Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/1420 E. 2025/2130 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/1420
Karar No
2025/2130
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/635 E., 2024/201 K. Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; dahili davacılar ve davalı Şirket vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davalılar ..., ..., ...’ın davacının maliki olduğu 3446 ada 22 ve 23 parsel sayılı taşınmazlarda kiracı olduklarını, davacı ve eşinin yaşlı olmaları nedeniyle bu kişilerin davacıya bazı işlerde yardım ettiklerini, davacının davalı ...’tan yardım istediği bir gün bu kişinin davacının yaşlı ve hasta olmasından faydalanarak kiracısı oldukları 3446 ada 22 ve 23 parselin satışını kapsayan 27.08.2007 tarihli özel vekâletname düzenlettiğini, davalı ...’un kızı olan diğer davalı ... ’ın vekil tayin edildiğini, davalı ... 'ın dava konusu taşınmazları abisi olan diğer davalı ... yardımıyla davalı ... Petrolcülük Turizm Tarım Orman ve Su Ürünleri San. ve Tic. A.Ş.’ye 12.09.2007 tarihinde temlik ettiğini, davalı Şirketin iyi niyetli olmadığını ve davalıların birlikte hareket ettiklerini, vekâletname tarihi itibariyle davacının ehliyetsiz olduğunu, vekâletnamenin hile ile düzenlendiğini ileri sürerek dava konusu 3446 ada 22 ve 23 parsel sayılı taşınmazların davalı Şirket adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline, tapu iptali ve tescil talebi kabul edilmediği takdirde şimdilik 200.000,00 TL bedelin satış tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş; yargılama sırasında davada vekâlet görevinin kötüye kullanılması nedenine de dayandıklarını, tereddüt olmaması için bu hususta ıslah talebinde bulunduklarını belirtmiş, davacının aşamada ölmesi üzerine mirasçıları davaya dahil olmuşlardır. II. CEVAP Davalı Şirket vekili; davalı tarafından dava konusu taşınmazların emlakçı aracılığıyla satın alındığını, satışın özel vekâletname ile yapılacağının satış esnasında öğrenildiğini, vekâletnamede mal sahibinin vekâletname tarihi itibariyle akli melekelerinin yerinde olduğuna dair doktor raporunun yer aldığını, davalının dava konusu taşınmazların rayiç değerini nakit ve çek olarak ödediğini, iyi niyetli olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Diğer davalılar usulüne uygun tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmamış; duruşmalara da katılmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 23.01.2018 tarihli ve 2008/418 Esas, 2018/6 Karar sayılı kararı ile; Adli Tıp Kurumu raporuna göre davacı ...’nın vekâletname tarihi itibariyle hukuki işlem ehliyetini haiz olduğu ancak davalı gerçek kişilerin hilesi ile davacı ...’nın vekâletname iradesinin sakatlandığı, bu kişilerin davacının zararından sorumlu oldukları, öte yandan davalı Şirkete yapılan satış işleminin taşınmazların rayiç bedeline uygun bir bedel üzerinden satılması sebebiyle gerçek bir satış işlemi olduğu, davacı tarafça davalı Şirket yönünden hile ve muvazaa unsurunun ispat edilemediği gerekçesiyle davanın davalı Şirket yönünden reddine, diğer davalılar yönünden açılan bedel davasının kabulü ile 200.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte diğer davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 23.05.2019 tarihli ve 2018/1512 Esas, 2019/722 Karar sayılı kararı ile; kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesi kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairenin 05.07.2021 tarih, 2019/3868 Esas, 2021/3708 Karar sayılı kararı ile; davalı Şirket dışındaki diğer davalıların, hileli yollarla kandırmak suretiyle davacıdan aldıkları vekaletnameyi kötüye kullandıkları mevcut delillerle tespit edildiğinden, Mahkemenin bu yöndeki kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı, bu durumda, davalı Şirket ile diğer davalılar arasında el ve işbirliği bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulmasında zorunluluk olduğu, davalılardan vekil ...′in bankada çalışan ve banka ile arasında mali problem bulunan ağabeyi davalı ...′ın davalı Şirketin yönetim kurulu başkanı olan ...′i daha önceden tanıdığı, akit tarihinde 20 ve 25 yaşlarında olan ... ve ...′ın davaya konu taşınmazları kendilerine aitmiş gibi satışa çıkardıkları, ancak tapudaki işlemden önce bunun böyle olmadığının Şirketin yönetim kurulu başkanı ... tarafından da öğrenildiği, buna rağmen satışın gerçekleştirildiği, Şirket tarafından yapıldığı belirtilen çekle ödemelerin de vekil ...′e yapılmadığı, aksine ona ciro ettirildiği, davalı Şirket tarafından bilindiği ya da kendisinden beklenen özen gösterilse idi bilebilecek durumda olduğu, TMK′nın 2. ve 3. maddelerine uygun hareket etmediği, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin 02.112021 tarih, 2021/541 Esas, 2021/709 Karar sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ek olarak davalı Şirket temsilcisi ile davalı ...’ın yaptıkları pazarlık sonucu emlakçı komisyon bedeli dâhil 200.000,00 TL’ye anlaştıkları, 07.09.2007 tarihinde 25.000,00 TL kapora verilmek suretiyle devir tarihinde bedelin tamamen ödendiği, davalı ...’ın davalı şirketin temsilcisini daha önceden tanıyor olmasının davalılar ile davalı Şirketin işbirliği içinde hareket ederek taşınmaz devrinin gerçekleştirileceğine emare olamayacağı, davalı ... ’ın satış bedelini davacıya vermemek suretiyle vekâlet görevini kötüye kullandığının sabit olduğu, davalı gerçek kişilerin fikir ve eylem birliği ile vekâlet görevini kötüye kullanarak davacıyı zarara uğratmaları, ancak bu durumun davalı Şirketin vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde hareket ettiği anlamına gelemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuş, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.07.2024 tarih, 2023/1-605 Esas, 2024/356 Karar sayılı kararı ile vekâletnamenin kötüye kullanıldığının davalı Şirket tarafından bilindiği ya da kendisinden beklenen özen gösterilse idi bilebilecek durumda olduğu, dolayısıyla davalı Şirketin 4721 sayılı Kanun'un 2. ve 3. maddelerine uygun hareket etmediği, davacı tarafından açılan tapu iptali ve tescil davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin tarih ve sayısı yukarıda belirtilen kararı ile bozma kararındaki gerekçe benimsenerek davanın kabulüne karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Dahili davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; yargılama giderlerinden ve yargılama giderleri kapsamındaki AAÜT uyarınca hesap edilen vekalet ücretinden davalılar "müştereken ve müteselsilen" sorumlu olduklarını belirterek kararın düzeltilerek onanmasını talep etmiştir. Davalı Şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle; harç tamamlatılmadan karar verildiğini, vekalet ücreti ve harcın bilirkişi raporunda belirlenen değere göre belirlendiğini, önceki kararda 200.000,00 TL dava değeri kabul edilerek bu değer üzerinden hükmedilen harç ve vekalet ücreti yönünden usuli kazanılmış hak oluştuğunu, kararın varsayıma dayalı olduğunu, ...’in davalı ...’ı banka çalışanı olması sebebiyle tanıdığını ancak bu tanışıklığın her vatandaş ile bankadaki müşteri temsilcisi yahut herhangi bir banka görevlisi ile olabilecek düzeyde bir tanışıklık olduğunu, dava konusu taşınmazların emlakçı ... vasıtasıyla bulunduğunu, bedeli ödenerek satın alındığını, davalı ...talya Hal Kompleksi içinde bulunan çok ortaklı bir anonim şirket olduğunu, çok sayıda ortağı olduğunu, faturasız, belgesiz bir alışverişin söz konusu olamayacağını, taşınmazların 200.000,00 TL bedelle satın alındığını, bedelin rayiç değere uygun olduğunu, kendisinden kaynaklanan kusur nedeniyle davacının kısıtlanmayıp vekalet verilmesine imkan sağlandığını, daha sonra vekaletle satış yapıldığını iddia ederek iyi niyetli 3. kişiye karşı böyle bir dava açılamayacağını, durumun hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, ehliyetsizlik ve vekaletnamenin hile ile alınıp kötüye kullanıldığı hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir. Davacının, 27.08.2007 tarihli ... . Noterliğinde düzenlenen ... yevmiye numaralı vekâletname ile dava konusu 3446 ada 22 ve 23 parsel sayılı taşınmazların satışı için davalı ... 'ı vekil tayin ettiği, dava konusu taşınmazların vekil tarafından 12.09.2007 tarihinde toplam 200.000,00 TL bedel ile davalı Şirkete devredildiği, keşif sonucu düzenlenen 30.09.2014 tarihli bilirkişi raporunda her iki taşınmazın toplam değerinin satış tarihinde 279.282,80 TL, dava tarihinde 409.442,70 TL olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, bozma kararları doğrultusunda davalı Şirket dışındaki diğer davalıların hileli yollarla kandırmak suretiyle davacıdan aldıkları vekaletnameyi kötüye kullandıkları, vekaletnamenin kötüye kullanıldığının davalı Şirket tarafından bilindiği ya da kendisinden beklenen özen gösterilse idi bilebilecek durumda olduğu; ayrıca, harcın kamu düzeni ile ilgili olduğu ve kamu düzeniyle ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemeyeceği gözetilerek tapu iptali ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmesinde ve harcın dava konusu taşınmazların keşfen saptanan dava tarihindeki değerine göre hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından davalı Şirket vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. Davalı Şirket vekilinin diğer ve dahili davacılar vekilinin temyiz itirazına gelince; Bilindiği üzere, taşınmazın aynına ilişkin davalarda, harcı tamamlanan dava değeri üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Somut olayda, dava 200.000,00 TL değer gösterilmek ve nispi peşin harcı yatırılmak suretiyle açılmış olup bu değer üzerinden görülerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu durumda harcı yatırılan değer üzerinden davacı taraf yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile dava konusu taşınmazların keşfen saptanan ancak harcı karar tarihinden önce tamamlanmayan dava tarihindeki değeri üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değildir. Diğer taraftan; davalı Şirket ile diğer davalıların el ve işbirliği içerisinde olmaları nedeniyle yargılama gideri ve harç gibi hükmün fer'ilerinden birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru değildir. Ne var ki anılan hususların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/2 hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Dahili davacılar vekilinin temyiz itirazının ve davalı Şirket vekilinin temyiz itirazının değinilen yönden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm kısmının (4) numaralı bendinde yer alan “davalılardan tahsili ile hazineye iradına,” ibaresi hükümden çıkarılarak yerine “davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye iradına” ve hüküm kısmının (5) ve (6) numaralı bentlerinde yer alan “davalılardan alınıp davacılara verilmesine,” ibaresi hükümden çıkarılarak yerine “davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine,” ibareleri ile hükmün (7) numaralı bendi hükümden tamamen çıkarılarak yerine “Davacılar kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 32.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine,” cümlesinin yazılmasına, kararın bu haliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden dahili davacılara ve davalı Şirkete iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.04.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2025/1420, K. 2025/2130, T. 21.04.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2025-1420-e-2025-2130-k-4adaac7c667f