Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2010/15999 E. 2012/20056 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2010/15999
- Karar No
- 2012/20056
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İSTANBUL 3.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 03.02.2010 tarih ve 2006/278-2010/12 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 04.12.2012 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av.....dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin iki adet özgün sabun kabı tasarımı yaptığını ve bu tasarımlar ile ilgili 24/11/1995 tarih ve 049 numaralı tasarım tescil belgesi aldığını, müvekkili tasarımının çeşitli firmalarca üretiminin yapıldığının tespit edildiğini, şirketlere gönderilen ihtarnameler sonucunda davalının, müvekkiline ait tasarım hakkını satın almak istediğini, ancak para ödemek yerine iş vereceğini bildiren bir sözleşmeyi müvekkiline gönderdiğini, müvekkilinin yıllık 14.400.000 adetlik iş anlaşmasına girdiği düşüncesi ile sözleşmeyi imzaladığını ve 50.000 USD'lik tasarım hakkını sembolik olarak 100,00 TL alarak, bütün hukuk ve yükümlülükleri ile birlikte devrettiğini, müvekkilinin sözleşmenin yerine getirileceği inancı ile üretim tesislerini büyük ölçüde büyüterek yeni yatırımlara giriştiğini, davalının ise iki yılda toplam 28.800.000 adetin üstünde sabun ürettirmeyi taahhüt etmiş olmasına rağmen, müvekkilinden sadece 6.694.339 adet sabun kabının üretimini talep ettiğini, ayrıca müvekkili ile sözleşme yaptığı tarihin hemen ertesi günü, 10.160.661 adet sabun kabını, başka firmalara fason olarak ürettirdiğinin de müvekkili tarafından öğrenildiğini ve davalının bu eyleminin, gerek fason üretim sözleşmesinin gerekse endüstriyel tasarım devir sözleşmesinin ihlali ve haksız rekabet teşkil ettiğini iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik, 10.000,00 TL müvekkili yoksun kaldığı karının ve fiili kaybının, sözleşme tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının kapasitesinin yetersizliği nedeniyle siparişleri yetiştirememesi, geç teslimi gibi gecikmelere ilaveten, sözleşmeye aykırı olarak çeşitli zamanlarda ve anlaşma dışı oranlarda zam istediğini, müvekkilinin de taahhütlerini yerine getirip zamanında teslimat yapabilmek için ambalaj siparişlerinin bir kısmını başka firmalara yaptırmak zorunda kaldığını, talebin yasaya ve sözleşmeye aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, talep edilen tazminatın sözleşmeye dayalı olduğu ve 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, sözleşmeye göre 1.200.000 adet sabun kabı üretiminin davacıya sipariş verilmesi gerekirken davalı tarafça kapasitenin azlığından bahisle 300.000 adet sipariş verildiği, bu durumda davacının sözleşmeye uygun sipariş alamamış olması sebebiyle elde edemediği kar bedelini talep edebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne, 10.000,00 TL maddi ve 3.000,00 TL manevi tazminatın, 30/01/1998 tarihinden itibaren bankaların bir yıllık mevduata uyguladığı en yüksek faiz oranı ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve her ne kadar dava dilekçesinde sadece 1998 ve 1999 yıllarında uğranılan zararlardan söz edilip dava tarihine kadar oluşan zararın tazmininin istenmemiş, ancak 26.10.2007 tarihli bilirkişi raporuna karşı davacı vekilince sunulan 25.01.2008 tarihli itiraz dilekçesinde, dava tarihine kadar mahrum kalınan karın tahsili talep edilmiş ve bu talebe karşı da davalı vekilince iddianın genişletilmesine muvafakat edilmediği yönünde bir itirazın ileri sürülmemiş olması karşısında, mahkemece dava tarihine kadar tazminat hesabı yapılması gerekirken yapılmaması doğru değilse de, dava dilekçesinde şimdilik (10.000) TL maddi tazminatın tahsilinin talep edilip mahkemece de bu miktarın hüküm altına alınması, 1998 ve 1999 yılları için yapılan hesaplamada dahi davacının uğradığı zararın bu miktarı aşması ve aşan kısım için anılan iddianın ileride açılabilecek davanın konusunu oluşturabileceğinin tabii bulunması karşısında, bu yanlışlığın davacı yararına bozma nedeni yapılmamış olmasına, davalının temyiz itirazları yönünden ise taraflar arasındaki sözleşmenin istisna değil karma nitelikte bir sözleşme olması ve zamanaşımı süresinin, sözleşme ile hak kazanılan alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlayacak olması karşısında, mahkemece davalı vekilinin zamanaşımı savunmasının reddedilmesinde bir isabetsizliğin bulunmamasına, yine davalı tarafından başka firmalara davacıdan çok daha fazla sayıda mal ürettirilmesi karşısında, davalı vekilince taraflar arasındaki sözleşmenin 1. maddesinde yer alan “üretim ihtiyacı olduğu takdirde (1.200.000) adedin üstünde sipariş verileceği” ibaresine dayanılarak, müvekkilinin ihtiyacı olmadığından davacıdan mal talep etmediği savunmasında bulunamayacak olmasına göre, davacı vekilinin tüm ve davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir. 2- Ancak dava, sözleşmeye dayalı maddi tazminatın tahsili istemine ilişkin olup, davacı vekili tarafından yargılamanın hiçbir aşamasında manevi tazminat talebinde bulunulmamıştır. Bu durum karşısında mahkemece, talep edilmediği halde davacı yararına manevi tazminatın tahsiline karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. 3- Yine, gerçek veya tüzel kişi tacirler arasında, haksız eylem de dahil her türlü nedenden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, talep halinde, 4489 sayılı Kanun ile değişik 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi uyarınca, TCMB’nın kısa vadeli avans kredileri için uyguladığı faiz oranında temerrüt faizi istenebilir. Somut uyuşmazlıkta da taraflar tacir olduğuna göre, sözleşme ile hak kazanılan alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren, 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesinde belirtilen oranda temerrüt faizi talep edilebilecektir. Bu durum karşısında mahkemece, davacının dava dilekçesindeki talebinin 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi uyarınca ticari işlerde uygulanan temerrüt faizi talebi anlamına geldiği kabul edilerek, davacı tarafından davalıya keşide edilen 07.07.2000 tarih ve (27462) yevmiye numaralı ihtarnamenin tebliğ tarihi ve bu ihtarnamede verilen atıfet mehili dikkate alınarak belirlenecek temerrüt tarihinden itibaren, 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesinde belirtilen oranda temerrüt faizinin davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, taraflar arasında bir mevduat ilişkisi olmadığı, 3095 sayılı Kanun’un 4/A maddesinde belirtilen anlamda bir kanuni gereklilik de bulunmadığı halde, üstelik de 1998 ve 1999 yılları zararlarının hesaplanmasına rağmen, daha önceki bir tarihe gidilerek, 30.01.1998 tarihinden itibaren bankaların bir yıllık mevduata uyguladığı en yüksek faiz oranı üzerinden temerrüt faizine hükmedilmesi dahi doğru olmamış, kararın bu nedenle de davalı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm ve davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 06.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.