Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2021/8698 E. 2023/2536 K. – Tanıma-Tenfiz
Konu: Tanıma-Tenfiz
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/8698
- Karar No
- 2023/2536
- Karar Tarihi
- Konu
- Tanıma-Tenfiz
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1471 Esas, 2021/1402 Karar HÜKÜM : Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/51 E., 2020/164 K. Taraflar arasındaki tanıma-tenfiz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 25.04.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp, hazır bulunan davacı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesi ile, davacı ile davalı arasında yapılmış olan satım sözleşmesi gereğince davalının borcunu ödememesi nedeniyle Almanya Stuttgart Asliye Hukuk Mahkemesinde davalı aleyhine dava açıldığını, mahkemece 29.05.1996 tarihinde karar verildiğini, bu kararın yasal yollardan geçerek kesinleştiğini, davalının toplamda 62.235 euro borcu bulunduğunu, ancak davalının mahkeme kararına rağmen borcunu ödemediğini belirterek, Stuttgart Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.05.1996 tarihli kararının tenfizine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesi ile, davacı taraf yabancı bir tüzel kişi olduğundan teminat göstermesi gerektiğini, davacı tarafın 29.05.1996 tarihli yabancı mahkeme kararından doğan dava ve alacak haklarının zamanaşımına uğradığını, kararın ilam niteliğinde olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacı tarafça Stuttgart Sulh Hukuk Mahkemesinin 04.12.1996 tarihli kararının tenfizinin talep edildiği, anılan kararın mahkeme masrafları, faizler ve ek diğer faizler hakkında hüküm ihtiva eden bir karar olduğu, bu yönüyle 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 50 nci maddesinin birinci fıkrasındaki tanıma uyduğu, anılan kararın kesinleştiğine ilişkin şerhi de içerdiği, davacı vekilince tenfizi istenen kararın Almanca apostil şerhli aslı ve noter onaylı Türkçe tercümesi ile anılan kararın kesinleştiğini gösteren ve Alman makamlarınca usulen onanmış yazı ve tercümesi sunularak 5718 sayılı Kanun'un 53 üncü maddeye ilişkin gerekliliğin yerine getirildiği, Almanya ile ilamların tenfizini mümkün kılan karşılıklılık esasının bulunduğu, tenfizi istenen kararın fatura alacağına ilişkin olması itibariyle Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuya ilişkin olmadığı, içerik itibariyle de kamu düzenine aykırı bir husus ihtiva etmediği, 5718 sayılı Kanun'un 55 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen ve karşı tarafa/davalıya tanınan itiraz hakkı kapsamında davalı vekilince, Gera Sulh Hukuk Mahkemesinin 19.07.2012 tarihli kararı ile borcun son bulduğunun karara bağlandığı belirtilip kararın tercümesi de dosyaya sunulmuş ise de, 02.10.2019 tarihli ara karar ile anılan kararın aslı ya da onanmış örneği ve kesinleştiğine ilişkin kayıtların sunulması ihtar edildiği halde davalı tarafça bu kayıtların sunulmadığı, anılan kararın, tenfizi istenen karardaki alacağa ilişkin olup olmadığı, tenfizi istenen kararın yerine getirilmiş veya yerine getirilmesine engel bir hal olup olmadığını değerlendirmenin mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, dava dilekçesinde Stuttgart Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.05.1996 tarihli kararının tenfizinin talep edildiğini, bilirkişi tarafından incelenen Stuttgart Sulh Mahkemesinin 04.12.1996 tarihli ilamının dava konusu olmadığını, davacı vekilince 20.06.2018 tarihli dilekçeyle tenfizi istenen kararın Stuttgart Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.12.1996 tarihli ilamı olduğu belirtilmişse de, bilirkişi raporunda içeriği açıklanan ilam ile bu ilamın konularının tamamen farklı olduğunu, bu nedenle davanın konusu olan Stuttgart Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.05.1996 tarihli ilamının kesinleştirilmiş apostil şerhini içeren aslının verilen kesin sürede ibraz edilmediğinin sabit olduğunu, yine bilirkişi tarafından 04.12.1996 tarihli kararın icra edilebilir olduğuna dair resmi yazı ve tercümesinin dosyaya sunulmadığının açıkça belirtildiğini, ayrıca müvekkili lehine verilen Almanya Gera Sulh Mahkemesinin 19.07.2012 tarihli, müvekkilinin borçtan kurtulduğuna dair mahkeme kararının da celbinin gerektiğini, müvekkili tarafından davacıya yapılan ödemelere ilişkin dekontların sunulmuş olmasına rağmen gerekçeli kararda bu hususun değerlendirilmediğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda tenfizi istenen kararın incelenmesinde; davacı alacaklının başvurusu üzerine mahkemece davalı borçluya borcu ödemesi hususunda ihtar tebliğ edildiği, ihtardaki süreye rağmen ödeme yapılmaması ve itirazda da bulunulmaması üzerine tenfize konu işbu kararın verildiğinin anlaşıldığı, söz konusu kararın Alman hukukunda ihtarlı basit dava olarak adlandırılan, Türk hukukunda karşılığı bulunmayan,hakim tarafından verilmiş bir hüküm içermeyen ancak ilamsız icra takibine benzeyen icrai bir karar niteliğinde olduğu, bu niteliği itibariyle söz konusu kararın, yargılama sonucu verilmiş bir ilam niteliğinde olmadığından, tenfizi kabil bulunmadığı, tenfiz isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesinin isabetsiz olduğu, gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, belirtilen hususlar yeniden yargılama gerektirmediğinden, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; tenfizi istenen icra kararının Alman Hukukuna göre ilam niteliğinde olduğunu, mahkemece alınan bilirkişi raporu ile de bu hususun değerlendirildiğini ve tenfizi istenebilecek kararlardan olduğunun tespit edildiğini, hakimin sadece tenfiz şartlarını inceleyebileceğini, esasa giremeyeceğini, belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5718 sayılı Kanunun 50 ve 54 üncü maddeleri 3. Değerlendirme 1. Davacı tarafından Stuttgart Sulh Mahkemesinin 04.12.1996 tarihli kararının tenfizi istenmiş, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf talebi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince tenfiz talebine konu kararın Alman hukukunda ihtarlı basit dava olarak adlandırılan ve Türk hukukunda karşılığı bulunmayan icrai bir karar niteliğinde olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. 2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.02.2012 tarih, 2010/1 E. ve 2012/1 K. sayılı kararı “Yabancı devletin usul hukukuna tabii olarak verilmiş olan bir mahkeme kararının, mahkeme ilamı niteliğinde olup olmadığı ve kesinleşme şartları, hiç şüphesiz ki münhasıran kararın verildiği ülkenin usul hukuka göre tayin ve tesbit olunur. Bu durum, bilindiği üzere milletlerarası alanda gerekse Türk Mahkeme uygulanmasında kabul edilmiş bulunan, usul hukukunda lex fori prensibinin, diğer bir deyişle mahkemenin kendi usul hukukuna tabii olması prensibinin bir gereğidir.Nasıl ki, Türk Mahkemesinden verilmiş bir “mahkeme ilamını” yabancı bir devletin kendi usul hukuku kurallarına göre bir icra emri veya emirname olarak nitelemesi düşünülemez ise, aynı şekilde yabancı bir mahkeme kararının mahkeme ilamı niteliğinin Türk usul hukuku hükümlerine göre belirlemesi de söz konusu olamaz. Nitekim, 5718 sayılı Kanunda tenfiz için 54 üncü maddede öngörülen usul hukukuna ilişkin şartlardan, kararı veren mahkemenin tabii olduğu usul hukukuna göre değerlendirilebileceği ilkesinden hareket edildiği açıktır. Bu bakımdan kendi usul hukuku hükümlerine göre “ ilam” niteliğinde kabul edilen bir mahkeme kararını Türk İcra Hukukunda yer alan bir düzenlemeye benzeterek, belirli bir miktar paranın ödenmesi ihtarını içeren emirname veya “ödeme emri” olarak nitelemek imkansızdır. Öyleyse, tenfize uygun yabancı bir mahkeme ilamının, 5718 sayılı Kanunda sınırlı olarak sayılan şartları taşıması halinde tenfize karar verilmesi gerekir.” şeklindedir. 3. 5718 sayılı Kanun'un 50 nci maddesinin birinci fıkrasında “… o devlet kurumlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların…” denilmesinin yanı sıra 53 üncü maddede de “a) Yabancı mahkeme ilâmının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilâmı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesi b) İlâmın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesi.” düzenlemeleriyle karşılaşmaktayız. Kanun koyucu tenfize konu ilamdan bahsederken kesinleşme hususunda ısrarla o ülke iç hukukuna ve kurumlarının inisiyatifine atıfta bulunmuş olmasına göre, Türk usul hükümlerine göre bir kesinlik denetimi yapmanın mümkün olmadığı apaçık ortadadır. 4. Yukarıda anılan İçtihadı Birleştirme Kararı ile vurgulandığı üzere Alman usul hukukuna tâbi olarak verilmiş olan bir mahkeme kararının, mahkeme ilamı niteliğinde olup olmadığının münhasıran Alman usul hukukuna göre tayin ve tespit olunacağı, davaya konu kararın kesinleşmiş mahkeme kararı statüsüne sahip olduğu, 5718 sayılı Kanun’un 54 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerindeki koşulların oluştuğu ve aynı maddenin (c) ve (ç) fıkrasındaki olumsuz koşulların da bulunmadığı dikkate alındığında davanın reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı yerinde görülmemiş, bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.04.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Temyiz edilen kararın usule, Yasa'ya ve dosya kapsamına uygun olduğu kanaatiyle onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğu bozma yönündeki görüşüne katılamamaktayız.