Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/2734 E. 2024/13635 K. – İş Kazasından
Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/2734
- Karar No
- 2024/13635
- Karar Tarihi
- Konu
- İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 47. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1645 E., 2023/2454 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 22. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/192 E., 2023/283 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmek ve de duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 24.12.2024 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davalı adına Av. ... ile davacı adına Av. ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili özetle; meydana gelen iş kazası nedeniyle müvekkilinin iş göremezliğe uğradığını, kazanın davalı kusurundan kaynaklandığını ileri sürerek asıl dava dosyasında 556.266,12 TL maddi, 300.000,00 TL manevi, birleşen dava dosyasında 319.585,56 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle davacının iş kazası nedeniyle %40,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın oluşumunda davacının %35, davalının %65 oranında kusurlu olduğu kabulünden hareketle davacının maddi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı lehine 75.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, Mahkemenin dosyadaki itirazları incelemeden, delilleri toplamadan yüzeysel bir değerlendirme ile karar verdiğini, Bölge Adliye Mahkemesi kararında da bu itirazların dikkate alınmadığını; davacının kusurlu olduğunu ve kazanın davacının eyleminden kaynaklandığını; bilirkişi kusur raporları ile savcılık soruşturmasında alınan kusur raporu arasında çelişkiler bulunduğunu ve bunların giderilmediğini; sürekli iş göremezlik oranının hatalı belirlendiğini ve kaza öncesindeki göz rahatsızlıklarının araştırılmadığını; davacının tedavi sürecini kendi iradesiyle yarıda kesmesi nedeniyle doğan zararın kendi sorumluluğunda olduğunu, bu durumun bilirkişi raporlarında dikkate alınmadığını; ceza soruşturmasında müvekkili hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini ve bu hususun da göz ardı edildiğini; ayrıca davacının imzasını taşıyan ibranamenin de dosyada mevcut olduğunu; müvekkilinin tüm güvenlik önlemlerini aldığını, eğitimleri verdiğini ve malzemeleri teslim ettiğini, bu hususların belgelerle sabit olduğunu, davacının ise ispat yükünü yerine getirmediğini; taraf itirazlarına rağmen kusur oranına ilişkin yeniden araştırma yapılmaksızın maddi tazminat hesaplandığını; bilirkişi raporunun nedensellik bağını değerlendirmediğini, kaçınılmazlık ilkesine değinmediğini, davacıya yalnızca koruyucu gözlük kullanmaması nedeniyle kusur yüklenirken müvekkiline %65 kusur izafe edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili gerekli tüm önlemleri aldığı halde bu hususların değerlendirilmediğini, davacının iş güvenliği kurallarını ve tehlikeleri bilecek tecrübede olduğunu; ayrıca davanın ve ıslahın zamanaşımına uğradığını, sürekli iş göremezlik oranının hatalı belirlendiğini, ıslah ile talep edilen manevi tazminatın usule aykırı olduğunu ve ıslah edilen miktar yönünden faiz başlangıç tarihinin ıslah tarihi olması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe a. Davalı vekilinin davacının manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. Dosya içeriğine göre davacı vekilinin maddi tazminat talepleri ile birlikte başvuru harcı da yatırmak suretiyle 300.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesince davacının maddi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı lehine 75.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedildiği, Bölge Adliye Mahkemesinin 13.12.2023 tarihli kararı ile istinaf yoluna başvuran davalının istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği gözetildiğinde, kısmen kabulüne karar verilen manevi tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalı vekilinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir. b. Davalı vekilinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından, davacının asıl dava dosyasının dava dilekçesinde 1.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunduğu, aşamalarda 05.10.2022 tarihli kök hesap raporu alındığı, raporda davacının %35, davalının %65 kusur oranı ve %40,20 sürekli iş göremezlik oranı dikkate alınarak yapılan hesaplamada davacının maddi zararının 556.266,12 TL olarak belirlendiği, raporun davacı vekiline 11.10.2022 tarihinde tebliğ edildiği, davacı vekilinin rapora itiraz etmeksizin 11.10.2022 tarihli dilekçe ibraz ettiği ve bu dilekçesinde “davacının almaya hak kazandığı maddi tazminat miktarı belli olmuştur.” şeklinde beyanda bulunduğu, maddi tazminat istemini 556.266,12 TL’ye arttırdığı, davacı vekilinin 13.02.2023 tarihli talep dilekçesi ile bilinen dönemin değişmesi nedeniyle ek hesap raporu alınmasını istediği, Mahkemece 16.03.2023 tarihli ara kararla ek hesap raporu alınmasına karar verildiği, 17.03.2023 tarihli ek hesap raporunda davacının maddi zararının 875.851,68 TL olarak belirlendiği, bunun üzerine davacı vekilince birleşen dava dosyasının açılarak 319.585,56 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilinin talep edildiği, Mahkemece davacının asıl ve birleşen dava dosyasındaki maddi tazminat istemlerinin kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan Mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Somut olayda, Mahkemece davacının maddi zararının 556.266,12 TL olarak belirlendiği kök hesap raporunun davacı vekiline 11.10.2022 tarihinde tebliğ edildiği, davacı vekilinin rapora itiraz etmeksizin 11.10.2022 tarihli dilekçe ibraz ettiği ve bu dilekçesinde “davacının almaya hak kazandığı maddi tazminat miktarı belli olmuştur.” şeklinde beyanda bulunması nedeniyle davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gözden kaçırılmak suretiyle ve toplamda 556.266,12 TL'yi aşacak şekilde davacının asıl ve birleşen dava dosyasındaki maddi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmesi hatalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Davalı vekilinin davacının manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine, 2.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Davalı vekili yararına takdir edilen 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.