Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2010/12783 E. 2012/18076 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2010/12783
Karar No
2012/18076
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 23/02/2010 tarih ve 2008/409-2010/77 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 13/11/2012 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. ... ile davalılar vekili Av. .... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketin hissedarları olduğunu, 2007 yılı genel kurulunun 30.05.2008 tarihinde gerçekleştirildiğini, bilançonun tasdiki ile yönetim ve denetim kurulu faaliyetlerinin kabulü ile ibralarının yasaya, anasözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı bulunduğunu, yönetici davalıların yakın akrabalarının ortak olduğu şirkete davalı şirketin oteli ile villaları kiraya verdiğini, bu durumun TTK’nun 332 ve devamı maddelerine aykırı bulunduğunu, kiracı ile kiralayan sıfatının birleştiğini, bilançonun kabulünde oy kullanamayacaklarını, toplantının önceden ertelendiğini, 1 aylık süreye uyulmadan 10 gün sonra yapıldığını, bilançonun gerçeği yansıtmadığını, şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürerek, 30.05.2008 tarihli genel kurulun iptaline ve 15.000 TL tazminatın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, kararların yerinde olduğunu, davacıların kararlara olumlu oy kullandıklarını, ibrada oylamanın sonucunun değişmeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, 30.05.2008 tarihinde yapılan genel kurulun 20.05.2008 tarihinde yapılmasına karar verildiği, ancak ilanın gecikmesi nedeniyle 30.05.2008 tarihinde yapıldığı, 15 gün öncesi olan davacıları 12.05.2008 tarihinde tebligatın yapıldığı, davacıların genel kurula katıldığı, TTK’nun 377. maddesi koşullarının olmadığı, ibrada davalı yöneticilerin oy kullandıkları, bunların payının 33 adet olduğu, lehte oy kullananların 167, aleyhe kullanılan davacı paylarının 100 adet payının bulunduğu, yöneticilerin oyu dikkate alınmasa bile, sayısal olarak geçerli ibranın bulunduğu, kiralama sözleşmesinin, davalı şirket ile dava dışı En-Em Ltd. Şti.arasında yapıldığı, her ne kadar davalı şirket yöneticileri, dava dışı akid limited şirketin ortaklarının eşleri ve oğlu ise de ayrı tüzel kişilikler bulunduğu, davalı şirketin yöneticilerinin bu şirketin yöneticileri olmadıkları, aynı şekilde dolaylı anlamda temsilcileri bulunmadıkları, TTK’nun 334. maddesine aykırılık bulunmadığı, bilirkişi raporuna göre yönetim kurulu faaliyet raporu ve buna bağlı ibra kararının iptal edilebilecek nitelikte bulunduğu, bu hususun hüküm kurulurken gözden kaçırıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. 1-Dava, anonim şirket genel kurulunda alınan kararların iptali ile yönetici davalıların işlemleri sonucu meydana geldiği ileri sürülen zararın tazmini istemine ilişkindir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 294 ve devamı (Mülga HUMK’nun 382 ve devamı) maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır. Bu nedenle hükmün, açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. Öte yandan, yazılacak kararın gerekçesiyle hüküm kısmı arasında bütünsellik esastır. Başka bir anlatımla, gerekçe ile hüküm birbirine bağlı olup, çelişki bulunmaması gerekir. Nitekim, HMK’nın 298/2. maddesinde de gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı açıkça düzenlenmiş bulunmaktadır. Somut olayda mahkemece kısa kararda davanın tamamen reddine karar verilmiş olmasına rağmen gerekçede dava edilen yönetim kurulu faaliyet raporunun kabul edilmesi ile buna bağlı ibra kararının iptal edilebilecek olduğu, anılan hususun gözden kaçırıldığı açıklanmıştır. Bu durum karşısında, gerekçeli kararın kısa karara uygun yazılmaması, hüküm ile gerekçenin çelişik olması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. 2-Bozma sebep ve şekline göre, davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, takdir olunan 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/12783, K. 2012/18076, T. 13.11.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2010-12783-e-2012-18076-k-6b2c2fe69cb0