Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/10464 E. 2012/24274 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2012/10464
- Karar No
- 2012/24274
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi No :741-200 Davacı, davalılardan işveren yanında 01.08.2004-30.01.2007 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalıların vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçiş hükümlerini içeren Geçici 7. maddesinin “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20'nci maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” hükmü ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesi olup bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Eldeki dava dosyasına konu olayda, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Mahkemece, dinlenen tanık beyanına göre hüküm kurulmuş ise de, tanığın çalışma olgusu konusundaki beyanı soyut nitelikte olup, davacının çalışmasına dair herhangi bir somut bilgi içermediği görülmektedir. Hal böyle olunca, mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, öncelikle, davacının işyerinin bulunduğu Kazakistan’a giriş ve çıkış tarihleri belirlenmeli, dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan kişiler resen saptanarak, çalışmaların varlığı ve süresi yönünden bilgi ve görgülerine başvurulmalı, çalışma esnasında geçirdiği iddia edilen kaza sonucu çalışamadığı süreler belirlenmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde; iş yerinin kapsamı, kapasitesi ile işin ve işyerinin niteliği nazara alınmalı, çalışmaların geçtiği iş yerinin ve işin, anılan Yasanın 7. maddesinin “İşveren tarafından geçici görevle yabancı ülkelere gönderilen sigortalıların bu kanunda yazılı hak ve yükümleri bu görevi yaptıkları sürece de devam eder.” hükmü kapsamında mı, ya da aynı Yasanın “Topluluk sigortası” başlığını taşıyan “Sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerin yurt dışındaki iş yerlerinde çalışmak üzere giden Türk işçileri”nin sigortalılık durumlarını düzenleyen 85. maddesinin 3. fıkrası kapsamında mı kaldığı belirlenmeli, bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması isabetsizdir. 3-Kabule göre de, A-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Yasasının 297. maddesinin 2. fıkrasındaki “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” yönündeki amir hükme aykırı olarak, yargılama gideri ve vekalet ücretinden davalıların hangisinin sorumlu olduğu belirtilmeksizin, infazda tereddüt oluşturacak şekilde yargılama gideri ve vekalet ücretinin “davalıdan alınıp davacıya verilmesine” karar verilmesi; B-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26. maddesinin 1. fıkrası uyarınca; “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.”. Somut olayda, davacının dava dilekçesinde ve yargılama aşamasında, asgari ücretin üzerinde bir kazançla çalıştığının tespitini talep etmemesi karşısında, mahkemece, talep aşılarak, davacının 01.08.2004-31.12.2004 tarihleri arasında günlük net 40,00 TL., 01.01.2005-31.12.2005 tarihleri arasında günlük net 45,00 TL., 01.01.2006-31.12.2006 tarihleri arasında günlük net 55,00 TL., 01.01.2007-31.01.2007 tarihleri arasında günlük net 60,00 TL. ücretle çalıştığının tespitine karar verilmesi; C-Dava konusu dönemde davacının asgari ücretin üzerinde ücret aldığının tespiti yönünden, ücret konusunda, tespiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıç sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa hizmetin geçtiği tarihte yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun 288. maddesinde yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalıdır. Zira, Hukuk Genel Kurulu’nun 2005/21-409 Esas, 2005/413 Karar sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 288. maddesindeki yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille ispat edilmesi gerekir. Mahkemece bu yönde yapılacak yeterli ve gerekli bir araştırmayla ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, esnaf odasının genel bilgi içeren yazısına dayanılarak, asgari ücretin üzerindeki prime esas kazancın miktarı konusunda karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davalıların vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan... İnş. San. ve Tic. A.Ş.'ye iadesine, 03.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.