Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/5580 E. 2024/10839 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/5580
- Karar No
- 2024/10839
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi SAYISI : 2018/3477 E., 2021/953 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 12. İş Mahkemesi SAYISI : 2015/502 E., 2018/291 K. Taraflar arasındaki meslek hastalığı iddiasına dayanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmek ve de davalı vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 25.10.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı adına Av. ... geldi. Davacı adına gelen olmadı. Gelenin yüzüne karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dosya tekrar dairemize gönderildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili özetle; meslek hastalığı nedeniyle müvekkilinin iş göremezliğe uğrayacak şekilde yaralandığını, kazanın davalı kusurundan kaynaklandığını ileri sürerek 123.560,74 TL iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat, 2.658,94 TL tedavi gideri, 25.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle davacıdaki meslek hastalığının oluşumunda davalı işverenin % 60, davacı işçinin % 40 oranında kusurlu olduğu, davacının Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi raporuna göre % 18,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı kabulünden hareketle davacının iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 595,36 TL tedavi gideri ile 15.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkiline kusur verilmesinin hatalı olduğunu, davalı vekilinin müvekkilin facebook isimli sosyal medya sitesinde daha önceden paylaşılmış olan bazı fotoğrafları müvekkilin hastalık sürecinde ava gitmiş gibi lanse ederek Mahkemeyi ve bilirkişileri yanıltmaya çalıştığını, oysa müvekkilin davalı şirket bünyesinde 13.12.2013 tarihinde çalışmaya başladığını ve paylaşımların da bu tarihle aynı güne denk geldiğini, müvekkilin geçmişte çekilmiş fotoğrafları farklı tarihlerde yeniden paylaştığını, bu paylaşımların müvekkilin o tarihlerde avcılıkla uğraştığını göstermeyeceğini, müvekkilin 2014 yılı Nisan-Mayıs aylarında kolundaki ağrı nedeniyle doktora gittiğini ve muhtelif hastanelerden aldığı iş göremezlik raporlarıyla istirahat ettiğini, bu raporların dosyada mevcut olduğunu, bazı raporlarda kolunu aynı şekilde kullanmaması ve yormaması gerektiği yönünde kayıtların bulunduğunu, bu nedenle müvekkilin beden bütünlüğünde meydana gelen zararın artmasına kendisinin sebebiyet vermediğini, iddia edildiğinin aksine özel hayatında kolunu zorlayacak bir durumun bulunmadığını, dosyada da bu yönde herhangi bir verinin yer almadığını, müvekkilin meslek hastalığına yakalanmasından sonra çalışmış olmasının ve bu nedenle hastalığın gelişiminde kusurlu bulunduğu iddiasının kabul edilemeyeceğini, müvekkilin iş göremezlik raporu olmasına rağmen alınan bilirkişi raporunda kusur atfedilmesinin hukuka, usule ve kanuna aykırı olduğunu, bu rapor doğrultusunda hüküm tesis edilmesinin haksız ve hukuka aykırı bulunduğunu, müvekkilin meslek hastalığına yakalandıktan sonra uzun süre çalışamadığını, sonrasında birçok rapor almış olmasına rağmen kanun gereği artık geçici iş göremezlik raporu verilemeyeceğinin bildirilmesi üzerine işveren tarafından işten çıkarıldığını, bu durumda müvekkilin az da olsa bir kusurundan dahi söz edilemeyeceğini, iyileşmek için elinden geleni yaptığı gibi ameliyat dahi olduğunu ancak ameliyata rağmen kolunda iyileşme sağlanamadığını, dosyaya sunulan geçici iş göremezlik raporları ile beyan ve delillerin ne kusur raporunda ne de Mahkeme kararında dikkate alınmadığını, meslek hastalığının oluşumunda ve gelişiminde müvekkilin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, davalı işverenin müvekkili sürekli ağır işlerde çalıştırdığını, yaklaşık iki ay süreyle gece vardiyasında görevlendirdiğini, bu vardiyada kullanılan çorba kazanlarının kaldırılması için yeterli sayıda personel bulunmadığını, kazanların 50-60 kilogram ağırlığında olduğunu, her gece ayrıca 50 kilogramlık patates çuvallarının kaldırılması ve bu patateslerden baked yapılması sırasında sağ kolun sürekli kullanıldığını, bu ve benzeri sebeplerle davalı işverenin tamamen kusurlu olduğunu, müvekkile hükmedilen manevi tazminatın az olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkiline ait iş yeri koşulları ile davacının yakalandığı meslek hastalığı arasında uygun illiyet bağının araştırılmadığını, davacının çalışma öyküsü dikkate alınmaksızın oluşturulan sağlık raporunun karara esas alındığını, davacının müvekkiline ait iş yerinde fiilen yalnızca beş ay çalıştığını, bu kadar kısa bir sürede tespit edilen sözde meslek hastalığı yönünden müvekkiline kusur atfedilebilmesi için gerekli illiyet bağının ne yargılama öncesi ne de yargılama sürecinde alınan herhangi bir raporda kurulmadığını, bu tür bir hastalığın herhangi bir kişide görülebileceği dikkate alındığında, davacı özelinde müvekkili şirketteki çalışmalar nedeniyle oluştuğu açıkça ortaya konmadıkça hastalığın meslek hastalığı olarak kabul edilemeyeceğini, davacının müvekkili şirketteki çalışmasının beş ayı bile geçmediğini, bilimsel çalışmalarda belirtilen asgari sürenin dahi altında kalındığını, bu hâliyle hastalığın iş yeri kaynaklı olduğunu söylemenin bilimsel temelden yoksun olduğunu, davacının yalnızca makarna istasyonunda çalıştığını, iş yerinde uygulanan üçlü vardiya sistemine göre günde en fazla 25-30 adet makarna hazırladığını, bu sayının meslek hastalığına yol açmasının neredeyse imkânsız olduğunu, buna ilişkin tüm taleplerinin yargılamada dikkate alınmadığını, Bölge Adliye Mahkemesi’nin de istinaf taleplerini değerlendirilmeksizin reddettiğini, hükme esas alınan sağlık kurulu raporunun meslek hastalığı ile iş yeri koşulları arasında illiyet bağı kurmadığını, mahallinde keşif taleplerinin de gerekçesiz reddedildiğini, taleplerine rağmen davacının önceki çalışmaları ve iş yeri şartlarının araştırılmadığını, illiyet bağına yönelik hiçbir inceleme yapılmadığını, avcılık hobisine ilişkin sundukları bilgi ve belgelerin de dikkate alınmadığını, yerel mahkemenin 23.05.2017 tarihli duruşmasında verilen ara kararına rağmen bilirkişilerce iş yerinde hiçbir inceleme yapılmadığını, sadece davacı ile aynı işi yapan kişilerin tanık olarak dinlendiğini, bu tanıklardan birinin davacının eşi, diğerinin babası olduğunu, beyanlarının illiyet bağını kurmaya yeterli olmadığını, başka çalışanlarda benzer rahatsızlık bulunmadığının beyan edildiğini, ... Kemik Hastalıkları Hastanesinden alınan raporda meslek hastalığı ifadesinin dahi geçmediğini, raporun yalnızca “omuz üstü kol hareketleri gereken işlerden uzak durması” yönünde tavsiye içerdiğini, bu raporun bilimsel ve hukuki anlamda meslek hastalığı kesin tanı raporu olarak değerlendirilemeyeceğini, kararda meslek hastalığının başlangıç tarihi olarak 20.05.2014 tarihi esas alınmasına rağmen 10.10.2017 tarihli kusur raporunda 26.09.2014 tarihli başka bir raporun esas alındığını, bu çelişkinin Mahkemece incelenmediğini, ... alınan tek hekim imzalı raporun tanı bölümünde yalnızca “rotator kuf sendromu” yazıldığını, meslek hastalığına dair kesin tanı bulunmadığını, hatta raporun ilgili kısmında “meslek hastalığı” yerine “hastalık” seçeneğinin işaretlendiğini, bu raporun meslek hastalığı tanısı konmuş gibi değerlendirilmesinin temelsiz olduğunu, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesince düzenlenen raporda Kurumun kendisine verilen görevi dahi yanlış anladığını, yalnızca kazanma gücü kaybını değerlendirdiğini, hastalık ile iş yeri çalışması arasında bağlantı kurulmadığını, tüm itirazlarına rağmen bu hususun Mahkemece hiç dikkate alınmadığını, yargılamanın baştan itibaren meslek hastalığı olduğu kabulüyle yürütülmesinin tüm süreci sakatladığını, ATK raporundan sonra kusur raporu alınması gerekirken doğrudan hesap raporu alındığını, oysa Yargıtay içtihatlarına göre önce kusur raporu alınması gerektiğini, bu usule uyulmadığı gibi hesap raporunda da “dosyada herhangi bir kusur raporuna rastlanmamıştır” denerek eksikliğin açıkça ortaya konduğunu, müvekkilinin işçiyi gözetme borcu çerçevesindeki yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini, kusur sorumluluğunun bulunmadığını, dosyada bulunan iki kusur raporundan ikincisinin birincisinin neredeyse aynısı olduğunu, aynı yazım hatalarının yer aldığını, bu nedenle esasen yeni bir değerlendirme yapılmadığını, ayrıca kusur raporlarında İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesi’nin 26.09.2014 tarihli raporuna dayanılarak müvekkile %60 oranında kusur atfedildiğini, ancak müvekkilin bu rapordan iş akdi feshedildikten sonra haberdar olduğunu, rapordan haberdar dahi olmayan müvekkilin almadığı tedbirlerden sorumlu tutulamayacağını, kusur oranının temelsiz biçimde kurgulandığını, ayrıca “önleyici (proaktif) davranmadığı” gerekçesinin mantıksız olduğunu, hangi önlemlerin alınmadığına dair gerekçe sunulmadığını, kusur raporunun yüzeysel ve yerinde inceleme yapılmaksızın hazırlandığını, itirazlarına rağmen illiyet bağı kurulmadığını, kusur tespitinin tamamen faraziye üzerine inşa edildiğini, müvekkilinin tüm restoranlarında iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı eğitim ve bilgilendirme yükümlülüklerini yerine getirdiğini, buna dair belgelerin dosyaya sunulduğunu, ancak kararın yine de eksik incelemeye dayalı kusur raporuna göre kurulduğunu, bu hâliyle davalı işverenin kusurlu kabul edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, müvekkiline yüklenen kusur oranının dayanaktan yoksun olduğunu, manevi tazminatın fazla olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Dosya kapsamından, davacının iş yerinde çalıştığı dönemdeki işvereninin ... Yiyecek ve İçecek A.Ş. olduğu ve temyiz incelemesine konu eldeki davanın da bu şirkete karşı açıldığı, yargılama aşamasında bu şirketin vekille temsil edildiği, İlk Derece Mahkemesince adı geçen şirket aleyhine 2018 yılında karar verildiği, dairemizin geri çevirme kararı ile dosya kapsamına alınan ticaret sicil kayıtlarına göre İlk Derece Mahkemesi kararından sonra ve fakat Bölge Adliye Mahkemesinin esastan red kararından önce adı geçen şirketin bölünme nedeniyle infisah ettiği ve terkin nedeniyle tüzel kişiliğinin sona erdiği, keyfiyetin 13.02.2020 tarih ve 10015 sayılı ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği, dosya kapsamında İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesinin davacıdaki rahatsızlığın mesleki rotar kuf sendromu olduğuna dair raporları bulunduğu, Adli Tıp Kurumunun da davacıdaki hastalığın rotator cuff yırtılması olduğunu ve meslek hastalığı olduğu, sürekli iş göremezlik oranının ise % 18,00 olduğu yönünde mütalaa verdiği, dairemizin geri çevirme kararı sonrasında dosya kapsamına giren Kurum cevabi yazılarından davacının Kuruma herhangi bir meslek hastalığı tespiti, sürekli iş göremezlik oranı tespiti ve gelir bağlanması talebinin bulunmadığı, hükme esas alınan kusur raporunda davacının daha önce benzer iş yerlerinde çalışmasının bulunup bulunmadığı olgusunun değerlendirilmediği anlaşılmaktadır. Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler. Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, Mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır. Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (Baki Kuru-Ramazan Arslan-Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, Ankara 1995, s. 231). Bu nedenle, davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani, bir davada taraf olabilmek için, ya, hakiki şahıs; ya da, hükmi şahıs olmak gerekir. Zira, taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder (Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, İstanbul 2000, s.288). Öte yandan 5510 sayılı Kanun'un 14. maddesinde meslek hastalığının, 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile 5. madde kapsamında bulunan sigortalılar bakımından bunları çalıştıran işveren tarafından, (b) bendi kapsamındaki sigortalı bakımından ise kendisi tarafından öğrenmeden sonraki üç işgünü içinde iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi Kuruma bildirilmesinin zorunlu olduğu, meslek hastalığı ile ilgili bildirimler üzerine gerekli soruşturmaların, Kurumun denetim ve kontrol ile yetkilendirilen memurları tarafından veya Bakanlık iş müfettişleri vasıtasıyla yaptırılabileceği, hangi hallerin meslek hastalığı sayılacağı, iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesinin şekli ve içeriği, verilme usûlü ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esasların, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikte düzenleneceği, yönetmelikte belirlenmiş hastalıklar dışında herhangi bir hastalığın meslek hastalığı sayılıp sayılmaması hususunda çıkabilecek uyuşmazlıkların, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanacağı düzenlenmiştir. 5510 sayılı Kanun’un 95. maddesine göre "bu Kanun gereğince, yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, çalışma gücü kaybı, geçici iş göremezlik ödeneklerinin verilmesine ilişkin raporlar ile iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü veya çalışma gücü kaybına esas teşkil edecek sağlık kurulu raporlarının usûl ve esaslarını, bu raporları vermeye yetkili sağlık hizmeti sunucularının sahip olması gereken kriterleri belirlemeye, usûlüne uygun olmayan sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeleri düzenleyen sağlık hizmet sunucusuna iade edecek belirlenen bilgileri içerecek şekilde yeniden düzenlenmesini istemeye Kurum yetkilidir. Usûlüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle; yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, vazife malullük derecesini, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usûlüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı halinde, durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır. Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunca verilen karar Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte ise de, diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı olmadığından Yüksek Sağlık Kurulu Kararına itiraz edilmesi halinde inceleme Adli Tıp Kurumu aracılığıyla yaptırılmalıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.06.1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Kararı da bu yöndedir. Ayrıca meslek hastalığının ayrı zamanlarda ve değişik işverenlere ait iş yerlerinde geçen çalışma sonucu oluştuğunun belirlenmesi durumunda, bu iş yeri işverenleri arasında Borçlar Kanunun'da öngörülen dayanışmalı (müteselsil) sorumluluk esasları uygulanamaz. Meslek hastalığına yol açacak biçimde çalışmanın geçtiği her iş yerinin işvereni bakımından kusur oranlarının ayrı ayrı belirlenmesi gerekir. Meslek hastalığına yol açacak çalışmanın geçtiği belirlenen her iş yerinin işvereni zarardan kendi kusuru kadar sorumlu olur. Yargıtayın ve giderek dairemizin yerleşmiş görüşleri bu doğrultudadır. Somut olayda meslek hastalığı olduğu iddia olunan hastalığın Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediği ve dolayısı ile Kurum içi prosedürler izlenerek maluliyet tespiti yapılmadığı anlaşılmış olup, söz konusu hüküm bu yönü ile usul ve kanuna aykırı olduğu gibi, davacının benzer işyerlerindeki çalışmaları ve çalışma süreleri konusunda araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın sonuca gidilmesi de yerinde görülmemiştir. Mahkemece yapılacak iş, İlk Derece Mahkemesi kararından sonra gerçekleşen bölünme, devir ve terkin olgusunu değerlendirerek, eldeki davadan kaynaklanan sorumluluğun devralan şirketlerden hangisine ait olduğunu tespit etmek, davacı tarafa meslek hastalığını Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirmesi konusunda süre vermek, hastalığın Kurumca meslek hastalığı olarak kabul edilmemesi hâlinde ise, Sosyal Güvenlik Kurumuna ve hak alanını etkileyeceğinden işveren aleyhine “meslek hastalığı tespiti” davası açması için davacıya süre vermek, tespit davası açılması hâlinde, bu davayı temyize konu eldeki dava açısından bekletici mesele yapmak, meslek hastalığı Kurumca kabul edilirse, davacının hastalığına ilişkin tüm tıbbi evraklar temin edilerek usulüne uygun biçimde sürekli iş göremezlik oranının tespiti için rapor almak, itiraz hâlinde sırasıyla Yüksek Sağlık Kurulu’ndan ve Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulu’ndan rapor alınmak, mevcut raporlar arasında çelişki bulunması durumunda ise bu çelişkiyi, Adli Tıp Kurumu İkinci Üst Kurulundan alınacak raporla gidermek, davacının sürekli iş göremezlik oranı tespit edildikten sonra, hâlâ bağlanmamışsa sürekli iş göremezlik gelirinin bağlanmasını sağlamak, gelir bağlanmasından sonra ilk peşin sermaye değerini dosyaya celp etmek, yine davacının hizmet cetveli celbedilerek, davalı işverenlikte çalışmaya başlamadan önce benzer iş ve iş yerlerinde farklı işverenler nezdinde çalışmasının bulunup bulunmadığını araştırmak, böyle bir durumun varlığı hâlinde, bu işyerlerindeki çalışma süresi de dikkate alınarak, iş güvenliği uzmanları ile davacının tespit edilen meslek hastalığı alanında uzman tıp doktorundan oluşan bilirkişi kurulundan rapor almak, kusurun oranı ve aidiyetini tereddüde yer bırakmayacak şekilde tespit etmek, usuli kazanılmış hakları da dikkate alarak çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, Davalı avukatı yararına takdir edilen 28.000,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.