Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/2978 E. 2025/5265 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/2978
- Karar No
- 2025/5265
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/3211 E., 2021/2037 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Samandağ 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2018/714 E., 2020/340 K. Dava, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı tarafından temyiz edilmesi ve de duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek temyiz isteğinin süresinde olduğu, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 22.11.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı adına Av. ... geldi. Davacı adına gelen olmadı.. Duruşmaya başlanarak, davalı vekilinin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek bırakılan günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmişti. Dosyanın tekrar Dairemize gönderilmesinden ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I. DAVA Davacı vekili özetle; iş kazası nedeniyle müvekkilinin iş göremezliğe uğradığından bahisle asıl dava dosyasında 150.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, birleşen dava dosyasında 94.271,70 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda 08.06.2018 tarihli ilk kararında davacının iş kazası nedeniyle %46,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın oluşumunda davacının %10, davalı işverenin %90 oranında kusurlu olduğu, her ne kadar davacının maddi zararı 244.271,70 TL olarak hesaplanmış ise de davacının maddi tazminat talebi 150.000,00 TL olduğu (henüz birleşen dava dosyası açılmadığı için) kabulünden hareketle taleple bağlı kalınarak davacı lehine 150.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin 08.06.2018 tarihli bu ilk kararına karşı davalı tarafça istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince sürekli iş göremezlik oranının tespiti prosedüründe Yüksek Sağlık Kurulu aşamasının atlandığından bahisle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince kaldırma kararından sonra Yüksek Sağlık Kurulundan rapor almış sürekli iş göremezlik oranında bir değişiklik olmamış, mahkemece Bölge Adliye Mahkemesi kararı doğrultusunda yeni bir hesap raporu alınmış bu kez davacının maddi zararı 366.527,18 TL olarak belirlenmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen 02.12.2020 tarihli son kararla davacının maddi zararının 366.527,18 TL olduğu kabulünden hareketle davacının talebiyle bağlı kalınmak suretiyle asıl ve birleşen dava dosyalarındaki maddi tazminat istemlerinin kabulüne, asıl dava dosyasında davacı lehine 50.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 02.12.2020 tarihli karına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin temyiz incelemesine konu 24.11.2021 tarihli kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin kusur raporlarında hatalı olarak %90 kusurlu bulunduğunu, oysa dosyada yer alan Kurum inceleme raporunda müvekkili işverenin kusurunun bulunmadığının belirtildiğini, bu çelişki giderilmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu, bilirkişi heyetlerinin kazanın meydana gelmesini toplu koruma önlemlerinin alınmamasıyla ilişkilendirmelerinin yanlış olduğunu, yapılan işin niteliği gereği toplu koruma önlemi alınmasının mümkün olmadığını, bu nedenle işçilerin emniyet kemeri, eldiven ve baret gibi kişisel koruyucularla korunmalarının sağlandığını, olayın üzerinden 9 yıl geçtikten sonra yalnızca evrak üzerinden inceleme yapılarak toplu koruma önlemlerinin alınmadığının değerlendirilmesinin adil ve isabetli olmadığını, davacının kardeşi ...’ın olay mahallinde bulunan sarı halatın malzeme çekmek için kullanıldığı yönündeki beyanının davacının SGK müfettişine verdiği “malzemeler asansörle taşınıyordu” beyanıyla çeliştiğini ve yanıltıcı olduğunu, bilirkişi raporlarında davacının işyerinde çalışabilirlik raporu alınmamış olmasının kaza ile nedensellik bağının bulunmadığını, davacının emniyet kemerini çıkararak borular üzerinde yürüdüğünü kendi ifadesiyle kabul ettiğini, bu beyanın müfettiş tutanağına geçtiğinden kesin delil niteliği taşıdığını, buna rağmen işverenin asli kusurlu kabul edilmesinin hatalı olduğunu, teknik heyetlerin rapor hazırlamak için yeterli vasıflara sahip olmadığını, ilk raporu hazırlayan heyetin üç inşaat mühendisinden oluştuğunu, ikinci heyetin ise inşaat ve maden mühendisi ile iş hukuku uzmanından oluşmasına rağmen ilk rapordaki kusur oranını aynen benimsediğini ve yeterli inceleme yapmadığını, bu nedenle kusur tespitinin hatalı olduğunu, Kurum ödemelerinin hatalı tenzil edildiğini, hakkaniyet indirimi yapılmadığını, davacı tarafın bilirkişi raporlarına itiraz etmemesine rağmen usuli kazanılmış hak gözetilmeden artan asgari ücret esas alınarak yeni hesaplama yapılıp davacı lehine fazla tazminata hükmedilmesinin yanlış olduğunu, manevi tazminatın fazla olduğunu, faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu, ıslah ve birleşen davanın zamanaşımına uğradığını, pasif dönem hesabının yanlış yapıldığını, davacının 18 yaşında olduğu kaza tarihinde askerlik süresinin hesaplamaya dâhil edilerek müvekkil aleyhine fazla tazminat hesaplandığını, davacının kazaya rağmen çalışıp gelir elde etme ihtimali göz önüne alınmadan fazla tazminat hesaplanmasının kabul edilemez olduğunu, bu nedenlerle kararın bozulmasını talep ettiklerini belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. Davalı vekilinin davacının manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. Dosya içeriğine göre davacı vekilinin maddi tazminatın yanında 100.000,00 TL de manevi tazminat talebinde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesince davacı lehine maddi tazminatla birlikte 50.000,00 TL de manevi tazminat ödenmesine hükmedildiği, Bölge Adliye Mahkemesinin 24.11.2021 tarihli kararı ile istinaf yoluna başvuran davalının istinaf istemlerinin esastan reddine karar verildiği gözetildiğinde, kısmen kabulüne karar verilen manevi tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 78.630,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalı vekilinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir. 2. Davalı vekilinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından davacının asıl dava dosyasının dava 1.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, Mahkemece henüz hesap raporu alınmadan 28.11.2016 tarihinde verilen ıslah dilekçesiyle maddi tazminat talebinin 150.000,00 TL’ye yükseltildiği, yargılama sürecinde alınan hesap raporunda davacının maddi zararının 244.271,70 TL olarak belirlendiği, ancak davacı tarafça yeni bir talep artırımında bulunulmadığı, İlk Derece Mahkemesinin 08.06.2018 tarihli ilk kararında davacının maddi zararının 244.271,70 TL olduğu kabulünden hareketle taleple bağlı kalınarak davacı lehine 150.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, bu karara karşı yalnızca davalı tarafça istinaf başvurusunda bulunulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince sürekli iş göremezlik oranı tespit prosedürünün eksik yürütüldüğü ve (davacı tarafça istinaf yoluna başvurulmadığı halde) güncel asgari ücretlere göre yeniden hesaplama yapılmadığı gerekçeleriyle kararın kaldırıldığı, devamında Yüksek Sağlık Kurulu'ndan alınan raporda sürekli iş göremezlik oranının yine %46,00 olarak belirlendiği, dosyada alınan ek hesap raporunda bilinen dönemin değişmesi nedeniyle davacının maddi zararının bu kez 366.527,18 TL olarak hesaplandığı, daha önce davacı tarafça 150.000,00 TL maddi tazminat talep edilen asıl davaya ek olarak açılan ve 94.271,70 TL tutarındaki fark zararın talep edildiği birleşen dava dosyasının asıl dosya ile birleştirildiği, İlk Derece Mahkemesinin 02.12.2020 tarihli ikinci kararında, davacının zararının 366.527,18 TL olarak belirlendiği, ancak asıl ve birleşen dava dosyalarındaki toplam maddi tazminat talebi 244.271,70 TL olduğu gerekçesiyle taleple bağlı kalındığı, bu doğrultuda asıl davada maddi tazminatın kabulüne, 50.000,00 TL manevi tazminata ve birleşen davada da maddi tazminatın kabulüne karar verildiği, anılan bu ikinci karara karşı da yalnızca davalı tarafça istinafa gidildiği, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir Kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Somut olayda davacının İlk Derece Mahkemesinin 08.06.2018 tarihli ilk kararına karşı istinaf yoluna başvurmamış olmasından dolayı davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu göz ardı edilerek usuli kazanılmış hak aşılacak şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Bunun yanında alınması gereken karar ve ilam harcında eksik hesaplama yapılması da doğru değildir. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370'inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Davalı vekilinin davacının manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının miktardan REDDİNE, 2. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3. a.İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçe kısmında yer alan "Tüm dosya kapsamında yapılan incelemede" ibareleri ile başlayan paragrafın tamamen silinerek yerine geçmek üzere; "Tüm dosya kapsamında yapılan incelemede; dosyamızda bulunan 19.03.2016 tarihli bilirkişi kurulu raporunda davalı işverenin %90 oranında, davacının ise %10 oranında kusurunun olduğunun belirtildiği, iş güvenliği uzmanlarından alınan 27.03.2017 tarihli raporda davalı işverenin %90 oranında, davacının ise %10 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, SGK Rehberlik ve Teftiş Kurulu Başkanlığının düzenlediği 18.04.2018 tarihli raporda davacının maruz kaldığı iş kazası ile ilgili olarak işveren, sigortalı ya da 3. kişilerin sorumluluk halleri saptanamadığından 506 sayılı Kanun'un 26. ve 111. maddelerinin uygulanmayacağının belirtildiği, Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğü ... Merkezi Sağlık Kurulu kararında davacının davaya konu yaralanması neticesinde %46 oranında meslekte kazanma gücü kaybına uğradığının belirtildiği, davalı vekilinin maluliyet oranına ilişkin itirazları neticesinde alınan Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 16.12.2019 tarihli 2019/22317 Karar sayılı raporunda sigortalı ...'ın 27.11.2006 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazasına bağlı maluliyet oranının Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü çerçevesinde %46 olduğu rapor edildiği, 22.09.2017 tarihli Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu Raporunda davacının %46 oranında maluliyet oranın sürekli olduğu, maluliyet başlangıç tarihinin 22.03.2007 kabulünün uygun olduğunun belirtildiği ve davacının %10 oranındaki kusuruna, %46 oranındaki meslekte kazanma gücü kaybına göre 26.06.2020 tarihli bilirkişi ek raporunda davacının maddi zararının 366.527,18 TL olduğunun rapor edildiği ancak davacının mahkememizin ilk kararına karşı istinaf yoluna başvurmadığı bu nedenle 244.271,70 TL maddi zarar tutarı üzerinden davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu, davacının bu tutardan daha fazla maddi tazminat alacağı bulunmadığı anlaşılmıştır." ibarelerinin yazılması, b.İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında yer alan "taleple bağlılık kuralı gereğince" ibarelerinin tamamen silinerek hükümden çıkarılması, c.İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının asıl dava dosyasında hüküm altına alınan maddi tazminat tutarı üzerinden alınması gerekli karar ve ilam harcına ilişkin 2-A bendinin ilk paragrafının tamamen silinerek yerine geçmek üzere "**Alınması gereken 10.246,50 TL karar ilam harcından peşin alınan 854,97 TL harcın mahsubu ile bakiye 9.391,53 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına," ibarelerinin yazılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine, Davalı avukatı yararına takdir edilen 28.000,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.