Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2021/10364 E. 2022/13014 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/10364
- Karar No
- 2022/13014
- Karar Tarihi
Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi No : Dava, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesince istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalılar .............. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 25.10.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalılar .............. ve Tic. Ltd. Şti. adlarına Av. ... ile davacılar adlarına Av. ... geldiler. Duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. I-İSTEM Davacılar eş için 547.586,90 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, çocuk için 113.161,17 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmişlerdir. II-CEVAP Davalılar davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır. III-MAHKEME KARARI: A-İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesince davacıların maddi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı eş lehine 75.000,00 TL, davacı çocuk lehine 50.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı davalılar tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; kazanın müteveffanın yaşadığı evde, yani özel yaşam alanında meydana gelmesi nedeniyle iş kazası olarak nitelendirilemeyeceğini, müteveffanın vefatına neden olan dava konusu olayın, müteveffanın kendisine tutmuş olduğu evde, davalı şirketin hakimiyet alanı dışında olan ve İş Kanunu‘nun 2. maddesi gereğince "işyeri" veya “işyeri eklentisi” olarak nitelendirilemeyecek bir yerde meydana geldiğini, müteveffa ve diğer personele davalı tarafından tesis içerisinde yatacak yer temin edildiğini ancak diğer çalışanlarla birlikte konaklamak istemeyen müteveffanın kendi tutmuş olduğu ve kirasını iş sözleşmesi gereği kendisinin ödediği evde konakladığını, kaldığı evi kendisinin kiraladığını gösterir kira kontratının dosyaya sunulduğunu, müteveffanın kalmış olduğu evin kira bedelinin yine müteveffa tarafından ödendiğini, bu hususta müteveffaya herhangi bir ödeme yapılmadığını, elim olayın gaz sobası zehirlenmesi sebebiyle gerçekleştiği düşünüldüğünde Kanun'un iş kazası bakımından aradığı bu unsurun da somut olay bakımından sağlanmadığının görüleceğini, 5510 sayılı Yasa'nın 13. maddesinin c bendi bakımından görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda meydana gelen olayların iş kazası sayıldığını, burada kanun koyucunun amacının sigortalının kesintisiz olacak bir şekilde geçici görevlendirmeyle işyerinden ayrıldıktan sonra tekrar işyerine dönmesine kadar ya da geçici görevlendirmeden kendi özel yaşam alanına dönünceye kadar meydana gelebilecek olaylar bakımından bir koruma sağladığını, davacı tarafın dava dilekçesinde işbu maddenin “c” bendine dayanarak olayın iş kazası olduğunu iddia ettiğini, dosya kapsamında alınan son iki bilirkişi kusur raporunda da olayın iş kazası olduğu tespiti üzerinden değerlendirme yapıldığını, oysaki “c” bendinde belirtilen “çalışanın görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi” kavramının çalışanın özel yaşam alanını kapsamadığını, olayın iş kazası olduğu varsayımında bulunulsa bile işverenin kusuru bulunmadığını, zira işverenden bağımsız şekilde kiralanan konutta işverenin herhangi bir tedbir almasını beklemenin söz konusu olamayacağını, yine dosya kapsamındaki belgelerden de anlaşılacağı üzere, müteveffanın gaz kaçağının farkında olduğunu ve bunun çözümü için hiçbir eylemde bulunmadığı gibi işverene de konuya ilişkin herhangi bir bildirim yapmadığını, ayrıca işverene konuya ilişkin herhangi bir bildirim yapıldığı düşünülse dahi işverenin bu durumda herhangi bir önlem alma zorunluluğu bulunmadığını, müteveffanın işverenin sağladığı konaklama imkanından faydalanmadığını, bilirkişi raporlarında salt davacı tanıklarının beyanlarına dayanılarak kira bedellinin davalılar tarafından karşılandığı kanaatine varılmasının hatalı olduğunu, yurtdışı iş sözleşmesinin 14. maddesinde uygun lojman ya da yatacak yerin işveren tarafından karşılanması gerektiğinden yola çıkılarak kiralanan evin kirasının davalılar tarafından karşılandığı ve işverenin denetim yükümlülüğünün olduğu sonucuna varıldığını, bu tespitin tamamen hatalı olduğunu, bu tespit hatalı olmakla birlikte bu tespitin yerinde olduğu ihtimali gözetilse dahi verilen %80 oranında kusurun fazla olduğunu, gaz kaçağı bulunan bir evde bu durumu bilerek konaklamaya devam etmenin hiç bir şekilde akla veya mantığa dayalı izahatı bulunmadığını, dosyaya sunulan uzman görüşünde illiyet bağının kesildiğinin tespit edildiğini, bu nedenle davalılara kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, davalıların olayın meydana gelmesinde herhangi bir kusurlarının bulunmadığının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan tahkikat ve 1. kusur raporu sonucunda ortaya çıkmıştığını, müteveffanın 2013 yılı Ocak ayından bu yana kesintisiz bir şekilde Türkmenistan’da çalışacağı varsayımının kabulünün hukuk ve hakkaniyete aykırı olduğunu, aynı şekilde müteveffanın Türkiye'ye döndükten sonra asgari ücretin 3,536 katı üzerinde ücret alacağı varsayımı üzerinden yapılan hesaplamanın da hatalı olduğunu, yerel mahkeme tarafından müteveffanın eşi olan davacının, müteveffanın desteğinden yoksun kaldığı ve tazminat hesabının yapıldığı dönemler bakımından davacının sigortalı bir işte çalışıp çalışmadığının tespit edilmediğini, söz konusu hesap raporlarında ve İstinaf Mahkemesince verilen kararda davalı işverenliğin davacılara işbu davanın açılmasından önce iyiniyet kapsamında yapmış oldukları ödemelerin ifa amacı taşımadığından bahisle davacıların destek zararlarından mahsup edilmeyeceği belirtilerek yapılan 115.381,00 TL'lik ödemenin mahsup edilmediğini işbu tespitin de hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, yapılan ödemenin mahsup edilmesi gerektğini ileri sürmüştür. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Dosya kapsamından davalı şirketlerin oluşturduğu adi ortaklığın Türkmenistan ülkesindeki Türkmenbaşı tersanesinde Türkmenistan ülkesi için savaş gemileri inşaa ettiği, davacılar murisinin emekli yarbay olup açıklanan yurtdışı tersane işyerinde eğitim koordinatörü olarak çalışmak üzere davalı şirketlerin oluşturduğu adi ortaklıkla dosya içerisinde bulunan ve İşkur tarafından onaylanan yurtdışı hizmet akdini imzaladığı, müteveffanın bu iş için bulunduğu Türkmenistan ülkesinde tek başına yaşadığı konutta doğalgaz zehirlenmesi neticesinde vefat ettiği, eldeki dosyanın davacılarının daha önceden eldeki dosyanın davalılarına ve Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine meydana gelen ölüm olayının iş kazası olduğunun tespitine dair dava açtıkları, tespit davası devam etmekte iken Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından meydana gelen zararlandırıcı olayın bir iş kazası olduğunun kabul edildiği, bu nedenle tespit davasının görülmekte olduğu ... Anadolu 21. İş Mahkemesi’nin 25/05/2016 tarih ve 2015/300 Esas, 2016/489 Karar sayılı kararı ile davanın konusu kalmadığından bahisle esas hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verildiği, karar aleyhine anılan tespit dosyasının davalılarından Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından temyiz kanun yoluna başvurulduğu, ... Anadolu 21. İş Mahkemesi’nin anılan kararının Yargıtay (kapatılan) 21. Hukuk Dairesi’nin 26/04/2018 tarih ve 2016/19332 Esas, 2018/4388 Karar sayılı kararı ile onandığı anlaşılmaktadır. 5510 sayılı Yasanın 13. maddesinin birinci fıkrasında iş kazası, “a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b)-(Değişik bend:17.04.2008-5754 S.K./8.mad) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle, c)-Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d)-(Değişik bend:17.04.2008-5754 S.K./8.mad) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, e)-Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özüre uğratan olaydır.” şeklinde tanımlanmıştır. Somut olayda, Sosyal Güvenlik Kurumu ve adi ortaklığı oluşturan davalı şirketlere karşı yöneltilen husumetle açılan iş kazasının varlığının tespitine yönelik davanın yargılama aşamasında Kurum’un iş kazasının varlığını kabul eden inceleme(tahkikat) raporuna istinaden ve Kurum kabulü gözetilerek ... Anadolu 21. İş Mahkemesi’nin 25/05/2016 tarih ve 2015/300 Esas, 2016/489 Karar sayılı kararı ile davanın konusuz kaldığından bahisle esas hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş, anılan kararın o dosyanın davalısı Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından temyiz edilmesi üzerine ilk derece mahkemesi kararı Yargıtay (kapatılan) 21. Hukuk Dairesi’nin 26/04/2018 tarih ve 2016/19332 Esas, 2018/4388 Karar sayılı kararı ile onanmıştır. Davanın konusuz kaldığına dair anılan karar davacı hak sahipleri ve Sosyal Güvenlik Kurumu arasında iş kazasının varlığı ve sübutu noktasında kesin hüküm teşkil eder ise de diğer davalı şirketler yönünden iş kazasının varlığı ya da yokluğuna ilişkin koşullar araştırılıp irdelenmediği, bu yönde davalı şirketlere yönelik olarak bir karar da tesis edilmediği için işverenlikler yönünden zararlandırıcı olayın bir iş kazası olduğunun kesin olarak tespit edildiğinden söz edilemeyecektir. Öncelikle konusuz kalan önceki davanın, sadece davalı işveren şirketler yönünden iş kazası koşullarının tetkiki, giderek olayın 5510 sayılı Yasanın 13. maddesinin birinci fıkrası kapsamında işveren şirketler yönünden de iş kazası olup olmadığının tespiti noktasında, yine aynı davalılara karşı yeniden açılması ve Kurum’un da şekli anlamda zorunlu dava arkadaşı olarak açılacak davada yer alması sağlanıp, açılacak davanın temyiz incelemesine konu eldeki dava dosyası için bekletici mesele yapılarak sonucuna göre ve davacı tarafça eldeki dava dosyası yönünden kanun yoluna başvurulmadığı dikkate alındığında oluşan diğer usuli kazanılmış haklarla birlikte, yeniden hesap raporu alınmasının gerekli olması halinde bilinen dönemin değiştirilmemesi, bilinen dönem başlangıç ve bitiş tarihlerinin aynen hükme esas bilirkişi hesap raprorundaki tarihler olarak kabul edilmesi gerektiği gözetilerek karar verilmesi gerekir. Mahkemece, yukarıda belirtilen hukuki ve maddi olgular göz önünde bulundurulmaksızın eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. SONUÇ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davalıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, davalılar avukatı yararına takdir edilen 8.400,00 TL. duruşma avukatlık parasının davacılara yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine, dosyanın kararı veren İlk derece Mahkemesine gönderilmesine 25/10/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.