Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/6412 E. 2024/10043 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/6412
- Karar No
- 2024/10043
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1474 E., 2024/189 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Düzce 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/260 E., 2023/247 K. Taraflar arasındaki asıl davada kesilen ölüm aylığının yeniden bağlanması gerektiğinin ve Kuruma borçlu olmadığının tespiti ile birleşen davada yersiz aylıklar nedeniyle oluşan Kurum zararının tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali ile takibin devamı davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle asıl davanın kabulüne birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kararın asıl davanın davalısı/birleşen davanın davacısı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, asıl davanın davalısı/birleşen davanın davacısı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA 1.Davacı vekili asıl davada dava dilekçesinde özetle; Sosyal Güvenlik Kurumunun davacı hakkında muvazaalı boşandığı iddiası ile bağlanan yetim aylığını kestiği ve ... belge numara 10.07.2017 tarihli borç bildirim belgesine istinaden yersiz ödeme yapıldığı iddiası ile 40.867,06 TL borç çıkardığı, davacının Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1988/104 Esas, 1990/1102 Karar sayılı kararı ile çekişmeli olarak ... isimli şahıstan 19.02.1991 tarihinde boşandığı, davacının babası ...'ın sağ olduğu, bu tarihte ...’nın emekli olmadığı, ...'ın boşanmadan uzun bir süre sonra vefat ettiği, boşandıktan sonra 14 yıl boyunca şuan ki adresi dışında başka adreslerde ikamet ettiği, davacının boşandıktan sonra hiçbir zaman ... isimli kişi ile birlikte yaşamadığı, mecburi sebepler olmadan görüşmediği, davacının şuan ki ikametinin ... Mah. ... Sokak No: 14/3 olduğu, ...'ın ikametinin ise ... Mah. ... Sokak No: 14/1 olduğu resmiyette dahi aynı adresin aynı olmadığı, davacının ikametini bu adrese taşımasının sebebinin oğlu ...'ın bu adreste yaşaması sebebiyle olduğu, ...'ın bu adreste ailesi ile birlikte yaşadığı, ...'ın ikamet adresinde bulunmadığı, kız kardeşi veya babasının yanında kaldığı, bunun ispatlanabileceği, yetim aylığı kesilen davacının mağdur olduğu, çalışabilecek yaş ve eğitiminin bulunmadığı iddiasıyla yetim aylığının tekrar bağlanmasına ve Kuruma borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 2.Birleşen davanın davacısı Kurum vekili birleşen dava dava dilekçesinde özetle; davalının hileli olarak boşandığının Kurum araştırması ile tespit edildiği, almakta olduğu yetim aylığının iptal edilerek geriye 30.624,03 TL yersiz ödemenin faizi ile birlikte Düzce 5. İcra Müdürlüğünün 2017/14449 Eas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, davalının takibe 25.10.2017 tarihinde itiraz ettiği, takibin durduğu iddiasıyla yersiz aylıkların tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP 1.Asıl davanın davalısı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının evinden boşandığı halde eşiyle fiilen birlikte yaşadığı aynı zamanda babasından maaş aldığı, 08.10.2014 tarih ... başvuru no.lu isimsiz Alo 170 ihbarında davacının ve ...'ın anlaşmalı boşanma yaparak yetim aylığı aldığının ihbar edildiği, bunun üzerine davacının boşandığı eşi ile bir arada yaşayıp yaşamadığının tespiti için araştırma yapıldığı, yapılan araştırma Düzce Merkez İlçe Nufus Müdürlüğünden gelen cevabı yazıda davacının ve eşinin ... Mahallesi ... Sokak No: /1 Düzce adresi olduğunun bildirildiği, çevreden yapılan araştırmada tarafların formaliteden boşandıkları, bu durumu komşularının da bildiği, davacının eşi ...'ın mahalleliyi konu hakkında konuşmamaları için tembihlediklerini beyan ettikleri, yapılan araştırmada davacının yetim aylığı alabilmek için davalıdan hileli olarak boşandığı ve boşanmasına rağmen eşi ile birlikte yaşamaya devam ettiği, bu nedenle 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin uygulanması gerektiği, bu sebeple yetim aylığının kesildiği, geriye dönük en fazla 10 yıllık süre içinde yapılan fazla veya yersiz ödemeler her bir ödemenin yapıldığı tarihten itibaren hesaplanacak kanuni faiz ile birlikte tahsil edildiği savunmasıyla asıl davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Birleşen davanın davalısı vekili cevap dilekçesinde özetle dava konusu borcunun bulunmadığı, kesilen emekli aylığının yeniden bağlanması için Düzce 1. İş Mahkemesinin 2017/378 Esas sayılı dosyası ile dava açtığı, bu davanın açılmasında hukuki yararın bulunmadığı, hileli bir boşanmanın olmadığı, ...'la aynı adreste ikamet etmedikleri savunmasıyla birleşen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesi tarafından; Nüfus Müdürlüğü tarafından verilen cevabi yazıda "...'ın 08.03.2007 tarihinde adresini ... Mah. ... Sokak No: .../ 1 Düzce, ... ise 08.03.2007 tarihinde adresini ... Mah. ... Sokak No: .../3 ..." olarak bildirdiği, davacı hakkında muvazaalı boşanma hakkında ihbar dilekçesi bulunduğu, ikisi davacı tanığı olmak üzere toplam on dört tanık dinlendiği, 6. celsede dinlenen tanık ... hariç kimsenin tarafların birlikte yaşadığına dair beyanda bulunmadığı, Kurum raporunun temelini oluşturan Tanık ...'un vermiş olduğu 3. celsedeki yeminli beyanında "...ben davacı ile ...'in aynı binada ikamet ettiklerini biliyorum ancak aynı dairede fiilen yaşayıp yaşamadıklarını bilmiyorum...ben bu şahısları birlikte gezerken de görmedim...ben konu ile ilgili olarak SGK görevlilerine de ifade vermiştim, ben bu ifademde sadece tarafların bu binada oturduklarını beyan ettim, ben bu şahısların aynı evde fiili olarak yaşadıkları konusunda bir şey söylemedim...mahkemeye vermiş olduğum ifadem doğrudur..." dediği, davacının babası 02.05.1991 tarihinde vefat ettiği, davacının Kuruma maaş için başvuru tarihi ise 28.08.2007 olduğu, bu çerçevede tanık ...'ün bilgi sahibi olduğu dönemin dava konusunu oluşturan Kurum işlemini ilgilendiren dönem olmadığı, Kurum raporunun temelini oluşturan tanık ...'in Mahkememizde vermiş olduğu yeminli ifadesinin müfettiş raporu ile tamamen farklı olduğu, Kurum müfettişi tarafından tanık ...'in imzalı ifadesinin de alınmadığı, dinlenen tanıkların davacı ve boşanmış olduğu eşinin birlikte yaşadığına dair beyanda bulunmadıkları, davacı ve boşandığı eşinin aynı tarihlerde hasta muayene kayıtlarının bulunmadığı, davacı hakkında yapılan ihbarda davacının soyadının dahi doğru belirtilmediği, nüfus kayıtlarında davacı ve boşandığı eşinin aynı dairede değil aynı binada oturduğunun belirtildiği, aslında tüm uyuşmazlığın kaynağının bu husus olduğu, müfettiş raporunda bu hususun ayrıntılı irdelenemediği, davacı ve boşanmış olduğu eşinin müşterek çocuklarının da aynı binada oturması dikkate alındığında tarafların aynı binada farklı dairede oturmasının çocukları ve torunları ile şahsi ilişkileri ve sağlık sebepleri gözetildiğinde hayatın olağan akışına uygun olduğu, davacının eşi ile boşanma ve babasının vefat tarihi 1991 yılı olmasına rağmen bundan tam 16 yıl sonra maaş başvurusunda bulunmasının tarafların birlikte yaşamadığının ve boşanmanın muvazaalı olmadığının en büyük göstergesi olduğu gerekçesiyle asıl dava yönünden davanın kabulü ile davalı Kurum tarafından davacı hakkında tesis edilen işleminin iptaline, davacının davalı Kuruma borçlu olmadığının tespitine, davacının kesilen yetim aylığının kesildiği tarihten itibaren davacıya yeniden bağlanmasına, birleşen dava yönünden davanın reddine karar verilmiştir. IV.İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf yoluna başvurmuş ve Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, İlk Derece Mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Asıl davanın davalısı/birleşen davanın davacısı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı ...'ın Kurumdan babası ...'dan dolayı ... tahsis numarası ile yetim aylığı almakta iken, Kurumun Düzce İl Müdürlüğü denetmenlerince düzenlenen 22.05.2017 Tarih ve HP/055 Sayılı Rapor ile boşandığı eşi ile birlikte yaşadığının tespit edildiğini, ilgili rapor ile İl Nüfus Müdürlüğünden gönderilen 25.01.2016 tarihli cevabi yazıda davacı ve eşinin adreslerinin ... Mah. ... Sok. No:.../1 Merkez-Düzce olduğunun bildirildiği, mahallede market işletmekte olan ... isimli şahısla yapılan görüşmede, şahsın davacı ve eşini tanıdığını, kendilerinin formaliteden boşandıklarını bildiğini, komşularının çoğunun bu durumdan haberdar olduğunu, davacı ve eşinin ikametinin karşı tarafında yufka dükkanı sahibi olan şahsın durumu daha iyi bildiğini; ancak söz konusu şahsın davacının eşi tarafından konu hakkında konuşmaması için tembihlendiğini; esasen davacı ve eşinin bu konuda tüm mahalle sakinlerini tembihlediğini, herkesin haksız yere maaş almakta olduklarını bildiğini beyan ettiği, davacının ikametgah adresi civarında bilgisine başvurulan ... isimli şahsın davacı ve eşi ile komşu olduklarını, kendi apartmanlarında beraber oturduklarını, davacı ve eşini mahallede beraber gördüğünü beyan ettiğinin tespit edildiği, 22.05.2017 Tarih ve HP/055 Sayılı Araştırma ve İnceleme Raporu ile davacının halen boşandığı eşi ile birlikte yaşadığının tespiti üzerine, müvekkili Kurumca da ilgili yasal düzenlemeler çerçevesinde işlem yapıldığı, Mahkemece, tanıkların davacı ve eşinin birlikte yaşayıp yaşamadığı hususunda ayrıntılı bilgiye sahip olamadıkları ve davacının babasının vefat tarihi 1991 yılı olmasına rağmen 16 yıl sonra maaş başvurusunda bulunmuş olması gerekçe olarak gösterilmiş ise de; 03.05.2018 tutanak tarihli 5 no'lu celsede dinlenen kamu tanığı ..., "Şu anda huzurdaki davacıyı yaklaşık bundan 1 hafta önce evime gelmesi nedeniyle tanırım. Kendisi bu dosyadaki şahitlik için bizim eve gelmişti ben de kendisine onu tanımadığımı söyleyerek ben başka bir odaya geçtim(...)'' şeklinde beyanda bulunduğunu, söz konusu beyandan anlaşılacağı ve denetmen raporunda da tespit edildiği üzere davacı ve eşi dava konusu hakkında bilgi sahibi kişileri aleyhlerine bilgi vermemeleri hususunda tembihlendiğini ve bu yönde girişimde bulundukları, ...'un denetmen raporundaki beyanında açıkça tarafların formaliteden boşandıklarını, mahalledeki herkesi bu hususta tembihlediklerini beyan etmişse de duruşmadaki beyanında SGK görevlilerine sadece tarafların aynı binada oturduklarını söylediğini, aynı evde birlikte yaşadıkları konusunda bir şey söylemediğini ifade ettiğini, tanığın dava aşamasında davacının yönlendirmesi ile beyanlarını değiştirdiğinin açık olduğu, Mahkemece sadece davacının kız kardeşi olan tanığın beyanları esas alınarak hüküm kurulmuş ise de resmi delil niteliğindeki denetmen raporu karşısında davacının kız kardeşinin beyanına üstünlük tanınmasının hukuken mümkün olmadığı, ortadan kaldırma kararından sonra dinlenen diğer tanıklar davacıyı ve eşini tanımadıklarını beyan etmişler ise de bunun sebebinin mahkeme huzurunda yalan söylemek istememeleri olduğunun düşünüldüğü, Mahkemece davanın kabulüne gerekçe olarak gösterilen bir hususun da; davacının boşanma ve babasının vefat tarihinin 1991 yılı olması, ancak 16 yıl sonra maaş için Kuruma başvuruda bulunulmuş olması olduğu, davanın 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” şeklindeki 56. maddesinde düzenlenen açık yasa hükmünden kaynaklandığı, yasal düzenleme karşısında Mahkemenin bu gerekçesinin hukuki bir dayanağı bulunmadığının açık olduğu, davacının ve ...'ın resmi olarak ayrıldıkları halde aynı evde birlikte yaşadıklarının ve haksız olarak maaş aldıklarının müvekkili Kuruma ihbarı üzerine davacının boşandığı eşi ile bir arada yaşayıp yaşamadıklarının tespiti için yapılan araştırma sonucunda, 22.05.2017 tarih ve HP/055 Sayılı Araştırma ve İnceleme Raporunun düzenlendiği, işbu davanın niteliği gereği kamu düzenini ilgilendirdiğini, 5510 sayılı Kanun'un 59. maddesi gereği müfettiş raporlarının aksi resmi belgeler ile sabit oluncaya kadar geçerli olduğunu, resmi delil niteliğindeki denetmen raporu karşısında; doğruluğu tartışmalı ve yönlendirme ile verildiği açık olan tanık beyanlarına itibar edilmesi ve davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, asıl davada boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle kesilen ölüm aylığının yeniden bağlanması gerektiğinin ve borçlu olmadığının tespiti ile aksine Kurum işleminin iptaline birleşen davada yersiz aylıklar nedeniyle oluşan Kurum zararının tahsiline ilişkindir. 1.Davanın, yasal dayanağını oluşturan 5510 sayılı Kanun'un 2. fıkrasında eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkların kesileceği ve bu kişilere ödenmiş olan tutarların, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınacağı düzenlenmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesinin 28.04.2011 tarihli ve 2009/86 Esas, 2011/70 Karar sayılı kararı ile 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin anılan 2 inci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle yapılan itiraz isteminin reddine karar verilmiştir. 2. 5510 sayılı Kanunu'nun 56. maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir / aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir / aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun / durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan / olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir / aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan / yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır. 3. Anılan 56. maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma / irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek/samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin / aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. 4. Gelirin / aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56. maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir. 5. Sonuç olarak 5510 sayılı Kanun'ûn 56. maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa'nın 20., 5510 sayılı Kanun'un 59, 100. 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 28, 45, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 3. 45 – 53. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32.i, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6, 24. – 33, 189, 190, 191, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6, 19, 20, maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi/özel Kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü/Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle/köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. 6. Somut olayda; 19.02.1991 tarihinde boşanan davacıya, 02.05.1991 tarihinde ölen babası nedeniyle ölüm aylığı bağlandığı, ancak 22.05.2017 tarihi Kurum denetmen raporu ile davacının boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının tespit edildiğinin belirtilmesi üzerine aylığının kesildiği ve ödenen aylıkların da borç tahakkuk ettirilerek davacıdan istendiği, davacının Kurum başvurusunun reddedildiği anlaşılmaktadır. Davacı ölüm aylığının kesilmesine ilişkin Kurum işleminin iptali ile aylığın kesildiği tarihten itibaren yeniden bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş ise de verilen karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. 7. Mahkemece, öncelikle, Kurumun denetim yapmasına yol açan ihbarın kim tarafından yapıldığı araştırılmalı ve ihbarda bulunan kişinin beyanı alınmalıdır. Denetim raporuna göre, davacı adına herhangi bir elektrik aboneliği bulunmadığı, davacının ikamet ettiği dairenin elektrik aboneliğinin eski eşine ait olduğu, davacı ile eski eşinin aynı konutta birlikte yaşadıkları ve komşu ...’un, davacı ile eski eşinin sadece formalite icabı boşandıklarını ve beraber yaşadıklarını beyan ettiği ileri sürülmektedir. Bunun yanında, Adrese Dayalı Kayıt Sisteminde, davacı ve eski eşinin 08.03.2007 tarihinden itibaren aynı adreste kayıtlı oldukları, SEÇSİS kayıtlarına göre aynı sandıkta oy kullandıkları, aynı aile hekimine kayıtlı bulundukları ve MEDULA sistemine göre aynı gün aynı hastanede muayene oldukları bilgisi yer almaktadır. 8.Diğer yandan, denetim sırasında beyanı alınan ...’un tanık olarak da dinlendiği, ancak tanığın, davacı ile eski eşinin aynı binada oturduklarını bildiğini, fakat onları birlikte görmediğini ve fiilen birlikte yaşayıp yaşamadıkları konusunda bilgi sahibi olmadığını ifade ettiği anlaşılmıştır. Dinlenen diğer tanıkların çoğunluğu da bu hususta bilgi sahibi olmadıklarını beyan etmiştir. Bu durum, kayıtlar ve bazı tanık ifadeleri ile hükme esas alınan diğer beyanlar arasında çelişkiye yol açmıştır. Bu nedenle, davacı ile boşandığı eşinin belirtilen adreste gerçekten birlikte yaşayıp yaşamadıkları, eğer birlikte yaşamıyorlarsa nüfus kayıt sistemine bildirdikleri adres dışında hangi adreslerde ikamet ettikleri araştırılmalı; bu adreslerde bulunan komşular, apartman görevlileri, muhtar ve azalar gibi kişiler tanık olarak dinlenmeli ve birlikte yaşama olgusu yukarıda açıklanan hususlar çerçevesinde kapsamlı şekilde incelenerek, toplanacak deliller ışığında karar verilmelidir. 9. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme neticesinde yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.