Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/5516 E. 2012/10211 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/5516
Karar No
2012/10211
Karar Tarihi

Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi No :796-710 Dava, yersiz ödenen yaşlılık aylıklarının istirdadı istemine ilişkindir. Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir. Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle; zamanaşımı defi, borcu ortadan kaldırmamakla birlikte, bunu ileri süren tarafa, borcu yerine getirmekten kaçınma yetkisi vermektedir. Bu bağlamda Borçlar Kanununun 66. maddesine göre; nedensiz mal ediniminden dolayı açılacak dava, zarar gören tarafın verdiğini geri almaya hakkı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve herhalde bu hakkın doğduğu günden itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğramaktadır. Sebepsiz zenginleşme hukuksal temeline dayalı bu tür davalarda öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı ise kamu kurum ve kuruluşları açısından, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.09.1987 gün ve 1987/9-68 Esas, 1987/618 Karar numaralı ilamında da vurgulandığı gibi, o kurum ve kuruluşların dava açma konusunda yetkili kılınan kişi veya organlarının verdiğini geri almaya (istirdada) hakkı olduğunu öğrendiği tarihtir. Ne var ki, 1 yıllık zamanaşımı definin değerlendirilebilmesi için, iş mahkemelerinde görülen davalarda ilk duruşma tarihine kadar bu defiin ileri sürülmesi gerekir. Eldeki davada 1 yıllık zamanaşımı definin yasal süresi içerisinde ileri sürülmediği anlaşılmakta olup anılan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Ancak, davacı Kurum tarafından 08.04.1993 tarihinde yapılan denetimde, sahteliği nedeniyle davaya konu Kurum alacağını doğurduğu iddia edilen meslek odası kaydının geçerli olduğu tespit edilip, bu kayıt nedeniyle 22.03.1985 – 01.01.1991 tarihleri arasına ilişkin sigortalılığın prim borçları 1993 – 1994 yıllarında itirazsız tahsil edilerek uzun süre kullanılmıştır. Hal böyle olunca, kendi hatalı işlemi nedeniyle yıllarca anılan dönemde davacıların murisini sigortalı sayan Kurumun, murise sigortalı olduğu inancını verdikten sonra yaptığı işlemin hatalı olduğunu iddia ederek sigortalılığı iptal etmesi iyi niyetten uzaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 03.12.2008 gün ve 2008/10-732 E., 2008/736 K.sayılı kararında da belirtildiği üzere; Sosyal Güvenlik Hukuku ilkeleri ve Medeni Kanunun 2. maddesinin uygulanmasının zorunlu bir sonucu olarak primlerin alındığı anılan dönemde davacı 1479 sayılı kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gerekip, iptali sözkonusu olan sigortalılık süresi olmadığından ve davaya konu yersiz yaşlılık aylığı ödemesi ile Kurumun alacak hakkının sözkonusu olmadığı belirgin bulunduğundan, bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmelidir. Ne var ki, mahkemenin davanın reddine karar vermesinin hukuka aykırı ve yanlış gerekçesinin sonuca etkili olmadığı ve bu aykırılığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmayarak, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Yasasının geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Hükmün gerekçesinin son paragrafının silinerek yerine yukarıda açıklanan gerekçenin yazılmasına; hükmün "1" numaralı bendindeki "Zamanaşımı nedeni ile" ibaresi silinerek hükümden çıkarılmasına ve hükmün bu biçimiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 04.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/5516, K. 2012/10211, T. 04.06.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2011-5516-e-2012-10211-k-8247a7efa96a