Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/6520 E. 2025/566 K. – Rücuan Tazminat

Konu: Rücuan Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/6520
Karar No
2025/566
Karar Tarihi
Konu
Rücuan Tazminat

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/584 E., 2024/141 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Manisa 3. İş Mahkemesi SAYISI : 2017/125 E., 2020/179 K. Taraflar arasındaki rücuan tazminat davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı Kurum vekili ile davalı işveren vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı Kurum vekili dava dilekçesinde özetle; davalı işyerinde 26.06.2014 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda ... ss numaralı ..., ... ss numaralı ... ve ... ss numaralı ... ’in vefat ettiği, anılan iş kazası nedeni ile sigortalıların haksahiplerine 469.546,33 TL ilk PSD gelir bağlandığı, her bir cenaze için 415,00 TL’den toplam 1.245,00 TL cenaze ödeneği ödendiği, 5510 sayılı Kanun'un 21/1 maddesi gereğince işverenin kusuru oranında meydana gelen zarardan sorumlu olduğu iddiasıyla kusur ve miktar yönünden fazlaya yönelik talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 49.750,00 TL.’nin gelir onay tarihinden, cenaze ödenekleri için şimdilik 250,00 TL’nin tediye tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; ıslah dilekçesi ile talebini 387.726,24 TL olarak ıslah etmiştir. II.CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; meydana gelen olayda davalının kusuru bulunmadığı, kusur belirlenmeden bu davanın açılmasının hukuki olmadığı, olayın iş kazası olup olmadığının nihai kararının henüz verilmediği, Kurum tarafından davalıya herhangi bir rücu talebi bulunmadığı, davanın açılmasına davalının sebebiyet vermediğinden aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararla; olayın işkazası olduğu ve ancak kaçınılmaz olmadığı öngörülebilir ve alınacak tedbirlerle önlenebilecek nitelikte olduğu, toplanan deliller nazara alınarak anlaşıldığı, kazanın oluşumu itibariyle işyerinin %75 oranında ve yönetim kurulu üyelerinin ise her birinin %2 olmak üzere toplamda %10 kusurlu olduğu, kaza nedeniyle vefat eden müteveffanın %15 olduğu yönündeki bilirkişi raporuna itibar edildiği ve bu doğrultuda aktüerya bilirkişisinden rapor aldırıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne ile 386.667,99 TL PSD gelirinin onay tarihinden, 1.058,25 TL cenaze yardım ödeneğinin tediye tarihinden itibaren işleyecek yasal faizle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV.İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ceza yargılamasında maddi vakıanın ne şekilde gerçekleştiği kesin hükümle ortaya konulmuş olmakla davalının maddi vakıanın ne şekilde gerçekleştiğine dair istinafı yerinde görülmediği, yine işveren ve temsilcilerinin eylemleri ile kazanın arasında illiyet bağının bulunduğu ceza yargılamasında kesinleşen yargısal kararla ortaya konulduğu, hidrojen sülfür, metan vs. gibi zehirli gazların birikmesini önlemek üzere dengeleme havuzu kuyusunda cebri aspirasyon tesisi kurdurulmaması, bu zehirli gazların tehlikeli konsantrasyonda olup olmadığının ölçülmesi için hava kalitesini ve bu gazları ölçen bir cihaz alınmaması, çalışanların kişisel koruyucu malzeme olarak gaz maskelerini kullanıp kullanmadıklarını denetlememesi nedeniyle işverenin kusurlu olduğuna dair kabulde bir isabetsizlik görülmediği gibi aynı vakıa nedeniyle kesinleşmiş mahkumiyetleri bulunan yönetim kurulu başkan ve üyelerinin kusurlu olduğuna dair kabulde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri 1.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ceza dosyasındaki tespitlerin hukuk hakimini bağlamayacağı, kusur oranlarına itiraz ettikleri, her türlü tedbir alındığından olayın oluşu ile ilgili illiyet bağının kesildiği, iş sağlığı eğitimlerinin verildiği, kazanın iş kazası olmadığı, sigortalı ... 'in tam ve asli kusurlu olduğu iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; yetersiz kusur raporu ile karar verildiği ve davalının tam kusurlu olduğu iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, rücuen tazminat istemine ilişkindir. 1.26.06.2014 tarihinde biyolojik atık su arıtma tesisinde bulunan dengeleme havuzunun motorunda arıza meydana geldiği, davalı işverenin yönetim kurulu tarafından tesis sorumlusu olarak görevlendirildiği ileri sürülen çevre mühendisi sigortalı ...’in, bu arızanın giderilmesi için temizlikten sorumlu işçi sigortalı ... ve mekanik bakım sorumlusu sigortalı ... ile birlikte kuyu başına geldikleri ve kuyuya indiklerinde hidrojen sülfür gazından zehirlenmeleri sonucu üçünün de hayatını kaybettikleri anlaşılmaktadır. Davacı Kurum, her üç sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler nedeniyle oluşan Kurum zararının, davalı işverenden müteselsil sorumluluk hükümleri de dikkate alınarak rücuen tahsilini talep etmiştir. 2.5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 1. fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği; 4. fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere anılan 21. maddesinin ilk fıkrası işverenin, dördüncü fıkası üçüncü kişinin rücu alacağından sorumluluğu düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunmaktadır. 3. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş; 61 inci maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı; 62. maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir. 4.Öte yandan 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin rücu engellerini düzenleyen 5. fıkrasının son cümlesinde “Ayrıca, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümlerde, bu Kanun uyarınca hak sahiplerine bağlanacak gelir ve verilecek ödenekler için, iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde kusuru bulunan hak sahiplerine veya iş kazası sonucu ölen kusurlu sigortalının hak sahiplerine, Kurumca rücu edilemez.” düzlenmesi öngörülmüştür. Anılan düzenleme ile iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının kendisi kusurlu olsa dahi, Kurum, ölen sigortalının hak sahiplerine bağladığı gelir ve yaptığı ödemeleri rücuen isteyemez. Aynı şekilde, hak sahiplerinin bizzat iş kazasının meydana gelmesinde kusurlu bulunmaları da Kurumun bu kişilere yönelik rücu hakkını doğurmaz. Bu düzenleme, sosyal güvenlik hukukunun korunma ve sosyal riskin paylaşılması ilkesine uygun olarak, hak sahiplerinin mağduriyetini önlemeyi amaçlamaktadır. Söz konusu düzenleme aynı tutardan müteselsil olarak sorumlu kişilerin de sorumluluğunu etkilemektedir. 5.Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte neden olan sorumlular işveren ve üçüncü kişi olsa idi, yapılan harcama ve ödemeler yönünden ayrık bir durum söz konusu olmadığından, toplam kusurlarına düşen ödemelerden müteselsilen sorumluluklarına hükmedilecekti. Ancak burada rücu engeli bulunduğu için yani müteselsil sorumluların iç ilişkide diğer sorumlulara, Kanun'da belirtilen sorumsuzluk hali/rücu engeli nedeniyle müracaat edemeyecek olmaları nedeniyle, bu kişiler yönünden de o oranla sorumlu olmayacakları sonucu çıkmalıdır. 6.Mahkemece, davalı işverene %75, işveren vekili kabul edilen ...'e %15, ceza yargılamasında kusur izafe edilerek mahkum olduğu iddia edilen dava dışı yönetim kurulu başkan ve üyelerine toplamda %10 kusur izafe edilen rapor esas alınarak sigortalı ... hak sahiplerine bağlanan gelirler yönünden %85 ve diğer sigortalılar yönünden %100 kusur karşılığı esas alınarak hüküm kurulmuştur. Ancak burada, davalı işveren, yasa gereği, iç ilişkide diğer kusurlu işçi, ölen ...'in hak sahiplerine rücu edemeyeceğinden, bu kişiye ait kusurdan da sorumlu tutulmamalıdır. Üstelik sigortalı ...'e atfedilen kusurun şahsi kusuru mu yoksa işveren vekilliğinden kaynaklanan bir sorumluluk temeline mi dayandığı bilirkişi kusur raporunda tartışılmamıştır. 7.Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak, öngörülen ilkeler çerçevesinde davalı işveren sorumluluğunun kapsamının belirlenmesi gerekirken, Mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, özellikle değinilen beşinci fıkra hükmü göz ardı edilerek karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3.Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/6520, K. 2025/566, T. 14.01.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-6520-e-2025-566-k-f2abde6f9f3e