Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/22064 E. 2012/24910 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/22064
Karar No
2012/24910
Karar Tarihi

Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi No :71-182 Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-Davalı ...'ın temyizi incelendiğinde; Hüküm İş Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesinden verilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesi hükmüne göre, iş mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir. Somut olayda; hüküm ...'ın hazır bulunduğu oturumda 01.07.2009 tarihli oturumda usulüne uygun olarak tefhim edilmiş, temyiz ise 08.09.2009 tarihinde vuku bulmuştur. Bu duruma göre davada 8 günlük temyiz süresi geçtiğinden 01.06.1990 gün ve 1989/2 E. 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı da göz önünde tutularak davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinin süre aşımı yönünden REDDİNE, 2-Davalı ... vekilinin temyizine gelince; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen 61. maddesinde; “ birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” hükmü yer almaktadır. Anılan Kanun'un 163. maddesine dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı tek bir dava ile isteyebileceği gibi sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir. Anılan yasanın 163. maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanmak için, zarara uğrayanın, talebi gereklidir. Davaya konu somut olayda, hükme esas raporda davalılardan ...'in 4/8, dava dışı traktör sürücüsünün 4/8 oranında kusurlu bulunduğu, Mahkemece teselsüle dayalı olarak talepte bulunulduğu gerekçesiyle % 100 kusur oranına tekabül eden miktarın davalılardan tahsiline karar verildiği anlaşılmış olup, davacı Kurum tarafından dava dışı 3. kişinin kusuru yönünden teselsül hükümleri uyarınca istemde bulunulmaması karşısında; % 100 kusur oranına tekabül eden miktar yönünden hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Diğer taraftan, davanın yasal dayanağını teşkil eden 506 sayılı Kanunun 39.maddesinde "Kasdi veya suç sayılır hareketi ile sigortalının hastalanmasına sebep olan kimseye, bu Kanun gereğince hastalık sigortasından yapılan her türlü giderler tazmin ettirilir" hükmü öngörülmüştür. Dava konusu somut olayda; 22.05.2005 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu yaralanan sigortalıya Kurumca yapılan tedavi giderleri masrafı ve ödenen geçici iç göremezlik ödeneğinin tahsili talep edilmiştir. Yasa Koyucu tarafından, trafik kazası nedeniyle sağlık hizmet sunucularınca verilen tedavi hizmet bedellerinin tamamının ... tarafından karşılanması esasının getirilmesi amacıyla 25.02.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 13.02.2011 tarih 6111 sayılı Yasanın 59. maddesi ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98. maddesi değiştirilmiş, anılan değişiklik ile “Trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın ... tarafından karşılanır. Trafik kazalarına sağlık teminatı sağlayan zorunlu sigortalarda; sigorta şirketlerince yazılan primlerin ve Güvence Hesabınca tahsil edilen katkı paylarının % 15'ini aşmamak üzere, münhasıran bu teminatın karşılığı olarak Hazine Müsteşarlığınca sigortacılık ilkeleri çerçevesinde maktu veya nispi olarak belirlenen tutarın tamamı sigorta şirketleri ve 03.06.2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 14 üncü maddesinde düzenlenen durumlar için Güvence Hesabı tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılır. Söz konusu tutar, ilgili sigorta şirketleri için sigortacılık ilkelerine göre ayrı ayrı belirlenebilir. Aktarım ile sigorta şirketlerinin ve Güvence Hesabının bu teminat kapsamındaki yükümlülükleri sona erer. Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu söz konusu tutarı % 50'sine kadar artırmaya veya azaltmaya yetkilidir….” hükmü getirilmiştir. 6111 sayılı Kanunun, yayımı tarihinde yürürlüğe giren Geçici 1. maddesi ile de "Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedelleri ... tarafından karşılanır. Söz konusu sağlık hizmet bedelleri için bu Kanunun 59 uncu maddesine göre belirlenen tutarın % 20’sinden fazla olmamak üzere belirlenecek tutarın üç yıl süreyle ayrıca aktarılmasıyla anılan dönem için ilgili sigorta şirketleri ve Güvence Hesabının yükümlülükleri sona erer…..” hükmü öngörülmüştür. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 91. maddesine göre, işletenler motorlu taşıtların kullanılmasından doğan, üçüncü kişilere verdikleri zararları karşılamak üzere zorunlu mali mesuliyet sigortası yaptırmak zorundadırlar. Sigorta şirketi, araç sahibinin, gerek müstahdeminin kusurundan ve gerekse, bizzat kendi kusurundan doğacak mali mesuliyetini temin etmektedir. Bu yönden sigorta şirketleri işletenin yada şoförlerinin, kusurları ile neden oldukları olaydan dolayı doğan mali sorumluluklarının belirli limit dahilinde kefili durumundadır. Karayolları Trafik Kanuna göre zorunlu mali mesuliyet sigortası yaptırmak zorunlu bulunmakla beraber, bu tür sigorta sözleşmesi de diğer sözleşmeler gibi sigorta ettiren ile sigortacı arasında karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklaması ile sigorta sözleşmesi poliçeye bağlanmak suretiyle kurulur. Tedavi giderleri kapsamında, sigorta şirketinin, motorlu araç işletilmesinden kaynaklanan sorumluluğun zorunlu olarak sigorta teminatına bağlanmasını nedeniyle yasadan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü, 6111 sayılı Yasa ile getirilen düzenleme ile sona erdirilmiş bulunmaktadır. Ne var ki; anılan Yasanın 59 ve Geçici 1. maddelerinde, aktarım ile sigorta şirketlerinin ve Güvence Hesabının bu teminat kapsamındaki yükümlülüklerinin sona ereceği belirtilmiş olup, yasanın açık hükmü karşısında, sorumluluğun ancak yapılacak aktarım sonrasında ortadan kalktığının kabulü gerekir. Nitekim bu husus 27.08.2011 tarihli 28038 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Trafik Kazaları Nedeniyle İlgililere Sunulan Sağlık Hizmet Bedellerinin Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte de vurgulanmıştır. Ancak, geçici iş göremezlik ödeneğinin 2918 sayılı Yasanın 98. maddesi kapsamında olmadığı gözetilmelidir. Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilerek, 6111 sayılı Yasanın 59 ve Geçici 1. maddelerinde belirtilen tutarların sigorta şirketleri tarafından aktarılıp aktarılmadığı araştırılmaksızın ve 3. kişinin kusuru yönünden teselsüle dayalı olarak talepte bulunulmadığı gözetilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Kuşkusuz, davalı ...'ın temyiz talebinin süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olmasının anılan davalı yönünden davacı Kurum lehine usuli kazanılmış hak yaratacağı hususu gözetilmelidir. O hâlde, davalılardan ...'ın, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan ...'a iadesine, Üye ...'in muhalefetine karşı, Başkan ..., Üyeler; ..., ... ve ...'ın oylarıyla ve oyçokluğuyla, 07.12.2012 gününde karar verildi. (M) KARŞI OY Dava, 506 sayılı yasanın 39. maddesine dayalı, Kurum sigortalısının trafik kazası sonucu yaralanması nedeniyle Kurum tarafından yapılan tedavi gideri ve geçici iş göremezlik giderinin rücuan tazminat istemine ilişkindir. Davacı Kurum, davalılar ... ve ...’dan teselsül hükümlerine dayanarak alacağın tamamının davalılardan müştereken, müteselsilen tahsilini talep etmiştir. Olayda, ... 4/8 oranında, davalı olmayan ve tespit edilemeyen traktör sürücüsü ise 4/8 oranında kusurlu bulunmuş, mahkemece teselsül hükümlerine göre istem gibi karar verilmiştir. Daire çoğunluğu, davacı Kurum tarafından dava dışı 3. kişinin kusuru yönünden teselsül hükümleri uyarınca istemde bulunulmaması karşısında; % 100 kusur oranına tekabül eden miktar yönünden hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı bulmaktadır. Dava dilekçesinde söz edilmeyen ve davada taraf olarak gösterilmeyen diğer kişilerin kusurundan dolayı müteselsilen bir talep ileri sürülmediğinden BK 50, 51. maddelerinin ve müteselsilen sorumluluk kuralının uygulanmasının mümkün olmadığı görüşündedir. Bu durumda teselsül hükümlerine dayanılmasına rağmen, davada hasım gösterilmeyen kişilere isabet eden kusurlar dikkate alınamayacak, sadece davalıların kusur oranları toplamı kadar müteselsilen davanın kabulüne karar verilebilecektir. Daire çoğunluğu ile aramızdaki hukuksal ihtilaf, alacağın tamamı, davalı gösterilenlerden teselsül hükümlerine göre talep edilmesine rağmen, dava dışı üçüncü kişi veya kişilerin de kusurlu bulunması ya da kusurlu bulunduğu sonradan ortaya çıkması halinde davalının/davalıların zararın tamamından sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasındadır. Birden ziyade kimse, alacaklıya karşı aynı sebepten dolayı ve her biri borcun tamamı için “asıl borçlu” sıfatı ile borçlu olursa, müteselsil borçtan bahsedilir. Müteselsil borçluluk, niteliği itibari ile bölünebilen bir edimin birden fazla borçlusundan her birinin, edimin tamamını ifa etmekle yükümlü bulunduğu bir borçluluk türüdür. 818 sayılı Borçlar Kanunu 50, 51. maddelerde ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun “Dış ilişkide” başlığı altında 61. maddede, birden çok kişi birlikte zarar verdikleri takdirde haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmektedir 818 sayılı Borçlar Kanunu 142. maddede ve 6098 Türk Borçlar Kanunu 163. maddede Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebileceği düzenlenmiştir. Davacı Kurumun rücusu, iç ilişki rücusu değil, dış ilişkide rücu talebidir. Müteselsil borçluluğun en belirgin özellikleri, borçlulardan her birinin borcun tamamından alacaklıya karşı sorumlu olması, alacaklının, edimin tamamı ya da bir kısmı için borçlulardan dilediği birisine veya birkaçına, ya da hepsine müracaat edebilmesidir. Alacaklının seçim hakkı vardır. Alacaklının ifa için dilediği borçluya müracaat edebilmesi, müteselsil borçluluğun alacaklıya güvence sağlama özelliğinin en somut şeklidir. Yargıtay uygulamasına göre, alacaklı dilekçesinde müteselsilen kaydını koymamışsa, alacağın müteslisen tahsiline karar verilemez. Bu durum, HUMK 174. Maddesinde öngörülen, hakimin tarafların iddia ve savunmaları ile bağlılık ilkesi ya da aynı Yasanın 185. maddesinde yer alan iddianın genişletilmesi yasağı gereğidir. Öğretide, taraflar arasında teselsül ilişkisinin varlığının tespit edilmesi halinde teselsül talebi olmasa da hakimin resen alacağın müteselsilen tahsiline hükmedeceği savunulmaktadır. (Tekinay Borçlar Hukuku, Genel Hükümler cilt 1, 1985 baskı,sh. 378) Müteselsil borçlulukta, alacaklının, seçimlik hakkı gereği, ödeme yeteneği en fazla olan borçluya müracaat etme hakkı olduğundan, teselsül hükümlerine dayanarak bu borçludan talepte bulunmuş ise, diğer borçluların kusuruna isabet eden miktardan da müracaat edilen borçlu sorumludur. Sorumlulardan her biri, teselsül hükümlerine gereğince zararın tamamından sorumludur. Alacaklının, dilekçesinde müteselsilen kaydını koyması, başka kusurlu borçlular bilinsin veya bilinmesin, müracaat ettiği borçludan/borçlulardan tüm zararını karşılayabileceği anlamına gelir. Dava etmediği veya dilekçesinde söz etmediği diğer borçluların kusuruna isabet eden zararı da müteselsilen dava ettiği borçludan/borçlulardan ayrıca istemesine gerek yoktur. Bu durum, müteselsil borçluluk kurumunun özüne aykırıdır. Bazı durumlarda, yargılama safhasında, alacaklının dava ettiği müteselsil borçlular dışında başka kişilere de kusur verilebilmekte, ya da kusur incelemesine göre davalı gösterilenler kusursuz duruma gelebilmektedir. Yani birlikte zarar verenler, davanın açılmasından sonra kusur incelemesi safhasında belirlenmektedir. Bu durumda, alacaklı yönünden kime karşı teselsül hükümlerine dayanacağı hususunda belirsizlik vardır. Yukarıda belirtilen nedenlerle, alacaklının, edimin tamamını, birlikte zarar verenlerden birisine veya birkaçına ya da tümüne gidebilme seçimlik hakkı ve kanuni güvencesi vardır. Bunun için dilekçesinde teselsül hükümlerine dayanması yeterlidir. Dava edilmeyen her bir borçlunun hissesine düşen borç miktarı yönünden de ayrıca teselsül hükümlerine dayanmasına gerek olmadığı düşüncesinde olduğumdan, yerel mahkeme uygulamasının yerinde olduğu görüşündeyim.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/22064, K. 2012/24910, T. 07.12.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2012-22064-e-2012-24910-k-2570b15766c2