Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/1250 E. 2025/12509 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1250
- Karar No
- 2025/12509
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/483 E., 2022/326 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 3. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/15 E., 2021/438 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; Bölge Adliye Mahkemesinin 11.04.2022 tarihli ek kararı ile davacı vekilinin temyiz talebinin reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ek kararı ve kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... kod numaralı Kartal Sosyal Güvenlik Kurumunda ... iş yeri sicil numarası montajcı olarak çalıştığını, aylık 3.500,00 TL'ye ilave yol ve yemek yardımı ile çalışmakta iken 17.07.2017 tarihinde '' üzerinden araç geçmesi'' şeklinde gerçekleşen bir iş kazası sonucu belinden sakatlanarak malul kaldığını, iş kazasının meydana gelmesinde müvekkilinin kusursuz olduğunu, kusurun iş güvenliği tedbirleri almayan işverene ait olduğunu, 1.000,000 TL'nin davalıdan tahsiline ve yargılama gideri ve ücret-i vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkil şirketin ..... Organize Bölgesi içerisinde bulunan fabrikasında beşeri tıbbi ilaçların araştırma geliştirmesi ve üretimi alanlarında ticari faaliyet gösterdiğini, 2018 yılı içerisinde müvekkil şirket kendi sahibi olduğu OSB arazisi üzerine depo yapma kararı aldığını, bu inşaat işini uzman yüklenicilerle eser sözleşmeleri akdetmek suretiyle gerçekleştirildiğini, anılan sözleşme gereği yüklenici konumda olan diğer davalı kendi işçileriyle sözleşme konusu işin yapımına başladığını, davacı da yüklenicin bu amaçla çalıştırdığı işçilerden biri olup iş sahibi müvekkil işverenin işçisi olmadığını, yaralanmanın 31.07.2018 günü şantiye sahasında gerçekleştiğini, şantiye sahası içerisinde bulunan stok alanında dinlenme amaçlı yere yatan davacının inşaatın çelik konstrüksiyon imalat ve montajı işlerini yapan bir diğer yüklenici ... San. ve Tic. A.Ş.'nin işlettiği ... plakalı mobil vinç aracının geri gelişi esnasında gerçekleştiğini, müvekkil şirket ile diğer davalı arasındaki ilişki eser sözleşmesine dayandığından müvekkilinin olay nedeniyle herhangi bir sorumluluğu olmadığını, kazadaki tüm kusur her ikisi de müvekkil işverenin işçisi olmayan davacı işçi ve dava dışı vinç operatöründe olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın usulden reddine dair karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. Ayrıca Bölge Adliye Mahkemesinin 11.04.2022 tarihli ek kararı ile davacı vekilinin temyiz talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili özetle, ek kararın ve kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 1.Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin temyiz başvuru dilekçesinin kesinlik nedeniyle reddine karar verilmiş ise de, davacının davasının belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu gözetildiğinde, davacı vekilinin kesinlik nedeniyle temyiz talebinin reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesinin 11.04.2022 tarihli ek kararının kaldırılmasına dair talebinin yerinde olduğu anlaşılmakla, usul ve kanuna aykırı ek kararın kaldırılması gerekmiştir. 2.Eldeki dava dosyası incelendiğinde Mahkemece, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun CMK 253/19 maddesindeki düzenlemeye göre uzlaşma halinde tazminat davası açılamayacağı, açılmış davadan feragat edileceğinin düzenleme altına alındığı gözetilerek davanın reddine karar verilmiştir. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre Cumhuriyet Başsavcılığı dosyasında yer alan uzlaşma tutanağında davacıya ödenmek üzere herhangi bir tazminat bedelinin kararlaştırılmadığı, uzlaşma üzerine davaya konu iş kazası nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda, bazı suç tipleri için mağdur ile şüphelinin uzlaşması ile mağdurun zararlarının giderilmesi karşılığında suç faili lehine hükümler getirilmiştir. Uzlaşma ile ilgili bu hükümlerin, suç konusu olan iş kazaları ile ilgili maddi ve manevi tazminat davalarına nasıl etki edeceği incelenirse; iş kazası, olayda şahsi kusuru bulunan gerçek kişi işveren veya 3. kişiler bakımından suç sayılabilir. Taksirle yaralama suçu, Türk Ceza Kanunu'nun 89. maddesinde düzenlenmiştir. Taksirle yaralamaya neden olma suçu, uzlaşma hükümlerine tabidir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer alan uzlaşma hükümleri (253., 254., 255. maddeler), iş kazasının aynı zamanda taksirle yaralama suçu oluşturması durumunda tazminat hukuku bakımından sonuçlar doğurucu niteliktedir. Uzlaşmanın sağlanması halinde yukarıda belirtilen uzlaşma hükümlerine göre, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlar hariç, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Tazmin borcunun uzlaşma ile belirlenmesi ve belirlenen para borcunun ödenmesi, uzlaşmaya taraf olan şüpheli ya da sanık yönünden doğrudan kendi eyleminin sonucu olan borcun ifası anlamına gelecektir. Mağdur taraf maddi ve manevi tazmin borcunun miktarını belirlemiş ve şüpheli ya da sanık da bu miktara razı olarak belirlenen borcu ödemişse ifa nedeniyle borç sona erer. Somut olayda, uzlaşma tutanağında tarafların açıkça maddi ve manevi tazminat miktarları konusunda uzlaştıklarının anlaşılamadığı gibi, uzlaşma tutanağına taraf olan gerçek kişilerle davalı işverenler arasındaki bağlantının irdelenmediği ve bu kapsamda teselsül sorumluluğu ile ilgili bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Anılan bağlantının bulunmaması halinde davalı tüzel kişiler bakımından davacıyla yapılan bir uzlaşmadan söz edilemeyeceği gibi anılan tutanağın aşırı yararlanma, yanılma, korkutma ve aldatma durumlarında geçersizliğinin ileri sürülmesinin olanaklı olduğu ve bu yönde tarafların iradesi esas alınarak değerlendirme yapılması gerektiği de unutulmamalıdır. Bunun yanında davacının zararına konu tazminat alacağı hesabı yapılırken uzlaşma anlaşması uyarınca davacıya yapılan ödemeler de dikkate alınarak sonuca varılmalıdır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı vekilinin ek karara karşı temyiz talebine yönelik olarak Bölge Adliye Mahkemesince verilen 11.04.2022 tarihli EK KARARIN KALDIRILMASINA, 2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,25.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.