Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/7314 E. 2012/22604 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2012/7314
- Karar No
- 2012/22604
- Karar Tarihi
Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi No : 2010/440-2011/1068 Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkeme, ilâmda belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davacı ve davalılar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-Hüküm İş Mahkemesi sıfatıyla verilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesi hükmüne göre, İş Mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir. Olayda hüküm, 12.01.2012 tarihinde temyiz eden davacı avukatına tebliğ edilmiş, temyiz ise, 23.01.2012 tarihinde vuku bulmuştur. Şu duruma göre, davada 8 günlük temyiz süresi geçmiştir. O halde, 01.06.1990 gün ve 1989/3 E. 1990/4 K. sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararı da göz önünde tutularak, davacı avukatının, temyiz dilekçesinin, süre aşımı yönünden Reddine 2-5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Somut olayda; davacının murisinin, davalı işverenin hac organizasyonu işyerinde temizlik ve büro işlerindeki 01.11.1990 – 31.12.2005 tarihleri arasında çalışmalarının tespitini talep ettiği, mahkemece, davacı tanıkları beyanlarına itibar edilerek, davacının murisinin, davalı işveren nezdinde 02.09.1999 – 31.12.2005 tarihleri arasında çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilerek, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine hükmedilmiştir. Dosya kapsamında, Akşehir Ticaret ve Sanayi Odası’nın yazısında davalı işverenin kaydının 03.01.2000 tarihinde terkin edildiğinin bildirildiği, yine, Akşehir Vergi Dairesi’nin, davalı işverenin işi terk tarihinin 31.01.1995 tarihi olduğu bildirildiği değerlendirildiğinde, davalı işverenin, davalı işyerini işletip işletmediği, açık ve net olarak tespit edilmeden; davalı işyerinin davalı işveren, davalı işverenin oğulları, ya da, farklı bir işveren tarafından işletilip işletilmediği belirlenmeden; davalı işyerinin niteliği ve kapsamı araştırılmadan; mahkemece, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında, davacının murisinin, iddiaya konu kesintisiz çalışmalarının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; davacının murisinin, çalışmalarının geçtiği iddia olunan işyerinin tespit edilerek, davaya konu dönemde söz konusu işyerindeki telefon, su, elektrik gibi abonelikler ve varsa kira sözleşmesinin kimin üzerine olduğu yöntemince araştırılmalı; böylelikle, davacının murisinin çalışmalarının geçtiği işveren tespit edilmeli; davalı işveren dışındaki işverenlerin tespit edilmesi halinde, işverenler arasında organik bağ bulunup bulunmadığı değerlendirilerek HMK’nun 124. maddesi uyarınca husumet yöneltilerek savunma ve delilleri toplanmalı; davalı işyeri kayıtları celbedilmeli; davalı işyerinde işlem yapan, hac organizasyonuna katılan kişiler emniyet vasıtasıyla tespit edilerek bilgi ve görgülerine başvurulmalı; davaya konu dönemde davacının murisinin çalışmalarında kesinti olup olmadığı değerlendirilerek, hak düşürücü süre irdelenmeli; davaya konu dönemde davalı işyerine komşu işyeri çalışanları emniyet vasıtasıyla tespit edilerek, bilgi ve görgülerine başvurulmalı; yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği ile davacının çalışmalarındaki kesinti olup olmadığı, çalışma süreleri nazara alınmalı, çelişkiler vaki olursa, usulünce giderilmeli; böylece, bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip, takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak, elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 3 – Kabule göre ise; yargılama giderleri (hüküm tarihinde yürürlükte bulunan) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 323. maddesinde sayılarak, ğ bendinde vekâlet ücretine de yer verilmiştir. 29.05.1957 gün ve 4/16 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere, karşı tarafa yüklenmesi gereken ve yargılama giderlerinden olan vekâlet ücretine, diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi mahkemece kendiliğinden (resen) hükmedilmesi gerekir. Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir (HMK m. 326/I). Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır(HMK m. 326/2).Hukuk Muhakemeleri Kanununun 326. maddesinde tarafların kusuru değil, davada haklı çıkma oranları göz önünde tutulmuştur. Eldeki davada; mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmesine rağmen, davalılar lehine, avukatla temsil edildiklerinden, karar tarihi itibariyle yürürlükte olan tarife uyarınca vekalet ücretine karar verilmesi ve davalıların kabul ret oranına göre yargılama giderinden sorumlu tutulması gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalılar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalı ...'e iadesine, 20.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.