Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2022/2944 E. 2023/6664 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/2944
Karar No
2023/6664
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/2276 Esas, 2022/490 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/482 E.,2022/490 K.

Taraflar arasındaki marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, meni, ref'i, ticaret unvanının terkini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin BİLSAN ticaret unvanı ve işletme adı ile 32 yıldan fazla bir süredir ticari hayatına devam ettiğini ve BİLSAN markasını da Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescil ettirdiğini, davalının müvekkilinin ticaret unvanının ve tescilli markasının aynısını kendi ticaret unvanında, internet sitesinde ve katıldığı fuarlarda kullanmakta olduğunu, faaliyet alanlarının aynı olduğunu, müvekkilinin üretici firma olup davalı yanın ise başka üreticilerden müvekkilinin ürettiği ürünlerin aynısı ya da benzerlerini alıp toptan satışını yapan İzmir'de bir firma olduğunu, taraflar arasında bir bağ bulunmadığını, müvekkili şirketin İstanbul'da, davalının ise İzmir'de faal olduğunu, davalıya haksız eylemlerine son verilmesi için ihtarname keşide edildiğini, ihtara cevap verilmediğini, davalı şirketin faaliyet sektörü, ticaret unvanı ve işletme adı müvekkili ile aynı olduğundan (BİLSAN) müvekkilinin müşterilerinin davalı şirketi müvekkilinin bayisi zannederek haksız rekabete sebep olduğunu, müvekkilinin kullanıma muvafakati olmadığını davalı eyleminin markaya ve ticaret unvanına tecavüz etmek suretiyle haksız rekabet oluşturduğunu İzmir Bölge Bayisi imajı uyandırılarak haksız kazanç elde edilmekte ve müvekkili markasına ve ticaret unvanına tecavüz edildiğini ileri sürerek marka hakkına tecavüzün tespiti, durdurulması, önlenmesi, sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, ticaret unvanından Bilsan ibaresinin çıkarılmasına, sicilden terkinini, davalı eylemlerinin aynı zamanda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) gereği haksız rekabet ve ticaret unvanına tecavüz teşkil ettiğinden vaki haksız rekabet ve unvana tecavüz fiillerinin de tespiti ile durdurulmasına, vaki tecavüzün giderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; marka hakkının ihlalinin bir haksız fiil türü olması nedeniyle işbu davanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'da (6098 sayılı Kanun) düzenlenen iki yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, bu nedenle öncelikle süresinde açılmayan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı firma ile müvekkili arasında 15 seneyi aşkın süredir devam eden bir ticari ilişkinin mevcut olduğunu, iki firma arasında senelerce süren ticari ilişkinin ardından davacı tarafından kendilerine ait markanın izinsiz ve haksız kullanıldığının iddia edildiğini, bu durumda davacının müvekkilinin unvanını ilk kez duymuşçasına davranması ve huzurdaki davayı ikame etmesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesine göre dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, Bilsan'ın bir aile şirketi olduğunu, davacı firmanın şu anki ortaklarından ve yöneticilerinden olan ... ile daha önceki ortaklarından ve yöneticilerinden ...'in müvekkili şirketin kurucu ortaklarından olduğunu, şirketin 2001 yılında ..., ... ve şu an müvekkili firmanın ortaklarından olan ... tarafından İzmir'de kurulduğunu ve halen İzmir'de faaliyet gösterdiğini, bizzat davacı şirketin ortakları tarafından bu isimle kurulduğunu, 2012 yılında ... ve ...'in kendi hisselerini devrederek ortaklıktan ayrıldıklarını, bu dönemden 2017 yılı Nisan ayına kadar iki şirket arasında ticari ilişkinin devam ettiğini, Bilsan ibaresinin sadece müvekkili firmanın ticari unvanında geçtiğini, izinsiz olarak Bilsan adı altında ürün satmış olduğu, Bilsan ibaresini kartvizitlerde ve fuarlarda kullandığı iddiasının yersiz ve mesnetsiz olduğunu, kartvizitlerde müvekkilinin ticari unvanının açık ve net bir şekilde belli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bilirkişi raporunda, davalı kullanımının davacının tescilli markalarıyla birebir ayniyete varacak düzeyde olduğu ve karıştırılma ihtimali taşıdığı ve bu nedenle tecavüze esas oluşturduğu yolunda görüş belirtildiği, dosya kapsamına göre, ticaret sicil kayıtlarında davalı şirketin 05.01.2001 tarihinde aynı isimle kurulup 10.01.2001 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği, davacı şirketin de 02.12.1986 tarihinde kurulup faaliyette bulunduğu, davacı adına olan markanın ilk olarak 2007 yılında tescil başvurusunun yapıldığı, dosyaya ibraz edilen taraf şirketlere ait fatura ve ticari kayıtlara göre uzun zamandan beri (yaklaşık 15 yıl) aralarında süre gelen ticari ilişki bulunduğu, davalı şirketin davacı şirket ortakları tarafından kurulup 01.02.2012 tarihinde hisselerinin devredilerek ortaklıktan ayrıldıklarının anlaşıldığı, beliren durum karşısında; davacı tarafın çok uzun bir süreden beri davalının bu kullanımına ses çıkarılmadığı, hatta davalı şirketin bu isimle davacı şirket kurucuları tarafından kurulduğu, süre gelen ticari ilişki ve zaman dilimi gözetildiğinde, 14.07.2017 tarihinde davacının bu davayı açmasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi anlamında hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğu ve davalının kullanımı ticari unvana dayalı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirketin 2001 yılında müvekkil şirket ortaklarından ..., ... ile ... tarafından kurulduğunu, davalı şirketin esasen müvekkili şirket ortakları tarafından büyüme amaçlı alt şirket olarak kurulduğunu, belli bir süre ise ticari ilişki içerisinde bulundukları konusunda da bir uyuşmazlık bulunmadığını, daha sonra müvekkili şirketin ortakları dolayısıyla davalı şirket ortaklarının 2009 yılında davalı şirket açısından tasfiye kararı aldığını, 2012 yılında ise müvekkili şirketin de ortakları olan ... ve ... şirketin tasfiye edileceğinden bahisle şirketteki paylarını devrettiklerini, devirden sonra ise davalı şirketin tasfiyeden dönerek faaliyetine devam ettiğini, davalı şirketin tasfiye kararından sonra paylarını devreden eski ortakların, davalı şirket tasfiyeden döndükten sonra davalı şirkete kendi markaları olan ''BİLSAN'' unvanının kullanılması için geçerli bir rıza ve yazılı bir izin vermediklerini, müvekkilinin, davalı yanın "Bilsan" ibaresini ticari hayatında müvekkilin şubesiymiş gibi kullandığını öğrendiği andan itibaren sessiz kalmadığını bu tecavüzün önlenmesi maksadı ile ihtar çektiğini sonuç alınamayınca da işbu davanın açıldığını, Mahkeme her ne kadar müvekkilinin kötü niyetli olduğunu ve dürüstlük kuralına ters düşecek nitelikte hareket ederek işbu davayı ikame ettiği kanaatine varmış olsa da, müvekkilinin dürüstlük kuralına aykırı hareket etmediğini kabul anlamına gelmemekle birlikte bir an için müvekkilinin marka kullanımına ses çıkarmadığı düşünülse dahi müvekkilinin ihtarı ve işbu dava ile bundan sonra markanın kullanımına rıza göstermediği ve ihtarnamenin tebliğinden itibaren davalı yanın mütecaviz durumunda olduğunun açık olduğunu, İlk Derece Mahkemesince dürüstlük kuralı kapsamında davanın reddine karar verilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini, bilirkişi raporu ile de davalı şirketin, müvekkilinin markasını ve unvanını kullanarak haksız menfaat sağladığı, müvekkilin ticari itibarını zedelediği ve müşteri kaybına sebep olduğu sabit olmasına, dosya kapsamındaki tüm tanık beyanlarıyla da iddia olunan hususların tamamının ispat edilmesine rağmen İlk Derece Mahkemesinin söz konusu kararı vermesinin açıkça hukuka ve yasalara aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesince toplanan deliller ve yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda; davalı şirketin 05.01.2001 tarihinde bu isimle davacı şirket ortakları tarafından kurulduğu ve 10.01.2001 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği, davacı şirketin de 02.12.1986 tarihinde kurulup faaliyette bulunduğu, davacı adına olan markanın ilk olarak 2007 yılında tescil başvurusunun yapıldığı, dosyaya ibraz edilen taraf şirketlere ait fatura ve ticari kayıtlara göre uzun zamandan beri (yaklaşık 15 yıl) aralarında süre gelen ticari ilişki bulunduğu, davalı şirketin davacı şirket ortakları tarafından kurulup 01.02.2012 tarihinde hisselerinin devredilerek ortaklıktan ayrıldıkları, bu duruma göre davacının çok uzun bir süreden beri davalının bu kullanımına ses çıkarmadığı, süre gelen ticari ilişki ve zaman dilimi gözetildiğinde davacının bu davayı açmasının 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi anlamında hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğundan davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, marka hakkına tecavüzün, haksız rekabetin tespiti, men’i, ref'i, ticaret unvanının terkini istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 29 uncu maddesi, 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendi.

3. Değerlendirme Dava, marka hakkına tecavüzün, haksız rekabetin tespiti, men’i, ref'i, ticaret unvanının terkini istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince de davacı vekilinin istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasında ‘‘Aşağıdaki fiiller marka hakkına tecavüz sayılır: a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak. b)Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek. c) Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak. ç) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek.’’ hükmüne yer verilmiş olup, 6769 sayılı Kanun’un 29 uncu maddesi yollamasıyla, Kanunun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendi uyarınca ‘‘İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması.’’ şeklinde düzenlemeye yer verilmiş olup, markaya konu işaretin ticari amaçlarla ticari teşebbüsün ticaret unvanı veya işletme adı olarak kullanılması hali marka hakkına tecavüz eylemleri arasında sayılmıştır. Markaya tecavüzün kabul edilebilmesi için unvanın ticari etki yaratacak şekilde, markasal olarak kullanılması gerekir. Dava dilekçesinde, markaya tecavüzün, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi talep edilmiş, Mahkemece alınan bilirkişi raporunda davalının markasal olarak kullandığı kabul edilmesine rağmen markaya tecavüzün, haksız rekabetin tespiti, önlenmesine ilişkin talepler yönünden değerlendirme yapılmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

20.11.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y

Usul ve Yasa'ya uygun kararın onanması gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle aksini düşünen sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/2944, K. 2023/6664, T. 20.11.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2022-2944-e-2023-6664-k-b03d14896bbd