Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/19803 E. 2012/19477 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/19803
Karar No
2012/19477
Karar Tarihi

Mahkemesi : İstanbul 10. İş (Beyoğlu 1. İş) Mahkemesi No : 2006/609-2011/486 Davacı, davalı işveren nezdinde 01.01.1992 – 30.11.2005 tarihleri arasındaki çalışmalarının tespitine karar verilmesi istemine ilişkindir. Mahkeme, ilâmda belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir. Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okundu. Temyiz konusu hükme ilişkin dava, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. Maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Husumet konusu kamu düzeni ile ilgili olup, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 116. (mülga HUMK 187.) maddesinde yer alan ilk itirazdan olmadığından davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Taraflarca ileri sürülmese dahi, gerek, mahkemece, gerekse Yargıtay’ca tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden göz önünde tutulur. 506 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi ile, “işveren; ...sigortalıları çalıştıran... kişiler...” olarak tanımlanmış olup, hizmet tespitine yönelik davalarda, çalışma ilişkisinin nitelik ve süresinin belirlenmesinde, bu yöndeki işyeri bilgi ve belgelerine ulaşılmasında, bir başka deyişle, davanın sübutu, kanıtlama yükümlülüğü ve verilen kararın infazı açısından, işverene husumet yöneltilmesi zorunludur. Somut olayda; davacı, davalılardan ... Ltd. Şti.’nin acentesi olan davalı ... Gemi Acentelik Hizmetleri Tic.Ltd. Şti’ne bağlı gemilerde 01.01.1992 – 30.11.2005 tarihleri arasında çalışmalarının tespitini talep ettiği, Mahkemece, dosyadaki belgelerde belirtilen gemilerin yabancı bayraklı gemiler olması nedeniyle Türk Sosyal Güvenlik sistemine tabi olunamayacağı, davalı ... Gemi Acentecilik Hizmetleri ve Tic. Ltd. Şti. arasında hizmet akdinin bulunmadığından davanın reddine, diğer davalı ... Ltd. Şti. aleyhine açılmış olan davanın ise atiye bırakılması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; davacının, talebi çalıştığı gemiler ve bu gemilerdeki çalışma dönemleri açıklattırılmadan, gemilerin donatanları ve/veya donatanlar ile intifa, kira gibi sözleşmelerle gemi işleteni olanlar araştırılıp işverenler tespit edilmeden, davacıya ya da davacı namına eşi ... adına gönderilen havalelerin kimin tarafından gönderildiği, ücret ödemesi olup olmadığı, ücret ödemeleri ise gönderenin kendi nam ve hesabına mı ya da başkaları nam veya hesabına olup olmadığı saptanmadan, davacının, dava konusu dönemde Kuruma bildirilen çalışmaların işverenleri araştırılmadan, davalı işverenin dava konusu döneme ilişkin işyerlerinin bordroları celbedilmeden, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak mahkemece hüküm kurulmuştur. Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında, davacının, çalışmalarının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; davacı, isticvap edilerek dava konusu dönemlerde, hangi tarihler arasında hangi gemilerde çalıştığı sorularak davacının talebi açık ve net hale getirilmeli; davacı, tarafından bildirilen gemilerin ve bu gemilerdeki çalışma iddiasına ilişkin dönemlerde, söz konusu gemilerin menşei, donatan ve/veya donatan ile aralarında kira, intifa gibi sözleşmelerle işletme akdi bulunan gemiyi işletenler Türk Gemi Sicilinden ve ilgili liman başkanlıklarından sorulmalı; davacıya ya da davacı adına eşi ... adına Türkiye İş Bankasına gönderilen havalelerin kimin tarafından gönderildiği, ücret niteliğinde olup olmadığı, ücret niteliğinde olan havaleleri gönderenin kendi nam ve hesabına olup olmadığı ya da başkaları namına olup olmadığı ile davalı ... Gemi Acentelik Hizmetleri Tic.Ltd. Şti’nin ticari defterleri ehil bilirkişi vasıtası ile incelenerek davacı ya da davacı namına eşi ...’ya yönelik yapılan ödemeler, bu ödemelerin niteliği, anılan davalı şirketin kendi veya başkalarının nam ve hesabına olup olmadığı saptanarak işverenler belirlenmeli; tespit edilen işverenlere yöntemince husumet yöneltilerek savunma ve delilleri toplanmalı; yine tespit edilen işverenlerin aralarında organik bağ bulunup bulunmadığı irdelenmeli; davalı ... Gemi Acentelik Hizmetleri Tic.Ltd. Şti ile tespit edilen işverenlerin dava konusu döneme ilişkin bordrolarının da bulunduğu Kurum işyeri dosyaları celbedilmeli; dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı kişiler ile aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler emniyet araştırması ve kurumdan sorulmak suretiyle saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı; bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince araştırılmalı; tespiti istenen dönemde davalı işyerinde Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa belgeler getirtilmeli; yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği ile davacının çalışmalarındaki kesinti olup olmadığı, çalışma süreleri nazara alınmalı, çelişkiler vaki olursa usulünce giderilmeli; böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip, takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 16.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/19803, K. 2012/19477, T. 16.10.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2011-19803-e-2012-19477-k-3d93282328c5