Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/2862 E. 2025/1647 K. – Ödeme Emrinin

Konu: Ödeme Emrinin İptali

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/2862
Karar No
2025/1647
Karar Tarihi
Konu
Ödeme Emrinin İptali

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2022/365 E., 2022/382 K. Taraflar arasındaki ödeme emrinin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili mahkememize verdiği dava dilekçesinde özet olarak; müvekkili ...'in, ... sicil numarasıyla almakta olduğu yetim aylığı parasını çekmek için Ziraat Bankası ATM'sine gittiğinde, aylıktan kesinti yapıldığını gördüğünü, 24.03.2014 tarihinde Antalya SGK İl Müdürlüğü'ne giderek, borcun sebebi, miktar, ait olduğu dönem itibariyle bilgi edinmek istediğini, ancak SGK yetkilileri tarafından kendisine,.... takip numarası ile takip yapıldığını, borcun.... Temizlik Arabuluculuk Tur. Tic. Ltd. Şti. ile ilgili bir borç olduğu bilgisinin verildiğini, borcun sebebi, miktarı, hangi döneme ait olduğuna dair bilgi ve belge veremeyeceklerini, gerekli bilgi ve belgelerin, dava açılması, halinde ancak Mahkemeye sunabileceklerinin beyan edildiğini, anılan borç ile ilgili bugüne kadar müvekkiline herhangi bir ödeme emri tebliğ edilmediğini, bu sebeple 6183 sayılı Kanun'un S8. maddesi uyarınca bu davayı açmak zaruretinin hasıl olduğunu, müvekkilinin, 13.12.1995 tarihinde faaliyete geçen... ticaret sicili numarasıyla Antalya Ticaret Sicili Müdürlüğüne kayıtlı ... Temizlik Arabuluculuk Tur. Tic. Ltd. Şti'nin, o dönem hissedarı ve müdürü bulunduğunu, işyerinin SGK sicil numarasının,.... olduğunu, anılan şirketin 2001 yılında fiilen ticaret terk ettiğim ve fiilen sona erdiğini, oda sicil kayıtları terkin edilmemiş olmasına rağmen, fiilen ilgili ödeme emri tebliğ edilmediğini, davalı Kurum tarafında usulüne aykırı olarak tebligat yapılmış olması halinde, Tebligat Hukuku'na ilişkin itiraz ve haklarım saklı tuttuklarım, bilgilenme tarihinin 20.03.2014 olarak kabulünü talep ettiklerini, öncelikle, takibin, alacağın zaman aşımına uğraması nedeniyle iptalini istediklerini, takibe konu borcun tamamına ve ferilerine itiraz ettiklerini, borcu kabul etmediklerini ileri sürerek; davacı hakkında başlatılan takibin iptaline, itirazlarının ve davanın kabulü ile müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine, yetim aylığı üzerine konulan haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 2014/502 Esas sayılı dava dosyasında verdiği dava dilekçesinde özet olarak; davalı kurumca, müvekkilleri aleyhinde 2001/318, 2000/1933, 2004/678, 2002/452, 2001/766, 2001/765, 2001/716, 2009/18834, 2004/011131, 2005/14126, 2005/14125, 2004/11131, 2004/11130 takip sayılı dosyalar 6183 sayılı yasa uyarınca icra takibi başlatıldığını ve müvekkilinin 16/07/2014 tarihinde SGK İl Müdürlüğünden ödeme emirlerini elden tebliğ aldığını ve bu takiplerin ve ödeme emirlerinin tamamına süresi içinde itiraz ettiklerini, bu icra takip dosyalarından izlenen prim, işsizlik sigortası primi ve borcun türünün yazılmadığı kurum alacaklarının, 6182 sayılı Kanun'un 102. maddesi uyarınca zaman aşımına uğradığının açık olduğunu, bu sebeple öncelikle, anılan takiplerin ve ödeme emirlerinin, alacağın ve feri'lerinin zaman aşımına uğraması nedeniyle iptaline ve müvekkilinin borçlu bulunmadığının tespitini, takibe konu olan borçların kaynağı olan şirketin, 2001 yılında ticareti terk etmiş ve fiilen sona ermiş olduğunu, (Oda sicil kayıtla terkin edilmemiş olmasına rağmen) fiili çalışmanın sona erdiğini, bu sebepten 2001 yılından sonra şirkete ait işsizlik sigortası prim borcu ve prim borcunun olmasının mümkün bulunmadığını, müvekkilinin talebi ve başvurusu olmadan fiilen ticareti terk etmiş olmakla birlikte resmi kayıtlarda açık görülen, şirket bünyesinde müvekkilinin bilgisi dışında ve rızası hilafına bir kısım kişilerin çalışıyor olarak gösterilmesi ihtimalinin yüksek olduğunu, ilgililer hakkında başlatılan takiplerin iptaline davanın kabulü ile müvekkillerinin borçlu olmadığının tespitine ödeme emirlerinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 2.Dairece özetle; kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki bulunduğu gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. B. Bozmaya Uyularak Verilen Karar Kararda özetle; davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili özetle, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297. maddesinde: “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, Mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi getirilmiştir. Buna göre bir Mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (Mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’ya göre yeniden yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Kanun'un aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulunun 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436; 08.02.2012 gün 2011/10-726 E, 2012/57 K; 28.09.2012 gün 2012/3-444 E, 2012/638 K; 16.03.2012 gün 2012/2-97 E. 2012/203 K. sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Yine 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nın 297. maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Öte yandan, Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile yargıcın, gerek Mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz. Eldeki davada, Mahkemece gerekçeli kararda ve buna bağlı hüküm fıkrasında varılan her bir tespit için ayrı bir hukuki gerekçe gösterilmediği, zamanaşımı sürelerinin nasıl ve hangi tarihler esas alınarak belirlendiğinin açıklanmadığı, aynı numaralı takipler için gerekçede ve hüküm fıkrasında farklı tespitlerle ret sebeplerinin sunularak hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır. Bu sebeple mahkemece öncelikle Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nın 297. maddeleri de gözetilerek kabul ve ret gerekçesinin açıkça kaleme alınarak kararda gösterildiği, denetlenebilir bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir ve bozmayı gerektirir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle 1.Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, 2.Dosyanın Mahkemeye gönderilmesine, 06.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/2862, K. 2025/1647, T. 06.02.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2023-2862-e-2025-1647-k-f6feea2abc4f