2010 tanzim, 30.10.2012 vade tarihli ve 315.000,00 USD karşılığı teminat senedine istinaden Çanakkale 2. İcra Müdürlüğü’nün 2013/1513 sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlattığını; senetle ilgili olarak Çanakkale CBS 2015/8137 Sor. numaralı dosyası ile şikayette bulunduklarını, Amar A.Hasan Alzubaidi’nin 500.000,00 USD nakit paranın Ege Ziraat A.Ş.’ne iş yapmak üzere verildiğini, işin yapılması nedeniyle paranın bir kısmının ödendiğini, geri kalan 386.400,00 USD karşılığında çek verildiğini; çeklerin ödenmemesi üzerine icra takibi yapıldığını, bu borç ödenmeyince protokol yapılarak 386.400,00 USD miktarlı 28.10.2009 keşide tarihli ve 30.05.2010 ödeme tarihli senet verildiğini; bu senet de ödenmeyince 100.000,00 TL’yi Ege Ziraat’ten nakit olarak aldığını kalanını ise dava konusu yapılan 30.05.2010 keşide tarihli ve 30.10.2012 vade tarihli 315.000,00 USD bedelli Amar lehine düzenlenen senet verildiğini, senet üzerinde teminat senedi yazsa dahi bu senedin borç senedi olduğunu, davalının müvekkiline başlangıçta 500.000,00 USD ödemediğini, davalının dava konusu senette ciranta konumunda olduğunu; teminat senedi iddiasının cirantayı bağlamayacağı ve kişisel definin ileri sürülemeyeceği söylense bile davalının iyiniyetli hamil olmadığını beyan ederek Çanakkale 2.İcra Müdürlüğünün 2013/1513 E. sayılı dosyaya konu 315.000,00 USD bedelli senetten dolayı borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini ve davalının %20’den aşağı olmamak üzere inkar tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin iyiniyetli senet hamili ciranta olduğunu; taraflar arasındaki kişisel defilerin ileri sürülemeyeceğini; defıyi bilmenin yetmeyeceğini, kötüniyetli olunması gerektiğini; senedin meşru hamili davalının senet bedelinin ödenmemesi üzerine Çanakkale 2. İcra Müdürlüğü’nün 2013/1513 E. sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlattığını ve takibin kesinleştiğini, borçlu şirketin zaman kazanmak için icra memuru işlemlerine ve takibe itiraz ettiğini; borca açıkça herhangi bir itirazda bulunmadığını; davacı borçlu şirketin bütün haksız ve hukuka aykırı itiraz ve şikayetlerinin Çanakkale İcra Mahkemesi nezdinde reddedildiğini ve Yargıtay kararı ile 26.05.2015 tarihinde kesinleştiğini; Savcılık tarafından takipsizlik kararı verildiğini, davacının dava dilekçesinde senet alacaklısı lehtardan siparişler için 500.000,00 USD alındığını inkar ettiğini, bunun ispat yükünü ise üçüncü kişi konumundaki davalı cirantaya yüklemeye çalıştığını, temel ilişkinin tarafları arasında borç doğmadan şirket yetkilisinin şahsi kefaletini de kapsayan çekin lehtar Amar’a neden verildiğinin açıklanmadığını, bu çekin Bakırköy’de icra takibine konu edildiğinde itiraz edilmediğini; daha sonra delil olarak sunulan protokolden de anlaşılacağı üzere ilk takip konusu çek yerine kısmi ödemelerden sonra 30.05.2010 ödeme tarihli 386.400,00 USD’lik senet verildiğini, bu senedin de davalıya oğlu alacaklı Amar’ın danışmanı olduğu için doğan ihtiyaç ve mağduriyet nedeniyle elden Amar’a para verilmek durumunda kalındığı için ciro yolu ile geçtiğini, bu senedin tahsili için 30.05.2010 tarihinde gidildiğinde 100.000,00 TL kısmi ödeme yapıldığını, kısmi ödemenin dahi davacının davasının samimi olmadığını gösterdiğini, ödeme sırasında lehtar adına 300.000,00 USD'lik senet tanzim edildiğini, kur hesabının yanlış yapıldığının anlaşılması üzerine aynı tanzim gününü taşıyan 30.10.2012 vade tarihli dava konusu 315.000,00 USD’lik senedin lehtar adına düzenlendiğini, dikkatten kaçırılarak senet üzerine teminat ibaresi konulduğunu; önceki senetlerde böyle bir ibarenin bulunmadığını; bunun da davacının kötüniyetli olduğunu gösterdiğini, teminat için ayrıca bir anlaşma bulunması gerektiğini, kesinleşmiş Bakırköy 4. İcra Müdürlüğü’nün 2006/6598 E. sayılı dosyasındaki borçlu şirket çeklerinin senede çevrilmesinin söz konusu olduğunu beyanla davanın reddine, davacının %20’den az olmamak üzere inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, Çanakkale 2. İcra Müdürlüğünün 2013/1513 E. sayılı dosyası, ticaret sicil kayıtları, Bakırköy 4. İcra Müdürlüğü’nün 2006/6598 E. sayılı dosyası, Çanakkale CBS 2015/8137 esas sayılı dosyası, senet sureti, protokol örneği, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına binaen; senedin teminat amaçlı ihdas edildiğinin ispat yükünün davacıda olduğu, ancak davacının ticari defter ve kayıtlarını sunmadığı, bu haliyle dava konusu menfi tespit istenen senedin teminat amaçlı olarak düzenlenip düzenlenmediği hususunun ispata muhtaç olduğu, davacının, iddiasını destekler nitelikte bilgi ve belge sunmadığı, davacının, davalı tarafından senedin talil edildiği ve bu nedenle ispat yükünün yer değiştirdiği, davalının temel ilişkiyi ve alacağın mevcudiyetini ispat etmesi gerektiği iddiasının, temel ilişkinin tarafı olmayan davalının senedi talil edemeyeceği, Yargıtayın yerleşik uygulaması senedin hangi ilişkinin teminatı olduğu, senet üzerinde belirtilmedikçe ve bu ilişki yazılı bir belge ile kanıtlanmadığı sürece sadece teminat senedi sözcüklerinin bononun kayıtsız şartsız belli bir bedelin ödenmesi vaadini içeren niteliği etkilemeyeceği yönünde olduğu, buna karşı senedin hangi ilişkinin teminatı olduğunun belirtilmiş olması veya alacaklı tarafından kabul edildiği hallerde kayıtsız şartsız ödeme vaadinde söz edilemeyeceği için kambiyo senedinin geçersiz olacağının kabul edilmesi gerektiğini, teminat kaydı içeren kambiyo senedinin hangi ilişkinin teminatı olduğunun yazılı belge ile kanıtlanmadığı, teminat kaydının tek başına kambiyo senedinin kambiyo senedi olması vasfını etkilemeyeceği, senet üzerinde bulunan "teminat" ibaresinin tek başına yeterli olmadığı, bu iddianın sadece temel ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebileceği ve kişisel def’iler iyiniyetli senet hamillerine karşı ileri sürülememesi nedeniyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının savcılık savunmasında belirtildiği gibi müvekkile herhangi bir şekilde başlangıçta 500.000,00 USD ödenmediğini, bu ödemenin herhangi bir belge veya bu ödemeye ilişkin herhangi bir sözleşme ile kanıtlanmasının zorunlu olduğunu, davalının ayrıca ifadesinde dava ve takip konusu senedin kendilerine nasıl geçtiğini tek tek senet tarih ve meblağları vererek izah ettiğini, dava konusu tanzim 30.05.2010 keşide 30.10.2012 vade tarihli 315.000,00 USD'lik senedi 28.10.2009 keşide tarihli 30.05.2010 ödeme tarihli 386.400,00 USD'lik senedin yerini aldığını belirttiğini, oysa bu beyanın gerçek dışı olduğunu, senet değişimine ilişkin yazıda davalı kendi imzasıyla 314.000,00 USD'lik senedi 300.000,00 USD'lik senet yerine aldığını beyan ve ikrar ettiğini, bu nedenle davalının ifadesinde anlattığı silsilenin kopuk olduğunu, senet metninde bedel kaydında 'teminat' ibaresinin yazılı olduğunu, davalının ise senedin borca karşılık verildiğini savunduğunu, bu durumda senet metni 'talil' edildiğinden ispat yükünün yer değiştirdiğini ve davalının senedin borç karşılığı verildiğini ispatlamak zorunda olduğunu, davanın senet metninin tali edilip edilmediği, talil edilmiş ise ispat yükünün kimde olduğu ve cirantaya karşı definin ileri sürülüp sürülemeyeceğine ilişkin olduğunu, ancak mahkemenin senedin tahsil cirosu ile davalıya ciro edilip edilmediği veya temlik cirosu ile devredilse dahi olayımızda bütün borç ilişkilerini bildiğini söyleyen davalıya karşı ileri sürülüp sürülmeyeceğini incelemediğini, senet tahsil cirosu ile devralınmış ise; ifadesinde senedi tahsil cirosu ile devraldığını ikrar ettiğini, kaldı ki senedi ödeyerek temlik cirosu ile devralsa bile bugüne kadar senet bedelini Amer'e ödediğine dair bir belge dosyaya ibraz etmediğini, davalının savcılıktaki ifadesine göre 'suça konulu senedi tahsil etmem için ciro ederek bana verdi' şeklindeki beyanın tahsil cirosu olduğunun ikrarı olduğunu, senedi tahsil cirosuyla devralan hamile karşı, cirantaya karşı ileri sürülebilecek tüm şahsi defilerin hamile karşı da ileri sürülebileceğini, senet temlik cirosu ile devralınmış ise; davalının savcılık beyanına göre senedin tahsil cirosu ile değil de temlik cirosu ile devralındığı kabul gördüğü takdirde de hamilin iyiniyetli hamil olmaması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, davalının savcılık ifadesinde ve davaya verdiği cevap dilekçelerinde 'teminat' yazılı senedi bizzat kendisinin aldığını beyan ettiğini, zaten senet değişim yazısında senedi teslim aldığına dair imzasının da olduğunu, davalının teminat senedi getirerek Amer adına teminat senedini imzası karşılığı teslim aldığı ve bu durumu kabul ettiğini, savunmaya esas olan durum senedin teminat senedi olduğu ve herhangi bir borç karşılığı verilmediği şeklinde olduğunu, üzerine teminat yazılı senedi, üstelik teminat yazılı senetle değiştirerek alanın davalı olduğunu, teminat yazıldığını bilen davalının bu durumu bildiğinin kabul edilmesi gerektiğini, davalı oğlunun lehtarın yanında çalışması nedeniyle müvekkil ile Amir arasındaki ilişkiyi bildiğinin, ayrıca Amir ile yapılan tüm senet değişikliklerini bildiğinin ve hatta dava konusu teminat yazılı senedi kendisinin imzası karşılığında teslim aldığının sabit olması nedeniyle davalının iyiniyetli sayılamayacağını, dolayısıyla davalıya karşı her türlü def'inin ileri sürülebileceğini, davalının dava konusu senette ciranta konumunda olduğunu, senedi tahsil cirosu ile aldığını ikrar ettiğini, tahsil cirosu ile senedi devralana karşı lehtar için ileri sürülecek tüm defiler ileri sürülebileceğini, tahsil cirosu olmasa bile, temlik cirosu olması halinde dahi davalının senedin borç karşılığı verildiği iddia etmesi nedeniyle davalıya karşı tüm defilerin yine ileri sürülebileceğini, bu nedenle senet metnini talil eden davalı senedin veriliş amacı olarak beyan ettiği borç verme ilişkisini ispatlayamadığını ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması istenmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından bedelsiz senedi kullanma suçu nedeniyle davalı hakkında şikayette bulunulduğu, soruşturma sonucunda kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildiği, bonodaki ciro üzerinde "Tahsil içindir" ibaresi bulunmadığından bononun davalıya geçtiği sırada yapılan cironun tahsil cirosu olarak kabulü mümkün olmadığından, mahkemece cironun temlik cirosu olarak kabulünün yerinde olduğu, davalının bonoyu temlik alırken bilerek borçlunun zararına hareket ettiği veya bonoyu iktisapta ağır kusurlu olduğunun da ispatlanamadığı, bonoda "teminat" ibaresinin olduğu görülmüş ise de, ayrıca hangi ilişkinin teminatı olduğu hususunun senet üzerine yazılmak suretiyle ya da yazılı bir belge ile ispatlanması gerektiği, somut olayda bu nitelikte yazılı bir açıklama veya belge bulunmadığından bononun teminat amaçlı olarak verildiğinin kabulünün de mümkün olmadığı, davaya konu bononun bedelsizlik iddiaları bakımından açılan menfi tespit davasında ispat yükünün davacı borçluda olduğu, davacı iddialarının aksine davalı tarafça senedin talili yapılmadığından ispat yükünün yer değiştirdiğinden de söz edilemeyeceği, tüm bu hususlar gözetildiğinde mahkemece ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebeplerini tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, bonodan kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Menfi tespit davalarında ispat yükü kural olarak alacaklı olduğunu iddia eden davalıya ait ise de alacak ilişkisi kambiyo senedinden kaynaklanıyorsa senede karşı senetle ispat kuralı gereği tekrar borçlu tarafa geçmektedir. Ne var ki alacaklı senetteki ihdas nedenini değiştirir şekilde talilde bulunması halinde ispat yükünü yeniden üzerine alır. Ancak bu ilke keşideci ile lehdar arasındaki ilişkide söz konusu olup kambiyo hukukunda hamilin tarafı olmadığı ilişkiyi talil etmesinden bahsedilemez. 3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/2204, K. 2024/4868, T. 10.06.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2023-2204-e-2024-4868-k-d8abab82ae83