Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2011/5124 E. 2012/12347 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/5124
- Karar No
- 2012/12347
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/11/2010 tarih ve 2009/100-2010/583 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 08.06.2012 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, Avusturya’da yaşayan müvekkilinin tüm birikimlerini davalı şirkete hisse senedi karşılığı verdiğini, müvekkilinin girdiği hukuki ilişkiyi mevduat sözleşmesi olarak algılayarak temel bir saik hatası ile hareket ettiğini, davacının dini duygularını da etkileyen davalının hileli davranışı ile müvekkilinin iradesinin fesada uğradığını, kâr payı da ödemeyen davalı şirketin müvekkilinin 15.000 DM parasına el koyduğunu ileri sürerek, davacıya satılan hisselerin piyasa rayicinin tespitine, ortaklık süresince davacıya ödenmesi gereken kâr payının tespit ve faiziyle birlikte tahsiline, ortaklık sözleşmesinin feshine ve şimdilik 5.001 YTL’nın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının müvekkili anonim şirketin ortağı olup, TTK’nun 329.maddesine göre anonim şirketin kendi hisselerini temellük edemeyeceğini, davacının açtığı davanın hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirket hisselerinin TTK. hükümleri gereğince serbestçe tedavül ettiğinden, reel değerinin tespitinin mümkün olmayacağını, genel kurullarda kâr payı dağıtımına dair karar alınmadığından, kâr payı istenemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın reddine ilişkin verilen karar Dairemizce “davalı vekili tarafından dosyaya sunulan davalı şirketin pay defteri suretinden, davacının davalı şirkete ortak edildiği, ancak ortaklığın hangi tarihte ve ne şekilde gerçekleştiğinin pay defterinde açıklanmadığı, bu itibarla davacının davalı şirkete hangi tarihte ve ne şekilde ortak olduğunun belirlenmesi gerektiği” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle, davacının davalı şirket hisselerini dava dışı 3. kişiden devren alarak davalı şirkete ortak olduğu, dolayısı ile davalı şirkete doğrudan bir ödemenin bulunmadığı, ayrıca TTK’nın 405/2. maddesi hükmü gereğince ortağın sermaye olarak şirkete verdiğini geri isteyemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tesbiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkin olup mahkemece, bilirkişi raporu aldıktan sonra yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Bilirkişi kurulu, davalı şirkete ait pay defterini incelemiş, davalı ...’nın pay defterinde kayıtlı olduğunu, şirketin kâr dağıtımı yapmadığını, pay defterindeki kayda göre davacının davalı şirkete ortak olduğunu, hisseleri devren iktisap ettiğini bildirmiştir. Ancak, davacı davalı şirket ile akdedilen sözleşme uyarınca her yılın sonunda nema almak amacıyla müvekkilinin davalı şirkete para verdiğini, müvekkilinin davalının hileli davranışları ve yanıltması nedeniyle davalı ile aralarındaki ilişkiyi mevduat tevdii ve karşılığında nema almak olarak algıladığını, müvekkilinin gerçekte ortak olmadığını bildirerek davalı şirkete ödediği paranın istirdadını talep ettiğine göre mahkemece, pay defterindeki kaydın sahih olup olmadığının da üzerinde durulması gerekir. Dairemize intikal eden emsal dosyalardan bilindiği üzere Konya 1. ACM ve Konya 3. ACM'de davalı şirketin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, dolandırıcılık suçlarından yargılanmışlardır. 3. ACM dosyasında dava nihai olarak zamanaşımı ile ortadan kalkmış, 1. ACM dosyasında ise mahkemece verilen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararı temyiz edilmiş olup kararın kesinleşip kesinleşmediği belli değildir. Ayrıca, bu konularda SPK ve Meclis Araştırma Komisyon raporları, SPK duyuruları mevcuttur. Yine emsal dosyalardan bilindiği üzere davalı şirketin pay defterindeki ortaklara ilişkin kayıtlar bilgisayarda yazılmış olup deftere yapıştırılmıştır. 1997-98-99-00 yıllarındaki ticari defterlere göre sermaye hesabında sadece (30) ortak kayıtlıdır. Somut olayda bilirkişi kurulu, bu hususlar ile davacının paylarının sermayede temsil edilip edilmediği, payların kimden intikal ettiği üzerinde durmamıştır. Bu durumda, mahkemece iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alınarak davacının şirkete ortaklığının sahih olarak gerçekleşip gerçekleşmediği kesin olarak belirlenmeden taraflar arasında bu konuda niza bulunmadığı gerekçesiyle hüküm kurulması doğru olmamıştır. Mahkemece, gerekirse ek rapor alınmak suretiyle bu husus açıklığa kavuşturulmalı davacının ibraz ettiği belgeler tüm delillerle birlikte değerlendirilmeli, ortak olduğunun anlaşılması halinde TTK'nun 329 ve 405 nci maddesi gereğince dava şimdiki gibi rededilmeli, delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesindeki “Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek suretiyle buna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu şekilde bir değerlendirme yapılmadığından verilen kararın hükmü temyiz eden davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın mümeyyiz davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.