Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/2775 E. 2025/2857 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2775
Karar No
2025/2857
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/672 E., 2024/127 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Artvin 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/970 E., 2022/579 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı dava dilekçesinde özetle; ... ili, ... ilçesi, ... köyü 132 ada 10, 132 ada 12, 132 ada 13, 132 ada 1, 131 ada 1, 131 ada 2, 131 ada 3 ve 131 ada 7 parsel sayılı taşınmazların kendisine ait olduğunu, ancak kadastro çalışmaları sonucunda hatalı olarak 131 ada 1, 3 parseller ve 132 ada 10 parselin davalı ... adına, 131 ada 7 parselin ... adına, 132 ada 1 parselin ... adına, 132 ada 13 parselin ... adına, 132 ada 12 parselin ... adına, 131 ada 2 parselin ise ... adına tespit ve tescil edildiğini, dava konusu taşınmazları kardeşi ...'dan satın aldığını ve malik sıfatıyla zilyetliği altında bulundurduğunu, kardeşi ...'nın bu taşınmazların bir kısmını 1992 yılında ...'dan satın aldığını, bir kısmının ise annesi tarafından ...'ya bağışlandığını, çekişmeli taşınmazları ...'dan satın aldığına dair 20.06.2003 tarihli arazi alım satım sözleşmesi de bulunduğunu, hatta 2005 yılında davalı ... tarafından kendisine ve eşine karşı bu taşınmazlarla ilgili olarak müdahalenin men'i davası açıldığını, yapılan yargılama sonunda Artvin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/290 Esas, 2007/230 Karar sayılı kararıyla dava konusu taşınmazların kendisine ait olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini, dolayısıyla çekişmeli taşınmazların kendisine ait olduğunun kesinleşmiş mahkeme kararıyla sabit hale geldiğini, buna rağmen kadastro çalışmaları sırasında taşınmazların davalılar adına yazıldığını, 131 ada 2 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki evin elektrik saatinin eşi.... adına olduğunu, 2006 yılından sonra köyün arazilerinin HES çalışmaları kapsamında istimlak edilme durumunun söz konusu olması nedeniyle davalıların çekişmeli taşınmazları adlarına yazdırarak haksız kazanç elde etmek istediklerini ileri sürerek dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Yargılama sırasında 02.02.2022 tarihli 10. celsede verilen ara kararla, dava konusu 132 ada 10, 132 ada 12, 132 ada 1 ve 131 ada 3 parsel sayılı taşınmazlar hakkındaki dava tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmiş, yargılamaya 131 ada 1, 131 ada 2, 131 ada 7 ve 132 ada 13 parsel sayılı taşınmazlar yönünden devam edilmiştir. II. CEVAP Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacı tarafın ...'dan satın aldığını iddia ettiği taşınmazların 1999 yılında babası ... ve annesi ... tarafından ...'ya hudutları da belirtilerek bağışlandığını, buna ilişkin bağış senedi de düzenlendiğini, davacı ...'ın bu taşınmazları 2003 yılında satın aldığını söylediğini, bu taşınmazların tamamının 2008 yılında kadastro sırasında 131 ada 6 ve 131 ada 12 parsel olarak davacı ... adına tespit ve tescil edildiğini, 131 ada 1, 131 ada 2 ve 131 ada 3 parsel sayılı taşınmazların 1980 yılında babası ... tarafından hak sahibi olarak kendisine bağışlandığını, kendisinin ikamet ettiği konutun 131 ada 2 parsel sayılı taşınmazın içerisinde bulunduğunu, ev eski olduğundan dolayı 2000 yılında sökerek 131 ada 1 parseldeki arazinin kenarına yeni ev inşa ettiğini, ne var ki 131 ve 132 adadaki taşınmazların parsellemesinin taşınmaz sahiplerinin bilgisi dışında bilirkişilerin haberi olmadan kasten davacı ... tarafından kendi düşüncesine göre yapıldığını, 131 ada 7 parsel sayılı taşınmazın 1970 yılında baba ... tarafından oğlu ...'ya verildiğini, taşınmazın ...'nın zilyetliğinde olduğunu, 132 ada 10 ve 12 parsel sayılı taşınmazların 02.06.1991 tarihinde komşusu ... tarafından ...'ya satıldığını, taşınmazın baba ... ile bir alakasının bulunmadığını, tahminen 5 dönümlük kısmının ...'ya satıldığını, dolayısıyla söz konusu parsellerin yaklaşık 2.700,00 m2'lik kısmının ...'ya ait olduğunu, taşınmazlarla ilgili davalar reddedilerek adlarına tesciller yapıldığını, 132 ada 13 parsel sayılı taşınmazın baba ... tarafından1995 yılında ...'a satıldığını, hudutların senette belirtildiğini, 132 ada 1 ve 133 ada 1 parsel sayılı taşınmazların da baba ... ile bir alakasının bulunmadığını, zira bu taşınmazların 1980 yılında ... tarafından edinildiğini, 2008 yılındaki kadastro çalışmalarında da oğlu ... adına yazıldıklarını, bahsedilen taşınmazların hiçbirinde davacının hakkının bulunmadığını, bu taşınmazların baba sağ iken 1970 yılında çocuklarına verildiğini, Artvin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/63 Esas sayılı dosyası ile açtığı dava bulunduğunu, derdestlik yönünden değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; davacının kendisine ilişkin olarak yaptığı açıklamaların doğru olmadığını, iddia edildiği gibi bir taşınmazı ya da senedi bulunmadığını, kimseye taşınmaz da satmadığını, babası ve annesinin kendisine yönelik yaptıkları bağışa ilişkin senetlerin elinde olduğunu, köydeki tüm taşınmazların 2008 yılındaki kadastrodan önce tapusuz olduğunu, taşınmazların zilyetlikle ya da köy muhtarlığınca düzenlenen senetlerle devredilip kullanıldığını, babası ...'nın 1980 yılından önce oğulları... ve ...'yı kendisinden ayırarak ayrı ayrı yuvalarını kurduğunu, babası ...'nın dava konusu 131 ada 1, 2 ve 3 parsel sayılı taşınmazları oğlu ...'ya, 131 ada 7 parsel sayılı taşınmazı da oğlu ...'ya bağışladığını ve ayrıca bir miktar da para verdiğini, 132 ada 10 ve 12 parsel sayılı taşınmazların ... tarafından 1991 yılında komşuları ...'den köy senediyle satın alındığını, bu arazinin kullanmadığı kısmını ise 1991 yılında ...'ya sattığını, 2008 yılında yapılan kadastro çalışmalarında 132 ada 10 parselin ..., 132 ada 12 parselin ise ... adına tespit edildiğini, 132 ada 13 parsel sayılı taşınmazın babası ... tarafından 1995 yılında damadı ...'a satıldığını ve parasının da alındığını, 132 ada 1 parsel sayılı taşınmazın evveliyatında mera olduğunu, 1980 yılından önce ...'nın araziyi temizleyerek çayır haline getirdiğini, kadastro sırasında da taşınmazın İsrafil'in oğlu ... adına tespit edildiğini, iş bu taşınmazın murisle ve mirasçılarla herhangi bir alakasının bulunmadığını, babası ... ve annesi ...'nın kendi adlarına kullandıkları taşınmazları 1998-1999 yıllarında kızları ..., ..., ..., ... ve ...'a ayrı ayrı bağışladıklarını, köy muhtarı tarafından yapılan bağış işlemine ilişkin senet düzenlendiğini, bağış senetlerinin kız kardeşlerin ellerinde olduğunu, davacı ...'ın kadastro çalışmaları sırasında arazi sahiplerinden ve mahalli bilirkişilerden habersiz şekilde kadastro ekibini getirterek parselleme yaptırdığını, yapılan parsellemeden yedi mirasçının hiçbirinin haberinin olmadığını, babaları ve anneleri tarafından ..., ... ve ...'ya bağışlanan taşınmazları (131 ada 4, 5, 6 ve 12 parselleri) davacı ...'ın 2003-2004 yıllarında düzenlediği sahte belgelerle kadastro sırasında kendi adına parsellettirdiğini ve adına tapu çıkarttırdığını, yine davacı ...'ın babası ... adına olan 9 ve 11 parsel sayılı taşınmazlar hakkında bölünemediği gerekçesiyle Artvin Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/513 Esas sayılı dosyasında satış kararı aldırdığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; babası ... ve annesi ... tarafından 1998 yılında kendisine bir miktar arazi bağışlandığını ancak Bursa'da ikamet ettiği için senet yapılamadığını, davacı ...'ın hak sahibi olabilmek için şimdiki 131 ada 11 parsel sayılı taşınmazı babası adına yazdırdığını ve daha sonra da bu taşınmaz hakkında sulh hukuk mahkemesinde ortaklığın giderilmesi davası açarak satış kararı aldırdığını, köydeki tüm taşınmazların 2008 yılındaki kadastrodan önce tapusuz olduğunu, taşınmazların zilyetlikle ya da köy muhtarlığınca düzenlenen senetlerle devir edilip kullanıldığını, babası ...'nın 1980 yılından önce oğulları... ve ...'yı kendisinden ayırarak ayrı ayrı yuvalarını kurduğunu, babası ...'nın dava konusu 131 ada 1, 2 ve 3 parsel sayılı taşınmazları oğlu ...'ya, 131 ada 7 parsel sayılı taşınmazı da oğlu ...'ya bağışladığını ve ayrıca bir miktar da para verdiğini, 132 ada 10 ve 12 parsel sayılı taşınmazların ... tarafından 1991 yılında komşuları ...'den köy senediyle satın alındığını, bu arazinin kullanmadığı kısmını ise 1991 yılında ...'ya sattığını, 2008 yılında yapılan kadastro çalışmalarında 132 ada 10 parselin ..., 132 ada 12 parselin ise ... adına tespit edildiğini, 132 ada 13 parsel sayılı taşınmazın babası ... tarafından 1995 yılında eşi ...'a satıldığını ve parasının da alındığını, 132 ada 1 parsel sayılı taşınmazın evveliyatında mera olduğunu, 1980 yılından önce ...'nın araziyi temizleyerek çayır haline getirdiğini, kadastro sırasında da taşınmazın İsrafil'in oğlu ... adına tespit edildiğini, bu taşınmazın murisle ve mirasçılarla herhangi bir alakasının bulunmadığını, babası ... ve annesi ...'nın kendi adlarına kullandıkları taşınmazları 1998-1999 yıllarında kızları ..., ..., ..., ... ve ...'a ayrı ayrı bağışladıklarını, köy muhtarı tarafından yapılan bağış işlemine ilişkin senet düzenlendiğini, bağış senetlerinin kız kardeşlerin ellerinde olduğunu, davacı ...'ın kadastro çalışmaları sırasında arazi sahiplerinden ve mahalli bilirkişilerden habersiz şekilde kadastro ekibini getirterek parselleme yaptırdığını, yapılan parsellemeden yedi mirasçının hiçbirinin haberinin olmadığını, babaları ve anneleri tarafından ..., ... ve ...'ya bağışlanan taşınmazları (131 ada 4, 5, 6 ve 12 parselleri) davacı ...'ın 2003-2004 yıllarında düzenlediği sahte belgelerle kadastro sırasında kendi adına parsellettirdiğini ve adına tapu çıkarttırdığını, yine davacı ...'ın babası ... adına olan 9 ve 11 parsel sayılı taşınmazlar hakkında bölünemediği gerekçesiyle Artvin Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/513 Esas sayılı dosyasında satış kararı aldırdığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; babası ... ve annesi ... tarafından 1999 yılında kendisine bir miktar taşınmaz bağışlandığını, bağış senedine abileri ... ve ...'nın da şahit olduğunu, davacı ... ...'nın 2003 yılında kendisi adına sahte belge düzenlediğini, 2008 yılında yapılan kadastro çalışmalarında yer sahiplerinden gizli bir şekilde ve mahalli bilirkişileri de almadan sözkonusu sahte belgeye istinaden taşınmazı kendi adına yazdırdığını, kendisinin ve kız kardeşlerinin İsrafil, İsmail ve ... adına olan taşınmazlarda hiçbir haklarının bulunmadığını, davacının fazladan yer almak ve mahkemeyi de uzatmak amacıyla gerçeğe aykırı beyanlarda bulunduğunu, köydeki tüm taşınmazların 2008 yılındaki kadastrodan önce tapusuz olduğunu, taşınmazların zilyetlikle ya da köy muhtarlığınca düzenlenen senetlerle devredilip kullanıldığını, babası ...'nın 1980 yılından önce oğulları ...., .... ve ...'yı kendisinden ayırarak ayrı ayrı yuvalarını kurduğunu, babası ...'nın dava konusu 131 ada 1, 2 ve 3 parsel sayılı taşınmazları oğlu ...'ya, 131 ada 7 parsel sayılı taşınmazı da oğlu ...'ya bağışladığını ve ayrıca bir miktar da para verdiğini, 132 ada 10 ve 12 parsel sayılı taşınmazların ... tarafından 1991 yılında komşuları ....'den köy senediyle satın alındığını, bu arazinin kullanmadığı kısmını ise 1991 yılında ...'ya sattığını, 2008 yılında yapılan kadastro çalışmalarında 132 ada 10 parselin ..., 132 ada 12 parselin ise ... adına tespit edildiğini, 132 ada 13 parsel sayılı taşınmazın babası ... tarafından 1995 yılında damadı ...'a satıldığını ve parasının da alındığını, 132 ada 1 parsel sayılı taşınmazın evveliyatında mera olduğunu, 1980 yılından önce ...'nın araziyi temizleyerek çayır haline getirdiğini, kadastro sırasında da taşınmazın İsrafil'in oğlu ... adına tespit edildiğini, bu taşınmazın murisle ve mirasçılarla herhangi bir alakasının bulunmadığını, babası ... ve annesi....'nın kendi adlarına kullandıkları taşınmazları 1998-1999 yıllarında kızları ..., ..., ..., ... ve ...'a ayrı ayrı bağışladıklarını, köy muhtarı tarafından yapılan bağış işlemine ilişkin senet düzenlendiğini, bağış senetlerinin kız kardeşlerin ellerinde olduğunu, davacı ...'ın kadastro çalışmaları sırasında arazi sahiplerinden ve mahalli bilirkişilerden habersiz şekilde kadastro ekibini getirterek parselleme yaptırdığını, yapılan parsellemeden yedi mirasçının hiçbirinin haberinin olmadığını, babaları ve anneleri tarafından ..., ... ve ...'ya bağışlanan taşınmazları (131 ada 4, 5, 6 ve 12 parselleri) davacı ...'ın 2003-2004 yıllarında düzenlediği sahte belgelerle kadastro sırasında kendi adına parsellettirdiğini ve adına tapu çıkarttırdığını, yine davacı ...'ın babası ... adına olan 9 ve 11 parsel sayılı taşınmazlar hakkında bölünemediği gerekçesiyle Artvin Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/513 Esas sayılı dosyasında satış kararı aldırdığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Diğer davalılar tarafından cevap dilekçesi sunulmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu 132 ada 10 parsel, 132 ada 12 parsel, 132 ada 1 parsel, 131 ada 3 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin taleplerin davadan tefrik edilerek 2022/44 Esas sayılı sırasına kaydedildiği, eldeki dava ile 132 ada 13 parsel, 131 ada 1, 2 ve 7 parsel sayılı taşınmazlar yönünden yargılamaya devam edildiği, davacının 20.06.2003 tarihli senet ile dava konusu taşınmazları ...'dan satın aldığını beyan ederek tapu kayıtlarının iptali ile adına tescilini talep ettiği, davacı her ne kadar tanık dilekçesi sunmuş ise de dava dilekçesinde tanık deliline dayanmadığı, yapılan keşifte davacı tanıklarının dinlenmediği, yapılan keşifte davacı tarafından dosyaya sunulan senetler ve özellikle 20.06.2003 tarihli senedin mahalli bilirkişiler ve tespit bilirkişileri ile davalı tanıklarına sorulduğu, davacının açmış olduğu davanın dayanağı olan senette belirtilen taşınmazların yerlerini tam olarak bilemediklerine yönelik beyanları dikkate alındığında davacının dayanağı olan senedin dava konusu parsellere uyduğunu ispatlayamadığı, davacının dava dilekçesinde zilyetlik iddiasında da bulunmadığı gözetilerek taleple bağlılık ilkesi gereğince bu yönden bir araştırma yapılmadığı, davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafın dava dilekçesinde tanık deliline dayanmamış olmasına, sonraki aşamalarda tanık dinletme imkanının bulunmamasına, keşifte dinlenen mahalli bilirkişilerin ve tanıkların beyanlarına, çekişmeli taşınmazların davalı ...'ya ait olduğunun ve davacı tarafça ...'dan satın alındığının dosya kapsamı itibariyle ispatlanamamış olmasına, çekişmeli taşınmazların kullanımlarının uzun süredir davalılarda bulunmasına ve tüm dosya kapsamına göre Yerel Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekesçiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında 02.02.2022 tarihli 10. celsede verilen 1 nolu ara kararla dava konusu 132 ada 10, 132 ada 12, 132 ada 1 ve 131 ada 3 parsel sayılı taşınmazlar hakkındaki davanın tefrik edilerek ayrı esasa kaydedilmesine karar verildiğini, tefriken oluşan bu dosyada Artvin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/44 Esas, 2022/312 Karar sayılı kararıyla davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verildiğini, kararın istinaf aşamasında olduğunu, eldeki davanın 132 ada 13, 131 ada 1, 131 ada 2 ve 131 ada 7 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin olarak devam ettiğini, bu taşınmazlarla ilgili davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verildiğini, Yerel Mahkeme kararına yaptıkları istinaf başvurularının da reddine karar verildiğini, verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin gerekçesine katılmalarının mümkün olmadığını, öncelikle tefrik kararının hatalı olduğunu, tefrik kararı verilmeden tüm taşınmazlar yönünden yargılamaya devam edilmesi gerektiğini, kaldı ki tefrik edilen parsellerle ilgili olarak müvekkili davacı tarafından dava açılmış olması ve bu davanın reddedilerek kesinleşmiş olmasının bu taşınmazlar hakkında kesin hüküm bulunduğu anlamına gelmediğini, kadastro mahkemesi kararlarının davada taraf olanlar ile taraflar dışında hak iddia ederek davaya müdahil olanların leh ve aleyhlerinde kesin hüküm teşkil edeceğini, dolayısıyla önceki kararın kesin hüküm teşkil ettiği şeklindeki değerlendirmenin hatalı olduğunu, eldeki davaya konu taşınmazlar yönünden ise müvekkili davacının iddialarının ispatlandığını, yapılan keşifte müvekkilinin hazır bulundurduğu tanıkların dinlenilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, zilyetlik iddiaları bulunmasına rağmen nazara alınmadığını, keşiflerde dinlenen tanıkların beyanları ile uyumlu tapu senetleri detaylıca incelendiğinde davadaki haklılıklarının ortaya çıkacağını, davanın reddine karar verilmesinin son derece hatalı olduğunu ileri sürerek Yerel Mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Kadastro sonucunda; ... ili, ... ilçesi, ... köyü çalışma alanında bulunan ... ada 1 parsel sayılı taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak belgesizden ... oğlu ... adına; 131 ada 2 parsel sayılı taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak belgesizden ve ölü olduğu beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle... oğlu ... adına; 131 ada 7 parsel sayılı taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak belgesizden ... oğlu ... adına; 132 ada 13 parsel sayılı taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak belgesizden ... oğlu ... adına tespit edildiği, Kadastro Komisyonunun 07.07.2009 tarihli kararıyla 131 ada 1, 131 ada 7 ve 132 ada 13 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitlerine yapılan itirazların reddine karar verildiği, askı ilanlarının 27.07.2009-26.08.2009 tarihleri arasında yapıldığı, taşınmazların kadastro tespitlerinin askı ilan süresi içerisinde dava açılmaması üzerine 27.08.2009 tarihinde kesinleştiği, 131 ada 2 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitine dava açılarak itiraz edildiği, Artvin Kadastro Mahkemesinin 16.04.2010 tarih ve 2009/95 Esas, 2010/88 Karar sayılı kararıyla, taşınmazın 26.08.2009 tarihinde kadastrosunun kesinleştiği, kadastro kesinleştikten sonra davanın açıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, kararın temyiz edilmeksizin 21.05.2010 tarihinde kesinleştiği taşınmazların halen adı geçenler adına tapuda kayıtlı olduğu, eldeki davanın ise on yılık hak düşürücü süre içerisinde 31.12.2018 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK’nın 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı 187,80 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.05.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/2775, K. 2025/2857, T. 29.05.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2024-2775-e-2025-2857-k-baebc4120c70