Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/6695 E. 2025/3294 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/6695
Karar No
2025/3294
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Taraflar arasındaki ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti ile aksine Kurum işleminin iptali ve aylıkların yasal faiziyle tahsili davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı Kurumdan 23.03.2015 tarihinden itibaren ... Bağ-Kur numarası ile ...' ın hak sahibi olarak ölüm aylığı bağlanması talebinde bulunduğu, Kurumun verdiği cevapta “Yapılan tetkikler sonucu düzenlenen 21.08.2015 tarih, ... sayılı denetim raporuna istinaden aylık gelirinizin brüt asgari ücret tutarından fazla olduğu tespit edildiğinden tarafınıza bu dosyadan dolayı aylık bağlanamamaktadır” denilerek somut, maddi ve hukuki gerekçe belirtmeden red ettiği, sigortalılarına ilişkin tahsis uygulamalarına ilişkin 2013/26 sayılı Genelge belirtildiği gibi “ölüm aylığının bağlanmaması için ölüm aylığını talep edecek kişinin aylık geliri, İş Kanununa göre 16 yaşından büyük sanayi kesiminde çalışan işçiler için tespit edilen asgari ücret tutarının altında olup olmadığı tespit edildikten sonra bağlanması gerekmektedir” hükmüne yer verildiği, oysa davalı idarenin somut ve hakkaniyete uygun bir şekilde araştırma yapmadan yapılan başvuruyu red etmesinin 5510 sayılı Kanunun genelge ve hukuka aykırılık teşkil ettiği iddiasıyla davacıya ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti ile talep tarihi itibariyle yasal faizi ile birlikte ölüm aylıklarının ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesi sunmamış ancak aşamalarda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.MAHKEME İLK KARARI Mahkeme tarafından 23.02.2016 tarihli ve 2015/1336 Esas, 2016/239 Karar sayılı kararla davacı hakkında talep ettiği ölüm aylığına ilişkin olarak davalı Kurum tarafından 21.08.2015 tarih ve 2015/SU-28 sayılı gelir tespitine ilişkin inceleme raporu tanzim edildiği, rapor içeriğine göre davacının 900,00 TL ücret gelirinin 25,71 TL arazi gelirinin, 416,67 TL de kira gelirinin olduğu tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Mahkemenin 23.02.2016 tarihli ve 2015/1336 Esas, 2016/239 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 24.05.2018 tarihli ve 2016/8451 Esas, 2018/5121 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "...02.01.2003 tarihinde yaşamını yitiren 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalı eşi üzerinden 506 sayılı Kanun hükümleri gereğince kendisine ölüm aylığı bağlanan davacı, 23.02.2000 tarihinde vefat eden 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olan babası üzerinden 23.03.2015 tarihli tahsis talebi üzerine, Kurumca gelir testine tututlarak talebi reddedilen davacı, red işleminin hukuka uygun olmadığından bahisle Kurum işleminin iptali aylık bağlanması talepli eldeki davayı açmıştır. 5510 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan;'…. 17/7/... tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı Kanunlara göre bağlanan veya hak kazanan; aylık, gelir ve diğer ödenekler ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edilir. Bu gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır.' Hükmü gereğince davanın yasal dayanağı 1479 sayılı Kanun hükümleri olup eldeki uyuşmazlığı çözümünde bu kanun hükümlerinin dikkate alınması gereklidir. Ayrıntıları Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.01.2018 günlü ve 2017/3192 Esas. 2018/101 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, her uyuşmazlığın yürürlükte bulunduğu mevzuat hükümlerine göre çözülmesi gerektiği kuralı gereğince ve 1479 sayılı Kanunun 41. maddesinde ölüm aylığının ne zaman başlayacağına dair 'Sigortalının ölümde hak sahibi kimselerine bağlanacak aylıklar, ölümle aylığı hak kazandıkları tarihten sonraki aybaşından başlar.' şeklindeki düzenlemeye istinaden, somut olay bakımından davacının ölüm aylığına müstehak olup olmadığı irdelenirken, hak sahipliği sıfatının kazanıldığı 22.09.1997 tarihindeki kanuni düzenlemelere değer verilmesi gerekmektedir. 1479 sayılı Kanunun 'Eş ve çocuklara, ana ve babaya tahsis yapılması' başlığını taşıyan 45. maddesinin 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Kanunla değişik 2. fıkrasının (c) bendinde, sigortalının; 18 yaşını (veya ortaöğretim yapması halinde 20 yaşını, yükseköğretim yapması halinde 25 yaşını) doldurmamış veya yaşları ne olursa olsun çalışamayacak durumda malûl bulunan çocukları ile geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak koşulu ile yaşları ne olursa olsun evlenmemiş kız çocuklarına aylık bağlanacağı belirtilmiş, daha sonra 04.10.2000 günü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bentteki 'geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak' koşulu, 'bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmama, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almama' olarak değiştirilip 1479 sayılı Kanunun 'Ölüm aylığının kesilmesi' başlıklı 46. maddesinin 2. fıkrasına, 'Ancak evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan kız çocuklarına bu aylıklardan fazla olanı ödenir.' cümlesi eklenmiş, ancak, söz konusu KHK, Anayasa Mahkemesinin 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 26.10.2000 gün 61/34 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. İptale konu düzenleme daha sonra, 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren ve anılan (c) bendini değiştiren 4956 sayılı Kanunun 23. maddesiyle benimsenerek, sigortalının evli olmayan/boşanan/dul kalan kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanabilmesi için 'geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak' şartı, 'bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmama, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almama' olarak değiştirilmiş, aynı zamanda 46. maddenin 2. fıkrasına da 'Ancak evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan kız çocuklarına bu aylıklardan fazla olanı ödenir.' cümlesi yeniden eklenmiştir. Görüldüğü üzere, 1479 sayılı Kanun'un 46. maddesinin ilk halinde, 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile getirilen 'Ancak evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan kız çocuklarına bu aylıklardan fazla olanı ödenir' ifadesi bulunmamakta, sadece sigortalının kız çocukları yönünden aylık bağlama şartları arasında 'geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak' şartının, kesme nedeni olarak ise evlenme olgusunun var olduğu görülmektedir. Diğer taraftan, 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur ve T.C. Emekli Sandığı ayrı ayrı tüzel kişiliğe sahip, ayrı ayrı kanunlara göre sosyal güvence sağlayan Kurumlardır. Her bir Kanun kendi sigortalıları açısından hüküm ifade eder. Açıkça atıf yapılmadıkça diğer yasa hükümleri dikkate alınamaz. Eldeki davada ise davacı hakkında, ölüm aylığına müstahaklık yönünden yapılacak irdelemede, 506 sayılı Kanun kapsamındaki eşinden dul aylığı almasının, geçimini sağlayacak başka bir geliri bulunduğu anlamına gelemeyeceği dikkate alınmalı, bu kapsamda davacının eşinden elde ettiği net ücret dikkate alınarak, 02.08.2003 tarihi öncesinde, gelir getirici başka bir faaliyetinin bulunup bulunmadığı ile toplam gelirinin ölüm tarihindeki net asgari ücretin altında olup olmadığı araştırılmalı, bulunamaz ise, davacı hakkında 02.08.2003 tarihine kadar aylığa müstehak olduğu kabul edilmelidir. Diğer taraftan, geçimini sağlayacak başka bir gelirinin olması halinde dahi, bu kanuni şarta dair ibare, 02.08.2003 tarihi itibari ile yürürlükten kalktığı için, 1479 sayılı Kanun'un 45. maddesinde yer alan 'bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmama, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almama' şartlarını taşıyan davacı hakkında, ölüm aylığı hakkını doğuran olaya göre, en azından, kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden 01.09.2003 tarihi itibari ile ölüm aylığına müstehak olacağı ve bu tarih sonrası bakımından, 506 sayılı Kanun kapsamındaki eşi üzerinden dul aylığı alması olgusunun, her bir Kanunun kendi sigortalıları açısından hüküm ifade etmesi gereği dikkate alınarak, 1479 sayılı Kanun kapsamında uygulama olanağının bulunmaması nedeniyle, 46. maddesi anlamında red nedeni oluşturmadığı, talebe göre de 5510 sayılı kanunun 97. maddesi de irdelenmek suretiyle yapılacak araştırma ve değerlendirme sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir..." 2.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararla; bilirkişi raporuna atıfla davanın kısmen kabulü ile davalı Kurum tarafından davacıya hitaben verilen 21.08.2015 tarih ve ... tarihli red işleminin iptali ile, davacının 01.10.2008 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere babası ...'dan kaynaklı olarak ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, aylıkların kararda belirtilen tarihlerinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya dair isteminin reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; aylığa hak kazanmayan davacının Kurumdan isteyebileceği alacak da bulunmadığı ve zamanaşımı kapsamına girdiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti ile aksine Kurum işleminin iptali ve aylıkların yasal faiziyle tahsiline ilişkindir. 1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz kapsam ve nedenlerine göre, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı Kurum vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 04.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/6695, K. 2025/3294, T. 04.03.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-6695-e-2025-3294-k-bda198d0df79