Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/5006 E. 2012/9222 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/5006
Karar No
2012/9222
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi No :797-63 Dava, yersiz alınan ölüm aylıklarının iadesi için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali takibin devamı istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davalı, davacı Kurumun 506 sayılı Yasaya tabi sigortalısı olan annesi ...’ın 05.02.1986 tarihinde vefatı üzerine 28.05.1986 tarihinde, 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalı olduğunu belirtmeden, ölüm aylığı talebinde bulunmuş, 15.02.1986 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlanmıştır. Davalıya aynı zamanda, vergi kaydı ile oda kaydına dayanılarak 1973-1992 tarihleri arasında, 1479 sayılı Yasaya tabi zorunlu sigortalı olduğundan, talebi üzerine 01.12.1992 tarihinden itibaren de yaşlılık aylığı bağlanmış, davalının vergi kaydı 30.11.1997, oda kaydı ise 31.05.2006 tarihine kadar devam etmiştir. Davacı Kurumda, 15.07.2008 tarihli yazısı ile davalının kendi çalışmalarından dolayı aylı aldığı gerekçesi ile 22.02.1988-25.06.2008 tarihleri arasında yersiz ödenen ölüm aylıklarını geri istemiş, ödenmeyince 21.07.2009 tarihli takip talebi ile icra yolu ile tahsili yoluna geçilmiştir. Davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Kanunun ölüm sigortası hükümlerinin düzenlendiği bölümü içerisinde yer alan ve “Eş ve çocuklara aylık bağlanması” başlığını taşıyan 68’inci maddesi olup, hak sahibi kız çocukları yönünden maddenin (I) numaralı bendinde aylık bağlama koşulları, (VI) numaralı bendinde aylık kesme nedenleri açıklanmıştır. Buna göre, aylığın bağlandığı 15.02.1986 tarihinde ölüm aylığı tahsisi için kız çocuklarının Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmamaları, buralardan gelir veya aylık almamaları zorunlu olduğu gibi, gerekli koşulları taşıyanlara bağlanan aylıkların kendilerinin Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi işlerde çalışmaya başlamaları durumunda kesilmesi gerektiği de açıktır. Hemen belirtilmelidir ki, maddede yazılı “Sosyal Sigorta” sözcüğünün Bağ-Kur Genel Müdürlüğü’nü de içine alacak şekilde anlaşılması zorunludur. Anlaşılacağı üzere, (I) numaralı bentte aylık bağlamaya ilişkin olarak “Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmama, buralardan gelir veya aylık almama” koşullarına yer verilmiş olup, aylığın bağlandığı tarihte davacı şartları taşımıyor ise de, yaşlılık aylığı bağlandığı tarihte de yürürlükte bulunan düzenlemeye göre maddenin (VI) numaralı bendinde aylık kesme nedenleri açıklanırken “Sosyal Sigortadan, Emekli Sandıklarından gelir veya aylık alma” olgusuna yer verilmemiştir. Her ne kadar; aylık bağlanmasına engel bir neden olarak maddede açıklanan olgunun varlığının, doğal olarak aylığın kesilmesi sonucunu da doğurması gerektiği yönünde yaklaşım gösterilebilir ise de, maddede sayma yöntemi ile sınırlı sayıda belirtilen aylık kesme nedenleri arasında anılan olguya yer verilmemiş olması karşısında yorum yolu ile kanun koyucunun iradesi aşılarak farklı bir sonuca ulaşılamaz. Diğer taraftan; söz konusu (VI) numaralı bende 4958 sayılı Kanunun 06.08.2003 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren 35’inci maddesiyle “buralardan gelir veya aylık almaya” ibaresi eklenerek böylelikle “Sosyal Sigortadan, Emekli Sandıklarından aylık veya gelir almaya başlama” olgusu, hak sahibi kız çocuklarına bağlanan aylığın kesilme nedeni olarak benimsenmiş ise de, Kurumca ölüm aylığının 1986, yaşlılık aylığının 1992 yılında bağlanmış ve değişikliğin 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe girmiş olması karşısında, “sonradan yürürlüğe giren yasal düzenlemelerin önceki kanun ile oluşan kazanılmış hakları ortadan kaldıramayacağı” yönündeki temel hukuk kuralının gereği olarak, anılan bende yapılan bu eklemenin davalı hakkında 06.08.2003 tarihi öncesi yönünden uygulanabilirliği bulunmamaktadır. Bununla birlikte; hak sahibi kız çocuklarına bağlanan gelir ve aylıklar yönünden kanun koyucu tarafından 506 sayılı Kanuna, 09.07.2005 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5386 sayılı Kanunun 2’nci maddesiyle geçici 91’inci madde eklenerek farklı bir düzenleme yapılmıştır. Anılan maddenin ilk fıkrasında; 06.08.2003 tarihinden önce hak sahibi kız çocuklarına bağlanan gelir ve aylıkların; bunların evlenmeleri, Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmaları veya kendi çalışmalarından dolayı buralardan gelir veya aylık almaları hariç olmak üzere geri alınmayacağı belirtilmiş, ikinci fıkrasında ise; bunlardan, yukarıda belirtilen haller haricindeki nedenlerle gelir veya aylıkları kesilen veya durdurulan kız çocuklarının gelir ve aylıklarının, kesme veya durdurma tarihi itibarıyla istek koşulu aranmaksızın yeniden başlatılacağı açıklanmıştır. Buna göre, hak sahibi kız çocuklarına bağlanan gelir veya aylıkların kesilme nedenleri; evlenme, Sosyal Sigortaya ve/veya Emekli Sandıklarına tabi çalışma, kendi çalışmalarından dolayı buralardan gelir veya aylık alma halleri ile sınırlandırılmıştır. Madde hükmünün uygulanmasında, kuşkusuz “kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alma” kavramının yorumu ve anılan ibareye yüklenmesi gereken anlam önem arz etmektedir. Hak sahibi kız çocuğuna tümüyle zorunlu sigortalılığı üzerinden değerlendirme yapılarak gelir veya aylık bağlanması durumunda “kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alma” olgusunun gerçekleştiği açıktır. Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde, davacıya yaşlılık aylığı bağlanmasına esas alınan sigortalılık süresi zorunlu sigortalılıktır. Bu durumda ölüm aylığı bağlandığı tarihte, zorunlu sigortalılığının varlığını bildirmeyen davacıya, aylığa hak kazanamadığı halde bağlanmış olan aylıkların istirdadı talebi yerindedir. Ancak, iade kapsamının belirlenmesinde ise BK’nun 63. maddesi değil, 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi gözetilmelidir. 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi ise, “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır…” hükmünü içermektedir. Konuya ilişkin 5510 sayılı Yasa öncesi mevzuata bakıldığında, 506 sayılı Yasanın 121. maddesinde yersiz ödeme halinde iade yükümünün kapsamını belirleyen bir düzenleme bulunmadığı gibi, anılan Yasa içeriğinde konuyu düzenleyen başka bir özel düzenlemenin de yer almadığı görülmektedir. 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi ile 506 Yasada yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, sebepsiz zenginleşmenin iyi niyetle veya kötü niyetle gerçekleşmesine bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarları belirlenmiştir. Kapsam belirlendikten sonra, ilgilinin Kurumdan alacağı yoksa geri alma işleminin genel hükümlere göre yapılacağı öngörülmüştür. 5510 sayılı Yasanın geçici maddelerinde ise, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğini öngören herhangi bir kural yer almamaktadır. Kurumun istirdadını isteyeceği yersiz ödemenin kapsamını belirlemedeki irade serbestisi de, 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi hükmünün, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacakları konusunda süren uyuşmazlıklara uygulanması gereğini doğurmaktadır. 5510 sayılı Yasanın 96. maddesiyle getirilen düzenleme, sebepsiz zenginleşmede iade konusuna ilişkin özel bir düzenleme olup; zamanaşımı hükmü olarak nitelenmesine olanak bulunmamaktadır. Maddenin genel hükümlere atfı, 5510 sayılı Yasanın 97. ve diğer maddelerinde zamanaşımı konusunda özel bir düzenlemenin yer almamış olduğu durumlarda zamanaşımı konusunun, genel hükümlerden hareketle çözümünü gerektirmektedir. Ayrıca, İstirdat davalarında kamu kurum ve kuruluşları açısından Borçlar Kanunu’nun 66. maddesinde öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı, o kurum ve kuruluşların yetkili kişi veya organlarının verdiğini, istirdada haklı olduğunu öğrendiği tarihdir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.09.1987 t.,1987/9-68 E.,1987/618 K) . Davalının yersiz ölüm aylıklarından kaynaklanan iade yükümünün belirtilen hükümler çerçevesinde belirlenmesi gereği üzerinde durulmaksızın, yazılı gerekçelerle karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA. 21.05.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/5006, K. 2012/9222, T. 21.05.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2011-5006-e-2012-9222-k-8dd076f302a7