Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/7735 E. 2024/8780 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/7735
- Karar No
- 2024/8780
- Karar Tarihi
MahkemeSİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/169 E., 2023/425 K. KARAR : Kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen Kurum işleminin iptali davasında davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin eşinden boşanmasından sonra muris babası olan ...'nun Bağ-Kur sosyal güvencesinden yararlanmaya başladığını, davalı Kurum tarafından gerçekleştirilen hatalı işlem neticesi müvekkilin sanki muvazaalı olarak eşinden boşanarak babasının sosyal güvencesinden yararlandığı düşünülerek müvekkilinin babasından dolayı yararlanmakta olduğu sosyal güvencesinin iptaline karar verildiğini, davalı Kurum tarafından yapılan bu hatanın düzeltilmesi için 27.10.2015 tarih ve 5437490 sayılı dilekçe ile davalı Kuruma başvurduklarını, davalı Kurumun 23.12.2015 tarih ve 38165264/16998246 sayılı cevabi yazıları ile 14.09.2015 tarih ve 14690858 sayılı yazıya istinaden 14.578,50 TL nin müvekkilinin anlaşmalı boşanma yapmasına rağmen eski eşi ile birlikte yaşadığı tespit edildiği gerekçesi ile yapılan yersiz ödemelerin 5510 sayılı Kanun kapsamında tahsil edileceği belirtilerek olumsuz yanıt verildiğini, davalı Kurumun davacıya babası nedeniyle bağlanan aylığı, 5510 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesi ile "Gelir ve Aylık Bağlanamayacak Haller başlıklı maddesinde eşinden boşandığı halde boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar 96 madde hükümlerine göre geri alınır" hükmünün havi olduğunu, müvekkilinin boşandığı eşi ile hiçbir şekilde eylemli olarak birlikte yaşamadıklarını, her ne kadar anlaşmalı olarak boşanmış gibi gözükse de kocasının kendisini aldatması nedeniyle eşinden ayrılmış ve yaşı büyük çocuklarının hatırına anlaşmalı olarak boşanmayı tercih ettiklerini, müvekkilinin tüm ihtiyaçlarının kardeşleri tarafından karşılandığını ve boşandığı eşinden destek görmediğini, muvazaalı boşanma nedeniyle müvekkilinin aylığının kesilmesine ilişkin Kurum işleminin iptaline ve muvazaalı boşanma nedeniyle kesilen ölüm aylığının kesildiği tarihten itibaren tekrar bağlanmasına, kesintiye uğramış ve yeniden bağlanacak aylıkların her birinin davalı idareye başvuru tarihi olan 27.10.2015 tarihinden itibaren yasal faiziyle ödenmesi gerektiğinin tespitine, yargılama ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili Kurum sosyal güvenlik denetmenlerince hazırlanan rapor ve bu rapora dayanak incelemede dovacının boşandığı eşiyle birlikte fiilen yaşdığının tespit edildiğini, 5510 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesinde "eşinden boşandığı halde boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar 96 madde hükümlerine göre geri alınır' denildiğini, yazılı rapor ve tespitlerden davacının boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı anlaşıldığından davacıya bağlanan gelir ve aylıkların 56 ncı madde uyarınca kesilmesinde ve 96 ncı madde uyarınca ödenmiş olan aylıkların istenmesinde mevzuata aykırılık bulunmadığını, haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 14.05.2019 tarihli ve 2018/109 E., 2019/158 K. sayılı kararı ile "... Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacının 2003 tarihinde boşandığı, davacının halk arasında lakabının Nilgün olduğu, denetmen raporunda tanık ... ile ...'nın davacının eski eşiyle birlikte yaşadığını beyan ettikleri, duruşmada dinlenen tanıklar davacının eski eşi ...'in yurtdışında yaşadığını, orada başka bayanla ilişkisi olduğunu beyan etmiş iseler de davacının eski eşi olan ...'in hizmet döküm cetvelinde ve müfettiş raporunda eski eşinin yurtdışında değil sürekli Türkiye de bulunduğunun anlaşılmış olduğu, bu nedenle davacı lehine beyanda bulunan tanıklar ile davacının eski eşi ...'in beyanlarına Mahkememizce itibar edilmemiştir. Yine davacı tanıklarının beyanlarına göre davacının eski eşinin yurtdışında başka bir bayanla ilişkisinden 2 çocuğunun bulunduğu, eski eşinin davacıyı aldattığı belirtilmiş ise de anlaşmalı boşanma dosyası incelendiğinde taraflar arasında hiç bir husumetin bulunmadığı taraflar arasında tazminat ve nafaka konusunda hiç bir talebin bulunmadığı görüldüğünden tanıkların taraflı beyanlarına itibar edilmemiştir. Yine dosyada yapılan incelemede davacının anne babasının yerleşim yeri ve memleketi olan Kırşehir'e boşanmadan sonra taşınmadığı aksine boşandığı eşinin ... ilçesi Çiftlikler köyündeki evinde yerleşmeye devam ettiği halen de aynı evde oturduğu görülmüş olup bu durum hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi Türk toplum örf ve adet ilkelerine de açıkça aykırı bir husustur Zira boşandıktan sonra bir bayanın boşandığı eşinin köyünde ve onun evinde oturmaya devam etmesi onun akrabalarıyla ve köylüleriyle iletişimini sürdürmesi olağan hayat kuralları ve tecrübesi doğrultusunda pek de mümkün değildir. Yine anlaşmalı boşanma dosyası incelendiğinde boşanma davasını açan kişinin davacının eski eşi olan ... olduğu görülmüş bu durumda hem eşini aldatmış olan kişi ile hem de boşanma davasını açmış olan kişinin aynı olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı anlaşılmakla davacının beyanlarına itibar edilmesi mümkün olmayıp SGK denetmen raporunun usulüne uygun düzenlenmiş olduğu bu nedenle de güçlü delillerden olduğu Mahkememizce kabul edilmiştir. Çiftlik köyü muhtarının tanık olarak beyanında davacının 2000 yılından beri köyde oturmaya devam ettiği belirtilmiş, yine seçimlerde sürekli olarak aynı köyde oy kullandığı görülmüş, yine eski eşi ... in yerleşim yeri sürekli olarak aynı köyde bulunan aynı evdir. Yine davacı ile boşandığı eşinin ... ilçe devlet hastanesine 21.02.2014 ve birçok muhtelif tarihlerde birlikte gittikleri muayene oldukları SGK MEDULA sisteminde kayıtlıdır. Kaldırma ilamı sonrası Mahkememizde dinlenen tanık olan ...'ın Mahkememizdeki beyanına itibar edilmemiştir. Zira imzalı bulunan denetmen raporundaki ifadesinin tam aksine davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığını ifade etmiş olup güçlü delil olan denetmen raporunun aksi ispat edilememiştir. Uygulamada sıklıkla görüldüğü üzere tanıklar SGK müfettişine ilk vermiş oldukları ifadede somut olayı ve gerçeği beyan etmekteler ancak yargılama sırasında taraf olan komşularıyla aralarında oluşabilecek husumetten çekindikleri için Mahkemede tarafsız beyanda bulunamamaktadırlar. Bu nedenle Mahkememizde kaldırma ilamı sonrasında dinlenmiş bulunan tanıkların beyanlarına itibar edilememiş, yukarıda sunulan nedenlerle davacı tarafından açılan davanın reddine" karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; "Davamızın ispatlandığı ve yerel Mahkemece tanık beyanlarına itibar edilmemesinin hatalı olduğu yönünden: Yerel Mahkemenin 2016/216 Esas - 2017/330 Karar sayılı ilamının istinaf Kanun yolu ile incelenmesi neticesinde Bölge Adliye Mahkemesince "tanıklar ... ve ...'ın dinlenmesi, kolluğa müzekkere yazılarak davacını boşandığı eşi ile birlikte yaşayıp yaşamadığının sorulması ve konunun çevreden araştırılması, mahalle muhtar ve azalarının tespiti ile davacının boşandığı eşi ile boşanmadan sonra da birlikte yaşayıp yaşamadığının sorulması " gerektiğine hükmedilmiştir. -... İlçe Emniyet Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabında ...'un il dışında ve yurt dışında çalıştığı ara sıra belirtilen Çiftlikler Mah. 5208 Sok. No:16 ... adresine ara sıra geldiğinin tespit edildiği belirtilmiştir. Yine kolluğa yazılan müzekkere cevabında kamu tanıklarının ..., ... ..., ..., ... ve ... olduğu tespit edilmiştir. Yerel Mahkemece istinaf kararı doğrultusunda ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/221 Tal. sayılı dosyası ile tanık ... vermiş olduğu beyanında, davacının eşi ...'in boşanmadan sonra yurt dışında yaşamaya başladığını, bayram ve benzer zamanlarda köye geldiğini ve babasının evinde kaldığını, boşanmadan sonra tarafların fiilen birlikte yaşamadığını beyan etmiştir. Kollukça tespit edilen kamu tanıkları, ..., ..., ..., ... isimli kişiler vermiş oldukları beyanlarında, davacı ile davalının boşandıktan sonra hiç bir zaman bir araya gelmediğini, davacının boşandığı eşinin çoğu zaman yurtdışında çalıştığını, davacının geçimini kardeşlerinin sağladığını, davacı ile boşandığı eşinin ayrı yaşadıklarını, tarafların aldatma mevzusundan dolayı ayrıldıklarını, davacı ile eski eşinin bir arada yaşadıklarını görmediğini beyan etmişlerdir. Yine ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/222 Talimat sayılı dosyası ile dinlenen davacı tanıkları ... ve ... vermiş olduğu beyanında; davacının eşi ...'un yurt dışında çalıştığı yılda bir iki defa geldiği, tarafların hiçbir şekilde fiili birliktelik yaşamadığı, davacının ihtiyaçlarını davacının ailesinin karşıladığını belirtmişlerdir. Yerel Mahkeme karar gerekçesinde dinlenen tüm tanıkların beyanlarının istikrarlı bir şekilde davacı ve eşinin boşandıktan sonra tekrar bir araya gelmediğini, fiili olarak birlikte yaşamadığını, davacının bakım ve ihtiyaçları ile geçimi ile ailesinin ilgilendiği ve davacının masraflarının ailesi tarafından karşılandığını şeklinde beyanlarda bulunulmuş olup, yerel Mahkemece tanıkların taraflı olarak beyan verebileceği gibi soyut çıkarımlarla tanık beyanlarına itibar edilmediği belirtilmiştir. Oysaki tanıklıkta önemli olan hususun tanıkların dava konusu olaylar hakkında görgüye dayalı bilgilerinin olması gerektiği olup, dinlenen tüm tanıkların görgüye dayalı bilgisi olduğu gibi bir kısmı da kolluk tarafından tespit edilen tarafsız, yeminli bir şekilde dinlenen kamu tanıklarıdır. Yerel Mahkemenin tanık beyanlarına gerekçede belirtildiği sebeple itibar etmemesi dosyanın mevcut durumuna uygun olmamıştır. Nitekim kolluk tarafından verilen müzekkere cevabında da davacının eşinin arada sırada davacının yaşamış olduğu köye geldiğini belirtmiş olup, davacının eşinin ailesinin de aynı köyde ikamet etmesi durumu dikkate alındığında işbu durum hayatın olağan akışına da uygundur. İstinaf İlamındaki Eksikliklerin Tamamlanmadığı Yönünden : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 2017/204 Esas- 2018/237 Karar sayılı ilamında "mahalle muhtar ve azalarının tespiti ile davacının boşandıktan sonra boşandığı eşi ile birlikte yaşayıp yaşamadığı hususlarında dinlenmeleri" gerektiğine hükmetmiştir. Ancak yargılama kapsamında muhtar ve azalar tespit edilmemiş ve dinlenmemiş, sadece tespit edilen kamu tanıklarının dinlenmesi ile yetinilmiştir." şeklinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılması gerektiği yönünde istinaf sebeplerine dayanmıştır. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 14.11.2019 gün, 2019/2886 E. - 2019/2314 K. sayılı kararı ile "... somut uyuşmazlıkta; davacının 2003 tarihinde boşandığı, seçim belgelerine göre davacı ile eski eşinin 2011 yılına kadar aynı adreste, 2014 yılından 2015 yılına kadar olan dönemde aynı yerde farklı kapı numarası adreslerinde oy kullandıkları, eski eşin SGK kayıtlarına göre yurtdışı çalışmasının bulunmadığı dolayısı ile tanıkların Mahkemedeki beyanlarının tutarlı olmadığı, soruşturma dosyasındaki davacının eski eşle birlikte yaşadığı yönündeki ifadelerinin samimi olduğu, davacı ile boşandığı eşinin ... ilçe devlet hastanesine 21.02.2014 ve birçok muhtelif tarihlerde birlikte gittikleri muayene olduklarına ilişkin kayıtlar ile tüm dosya kapsamındaki belge ve kayıtların birlikte değerlendirilmesinde davacı ile boşanılan eşin birlikte yaşadıkları kanaati hasıl olmakla İlk Derece Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu davacının istinaf talebinin reddi gerektiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacının istinaf başvurusunun esas yönünden reddine" karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Dairenin 06.10.2021 gün, 2021/6643 E., 2021/11634 K. kararında; "... Dosyadaki kayıt ve belgelerden; tarafların 18.02.2003 tarihinde de boşandıkları, davacının babasının 19.01.2007 tarihinde vefat ettiği, babasından dolayı 2011 yılı Mayıs ayından itibaren ölüm aylığı alan davacı hakkında 31.03.2014 tarihli dilekçe ile davacının boşandığı eşi ile birlikte yaşadığının belirtilmesi üzerine, Kurum denetmenince 26.05.2015 tarihli rapor hazırlandığı, ifadesi alınan kişilerin beyanları ve yapılan çevresel soruşturma neticesinde tarafların fiilen birlikte yaşadıklarının tespit edilmesi karşısında ve toplanan diğer deliller birlikte değerlendirilerek davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda, verilen hüküm eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. Mahkemece yapılması gereken iş; davacının ve boşandığı eşinin 06.04.2013 tarihine kadar sistemde kayıtlı ortak adresleri olduğu anlaşılan Çiflikler Mahallesi muhtar ve azaları ile köy imamını tespit ederek tanık olarak ifadelerine başvurulmalı, bu kişilerin beyanları alındıktan sonra, dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği toplanan kanıtlar ışığında şüphe bırakmayacak şekilde ortaya konularak hüküm kurulmalıdır." gerekçesiyle söz konusu karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... Somut olayda; davacının 18.02.2003 tarihinde boşandığı, Mayıs/2011 döneminden itibaren ölüm aylığı aldığı, 26.05.2015 tarih 2015/MK/47 sayılı denetmen raporu doğrultasında ölüm aylığının kesildiği, Nisan/2014-Ağustos/2015 dönemleri arası borç çıkarıldığı, uyuşmazlığın, davacının Nisan/2014-Ağustos/2015 dönemleri arası ... ile birlikte yaşayıp yaşamadığı hususundan kaynaklandığı, yurtdışı giriş ve çıkış kayıtlarına göre ...’un 17.09.2014 tarihinde yurtdışına çıkış 16.08.2015 tarihinde yurda giriş yaptığı, muhtar ve azaların, davacının boşandıktan sonra ... merkeze taşındığını, ...’un ise yurtdışına çalışmaya gittiğini beyan ettikleri, Nisan/2014-Eylül/2014 arası davacının ve ...’un ikamet adreslerinin farklı olduğu, davacının 10.08.2014 tarihli seçimde oy kullanmadığı ancak ...’un kullanmış olduğu, dikkate alınarak Nisan/2014-Ağustos/2015 dönemleri arası davacının ... ile birlikte yaşadığına ilişkin kanaat oluşmamış, aylık kesme ve borç oluşturma işleminin yerinde olmadığı" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili, davanın reddi ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, Kurum işleminin iptali, davacının kesilen ölüm aylığının yeniden bağlanması ve ödenmeyen aylıkların tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne yapılan 2009/86 Esas numaralı başvurunun, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir. 5510 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır. Anılan 56'ncı maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56 ncı maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir. Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasanın 20 nci, 5510 sayılı Kanun'un 59, 100, 298 inci sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 28, 45 inci, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 3, 45 – 53 üncü, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32 nci, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6, 24 – 33 üncü, 189, 190, 191 inci, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6, 19, 20 inci, maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğünden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel Kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü-Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. 3. Değerlendirme 1.Eldeki davada verilen karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olup bozma ilamına uyulmuş ise de bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Somut olayda, bozma sonrasında dinlenilen tanıklar, davacı ve boşandığı eşinin tam olarak ayrı yaşadıklarını söylememişler, davacının ...'da kızının yanında kaldığını söylemişler, davacının köyde yaşadığına dair beyanda bulunmamışlar, eşinin de yurt dışında çalıştığını, ara sıra köye gelip gittiğini, ayrıca çocuklarını ziyaret ettiğini belirtmişlerdir. Mahkemece bu tanık beyanları, eşin yurt dışında çalıştığı ve birlikte yaşamadıkları gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş bozmaya aykırı olarak önceki deliller değerlendirilmemiş, çelişkiler giderilmemiştir. Davacı ve boşandığı eşinin aynı evde beraber yaşadıkları yönünde beyanda bulunan ihbarcı, adres vermemiş olup son dinlenilen tanık beyanlarında davacının ...'da yaşadığı belirtildiğine göre Mahkemece ...'daki adreste araştırma yapılması hususu üzerinde durulmamıştır. Mahkemece bu adresteki komşu, bina görevlileri, yöneticiler belirlenerek tanık olarak dinlenilmeli, davacının boşandığı eşinin yurt dışına çalışmak için geçici olarak fiilen ayrılmasının aile birlikteliğine engel olmadığı gözetilmek suretiyle bu süre içinde davacıya ekonomik olarak katkı sağlayıp sağlamadığı, davacıya para gönderip göndermediği ... ve bankalardan araştırılmalı, her ne kadar borç dönemi 2014-2015 olarak belirlenmiş ise de fiili birlikteliğin daha öncesinden başladığına yönelik deliller de değerlendirilip varsa önceden başlayan birlikteliğin ne zaman sonlandırıldığı üzerinde durulup, birlikte hastaneye gittikleri tarihlerin yurt dışındaki tarihler ile kıyaslanıp hastaneye verdikleri adresler de araştırılarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hatalıdır. Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 19.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.