Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2013/19325 E. 2014/9409 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2013/19325
- Karar No
- 2014/9409
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasındaki davadan dolayı Ordu 1. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 07.11.1.2012 tarih, 2006/113 Esas, 2012/495 sayılı karara yönelik temyiz dilekçesinin reddine ilişkin Dairenin, 3.5.2013 gün, 2013/1764 esas, 2013/6808 sayılı kararının, düzeltilmesi süresinde mirasçı Ziya ve tereke temsilcisi tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, ehliyetsizlik ve hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup,yerel mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak verilen kararın, mirasçılardan ... vekili tarafından temyizi üzerine Dairece; "tereke temsilcisine karar usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine karşın, temsilcinin kararı temyiz etmediği, mirasçılardan ... vekili temyiz etmiş ise de, mirasçının davada takip yetkisinin kalmaması nedeniyle kararı temyiz etme hakkının bulunmadığı gerekçesiyle, temyiz dilekçesinin reddine " karar verilmiştir. Bu karara karşı mirasçılardan ...'ın 16.8.2013 tarihli karar düzeltme dilekçesinin aynı gerekçelerle reddine; tereke temsilcisinin karar düzeltme talebine gelince; gerekçeli karar tereke temsilcisinin mernis adresinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğinden Dairenin, 3.5.2013 tarih, 2013/1764 esas, 2013/6808 esas sayılı temyiz dilekçesinin reddine ilişkin kararın kaldırılmasına karar verilerek, işin esası yönünden temyiz incelemesine geçildi; Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; hile ve ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı olarak tapu iptal-tescil isteği ile eldeki davayı açan davacı ...'ın yargılama sırasında ölümü nedeniyle terekesi elbirliği mülkiyetine tabi olduğundan, terekesine ...'ün temsilci olark atandığı, kendisine tebligat yapılan tereke temsilcisinin, 11.5.2011 tarihli oturuma katılarak davacının iddiasını tekrarladığı, bundan sonraki oturumlara katılmadığı; ancak, davalı tarafın, davanın reddini istemekle davayı takip etme yönünde iradesini kullanmış olması nedeniyle; mahkemece, iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, terekeye temsilci atanmasıyla, mirasçıların davadaki sıfatlarının sona ereceği, davayı takip etme yetkisinin tereke temsilcisine ait olacağı açıktır. Bu gibi durumlar da, mirasçıların davayı takip etmeleri neticeye etkili değildir. O hal de, davayı tereke temsilcisi takip etmediğine göre, davayı takip yetkisi bulunmayan mirasçının davayı takip edip, oturumlara iştirak etmesi davacı tarafın davada temsil edildiği anlamını taşımaz. Bir başka ifade ile davalının davadaki muhatabı yargılamaya iştirak eden mirasçı olmayıp, tereke temsilcisidir, yani davacı taraf tereke ve onu temsil eden tereke mümessilidir. Somut olaya gelince; davalı taraf davanın reddini istemekle davayı takip etme yönündeki iradesini sürdürdüğüne göre, davada temsil sıfatı bulunmayan mirasçılardan ... vekili tarafından 26.10.2011 tarihli oturumda, " murisin ( davacının ) temlik tarihinde hukuki ehliyetsizlik içinde olduğuna dair iddialarının araştırılması talebinden vazgeçtikleri" yönündeki beyanının hüküm ifade etmeyeceği açıktır. Bilindiği üzere, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.4.1990 gün ve 1990/1-152-1990/236 sayılı kararında da vurgulandığı üzere davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur. Davacı taraf, hile hukuksal nedeni yanında ehliyetsizlik hukuksal nedenine de dayandığına, davada temsil sıfatı bulunmayan mirasçılardan Ziya vekilinin ehliyetsizlik iddialarının araştırılması talebinden vazgeçtikleri yönündeki beyanının geçerliliği bulunmadığına göre, hukuki ehliyetin kamu düzeni ile ilgili olduğu gözetilerek önemine binaen öncelikle incelenmesi gerektiği de kuşkusuzdur. Ne varki, mahkemece ehliyetsizlik yönünden hüküm kurmaya elverişli ve yeterli bir araştırma yapılmış değildir. Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “ fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir “ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. “ hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “ yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır. Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21). Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tesbitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, HMK’nun 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakim tarafından diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirecektir. Temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli tıp kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2 maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür. Hal böyle olunca; yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, çekişmeli taşınmazların davalıya temlik edildiği tarihte yargılama sırasında ölen davacı ...'ın, hukuki ehliyete haiz olup olmadığının Adli Tıp 4. İhtisas Kurulundan alınacak rapor ile saptanması; davacı ...'ın, ehliyetsiz olduğunun belirlenmesi halinde, davanın kabulüne karar verilmesi; ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde ise, hile hukuksal nedenine dayalı isteğin değerlendirilmesi, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Anılan bu hususlar tereke temsilcisinin karar düzeltme isteği sonucu yeniden yapılan inceleme neticesinde anlaşıldığından, tereke temsilcisinin karar düzeltme isteğinin HUMK'nun 440. maddesi gereğince kabulüyle, Dairenin, 3.5.2013 tarih, 2013/1764 esas, 2013/6808 esas sayılı temyiz dilekçesinin reddine ilişkin kararın ortadan kaldırılmasına, yerel mahkemenin 07.11.1.2012 tarih, 2006/113 Esas, 2012/495 sayılı kararının açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 07.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.