Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/7281 E. 2012/16405 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/7281
Karar No
2012/16405
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi No :2068-438 Dava, yersiz aylıkların tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali ile takibin devamı istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyizi üzerine verilen ek kararla verilen kararın kesin nitelikte olduğu gerekçesiyle davacı Kurum vekilinin temyizinin reddine karar verilmesi ve 18.04.2011 tarihli söz konusu ek kararın, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1- 21.07.2004 gün ve 25529 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren, 14.07.2004 tarih ve 5219 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ve ayrıca 5236 sayılı Kanun; katsayı artışı da uygulanmak suretiyle bu kanunların yürürlük tarihinden sonra yerel mahkemelerce verilen hükümler yönünden 2011 yılı için 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427’nci maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını 1.540,00 TL olarak değiştirmiştir. Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması halinde temyiz (kesinlik) sınırının saptanmasında alacağın tamamının gözetilmesi; tümü dava konusu yapılan bir alacağın kısmen kabulünde ise temyiz (kesinlik) sınırının belirlenmesinde kabul ve reddedilen miktarların esas alınması, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununu Geçici 3. maddesi gereğince 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427’nci maddesi hükmü gereğidir. Somut olayda; davaya konu toplam 2.314,97 TL alacak tutarı, yukarıda değinilen temyiz (kesinlik) sınırının üzerinde bulunduğundan, davacı Kurum vekilinin temyiz başvurusunun reddine ilişkin 18.04.2011 tarihli ek kararın 6217 sayılı Kanun’un 30’uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen geçici 3’üncü madde atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 434’üncü maddesi uyarınca BOZULMASINA, 2-İşin esası yönünden yapılan incelemede; İş Mahkemeleri, 5521 sayılı Kanun ile kurulmuş istisnai nitelikte özel mahkemeler olup, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 106’ncı maddesi ile mülga 1479 sayılı Kanunun 70’inci ve mülga 506 sayılı Kanunun 134’üncü maddesinde, bu Kanunların uygulamasından doğan uyuşmazlıkların yetkili iş mahkemelerinde görüleceği, 5510 sayılı Kanun’un 101’inci maddesinde de, aksine hüküm bulunmayan hallerde, 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği düzenlenmiştir. 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesinde ise; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 08.02.2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanunun 32 nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir... Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.” hükmü öngörülmüştür. Somut olayda davacı Kurum, 5434 sayılı Kanun kapsamında T.C. Emekli Sandığı iştirakçisi olarak emekli aylığı almakta olan sigortalı muris ...’ın ölümünün ardından, aylıklarının ilgili bankadan çekilmeye devam edildiği iddiasıyla, 01.09.2002 – 31.11.2002 tarihleri arasında davalılar tarafından yersiz çekilen aylıkların tahsili amacıyla başlatılan takibe de itiraz ettikleri iddiasıyla, itirazın iptali ve takibin devamına karar verilmesini istemiştir. Davaya konu uyuşmazlığın ait olduğu dönem itibariyle 5434 sayılı Kanun yürürlükte olduğu gibi, anılan Kanun hükümlerince bağlanan davaya konu aylıkların ödenmesi de 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olduğundan, uyuşmazlığın çözümünde ne 1479 veya 506 sayılı Kanun ne de 5510 sayılı Kanun’un uygulama yeri bulunmayıp, sözü edilen 101’inci madde hükümlerine göre sınırlı yetki ile donatılmış iş mahkemesi görevli değildir. Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2’nci maddesinde İdari Dava Türleri sayılmıştır. Bu hükme göre, İdari Davalar; İdari İşlemler hakkında açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalardan ibarettir. Yani kanunun açıkça adli yargıya görevli saydığı haller idari yargının kapsamı dışında kalmakta olup bu gibi durumlarda, dava konusu işlemin niteliğine bakılmaksızın adil yargıda görülür ve gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişileri hakkında idari yargı yerinde dava açılamaz. Alacaklı davacı Kurum, borçlu gerçek kişi davalılar hakkında ilamsız icra takibi yapmış olup itiraz üzerine takip durmuş ve davacı Kurum görülmekte olan itirazın iptali davasını açmıştır. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67’nci maddesinde “Takip talebine İtiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir." hükmüne yer verildiğinden, itirazın iptaline ilişkin dava konusu uyuşmazlığın çözümünde genel mahkemelerin görevli olduğu nazara alınmaksızın uyuşmazlığın esası hakkında kararı verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.11.2000 tarih, 4-1650-1690 ve 14.04.2010 tarih, 7-184 – 214 sayılı kararları) O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönlerini amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 27.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/7281, K. 2012/16405, T. 27.09.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2011-7281-e-2012-16405-k-590d302aa913