Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2021/5604 E. 2022/12232 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2021/5604
Karar No
2022/12232
Karar Tarihi

Bölge Adliye Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi No : Dava, iş kazasından sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının tazminat istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı, davacı vekilinin istinafa başvurması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi istinaf istemlerinin esastan reddine dair karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince verilen kararın davacı vekili tarafından süresi içerisinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I- İSTEM: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin iş kazası geçirmesi nedeniyle belirsiz alacak davası mahiyetinde 1.000 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. Talep artırım dilekçesiyle maddi istemini 438.650,00 TL’ye artırmıştır. II- CEVAP: Davalı ... Taah. Turiz. San ve Tic. Ltd. Şti vekili Av. ...'ın 20/02/2014 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle: Öncelikle yetki itirazında bulunduklarını, davalı müvekkilinin adresinin ... ili olduğunu, bu nedenle ... İş Mahkemesinde açılması gerektiğini, dava konusu olayda müvekkil şirketinin kusurunun olmadığını, davacının tamamen kendi kusurundan kaynaklandığını, davacı vekilinin belirtmiş olduğu kusur oranının tam olarak belirgin olmadığını, müvekkil şirketin gerekli tüm önlemleri aldığını, bu nedenle haksız ve yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini, vekalet ücreti ile yargılama giderinin davacı tarafa yüklenilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekilinin 19/02/2014 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle: Öncelikle husumet yönünden itirazda bulunduklarını, kaza geçiren davacının iş vereni müvekkil şirketin olmadığını, bu nedenle husumet yönünden davanın reddine karar verilmesini, davacının haksız ve yasal dayanaktan yoksun davasının reddine, davacının tüm maddi zararları SSK tarafından karşılandığını, bu nedenle tazminat talebinin de reddine, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine, müvekkilinin ortaklık olayda kusursuz olduğundan hakkaniyet gereği tazminat talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. III- MAHKEME KARARI: A-İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk derece mahkemesi kararın gerekçesinde özetle; “1-Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine 2-Dava konusu 438.650,00 TL'nin tazminatın olay tarihi olan 17/07/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Taah. Tur. Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'den alınarak davacıya verilmesine, 3-Diğer davalı ... yönünden açılan davanın reddine,” karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI: Bölge Adliye Mahkemesi kararında özetle; “6100 sayılı H.M.K.'nun 353.maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda; vakıa ve hukuki değerlendirme ile gerekçede ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün istinaf itirazlarının reddi ile usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılan ilk derece mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine” karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davalı temyiz dilekçesinde özetle: Davalı Türkiye ... A.O.’nın asli görevlerinin petrol arama, sondaj çalışmaları, petrol pazarlama, boru hattı döşeme, petrol üretimi vb. işlerin asli görevi olduğu bahse konu işlerin hepsinin birbirini tamamlayan bir bütünün parçası olduğu aşikârdır. Kazanın meydana geldiği yer Türkiye ... denetiminde olan yerdir. Şantiyenin denetimi uyarı ve güvenliğin sağlanması Türkiye ... uhdesindedir. Bilirkişinin asıl işveren olmadığı noktasındaki yorumu hakimi bağlamaz hukuki yorum hakime aittir. Diğer davalı ... Şirketinin üzerine mal varlığı olmadığından ilamın tahsil kabiliyeti olmadığını, davanın yüklenici ... Şirketine ihbarı ve davaya dahili gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: 1- Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine ( fiil ehliyetine ) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler. Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi ( dava hakkı ) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, ( o davada davacı sıfatının kime ait olacağı ) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır. Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (..., Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, ... 1995, s. 231). Bu nedenle, davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani, bir davada taraf olabilmek için, ya, hakiki şahıs; ya da, hükmi şahıs olmak gerekir. Zira, taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder ( Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, ... 2000, s.288).Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2007 tarih, 2007/10-358 Esas, 2007/337 Karar sayılı kararında da benimsendiği üzere; ticari şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmış ise, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır. Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek taraf teşkili sağlanmak suretiyle yargılamanın devamının sağlanması gerekir. Şu halde yapılması gereken iş; anılan HGK kararı çerçevesinde, tüzel kişiliği sona eren davalı şirketin ihyası için tasfiye memurluğu ile ... husumet yöneltilerek ayrı bir dava açılması için davacı tarafa uygun bir süre verilmeli, dava açıldığı takdirde bu davanın sonucu beklenmeli, tüzel kişiliğin yeniden ihyası halinde, taraf teşkili sağlanarak, sonucuna göre karar verilmelidir. Somut olayda, ... Gazetesinin 21.08.2015 tarihli nüshasında yayımlanan ilana göre davalılardan ... Taah ... Ltd Şti’nin Türk Ticaret Kanunun geçici 7. Maddesi uyarınca 19.08.2015 tarihinde re’sen ticaret sicilinden silindiğinin anlaşılmasına ve anılan davalı şirketin iş bu dava nedeniyle ihya edildiğini gösterir kaydın dosya kapsamında bulunmadığı anlaşılmaktadır. O halde davalı şirketin bağlı olduğu ... Müdürlüğünden iş bu terkin kaydının olup olmadığı usulünce araştırılıp söz konusu durumun varlığı halinde yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacı tarafa iş bu davalı şirketi ihya etmesi için dava açmak için önel vermek, iş bu ihya davası sonucuna göre anılan davalı yönünden de usulüne uygun şekilde taraf teşkilinin sağlanarak yargılama yapılması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olmuştur. 2- Bilindiği üzere 4857 sayılı Kanun'un 2.maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İş Kanunu'nun 2.maddesinin 7.fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. 5510 sayılı Kanun'un 12/6.maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile sorumlu tutulmuştur. 4857 sayılı Kanun'un 2/7.maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun'un 12/6.maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 veya 5510 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2.maddesinin 6.fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler. Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır. b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır. c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır. d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır. e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır. f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.) Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre; davalı Türkiye ... (...) ile diğer davalı... Taah ... Ltd Şti arasındaki “.... ....... ...e” kapsamında işte davacı sigortalının çalışması sırasında iş kazası gerçekleşmiş, mahkemece sözleşme kapsamında işin anahtar teslim, götürü bedelli olduğuna işaretle davalı Türkiye ...’nın ihale makamı olduğu kabul edilerek husumetten ret kararı verildiği anlaşılmakta ise de yapılan araştırmanın noksan olduğu anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, öncelikle Türkiye ...’nın ana sözleşmesini dosya kapsamında dahil etmek, bu bağlamda yapılan iş kapsamında davalının asıl işveren olup olmadığını değerlendirmek, giderek dosya kapsamında alınan 20.07.2015 tarihli ilk kusur raporunda da Türkiye ...’na asıl işveren olarak %30 oranında şahsi kusur verildiğinin anlaşılmasına karşın diğer iki kusur raporunda kusur verilmediği halde, ilk derece mahkemesince açıklanan gerekçede bu ilk kusur raporuna itibar edilmemesinin gerekçesinin de açıkça belirtilerek tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi de hatalı olmuştur. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin davacının istinaf başvurularının esastan reddine, ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazları bu aşamada incelenmeksizin BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 11.10.2022 gününde oy çokluğuyla karar verildi

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2021/5604, K. 2022/12232, T. 11.10.2022, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2021-5604-e-2022-12232-k-528d8c3221b3