Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2007/1508 E. 2008/2733 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2007/1508
Karar No
2008/2733
Karar Tarihi

Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine, dava konusu taşınmazların Sakarya Nehri'nin terki olduğunu, HazineVe ait bulunduğunu ileri sürerek tapu iptali tescil istemiştir. Davalı taraf davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, davalı taraf lehine zilyetlikle iktisap koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı ve müdahil tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; tfetkik hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, tapu iptati-tescit isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm davacı parafından temyiz edilmiştir. Getirtilen tespit tutanakları ve komisyon kararından, 1970 yılındaki kadastro çalışmasında 1276 ve 1277 sayılı ana kadastral parsellerin Sakarya Nehri metrukatı olarak wham toprak" vasfıyla Hazine adına tespit edildikleri; sonrasında zilyetliğe, vergi ve tapu kayıtlarına dayanılarak Kadastro Komis-yonu'na yapılan itirazların Komisyonca kabul gördüğü ve ana taşınmazlardan ayrılan birçok parselin muterizler adına tespit ve tescillerine karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacı Hazine, taşınmazların Sakarya Nehri'nin yatağını terkiyle meydana geldiklerini, özel mülkiyete tabi bulunmadıklarını ileri sürerek uyuşmazlığı mahkeme önüne getirmiştir. Gerçekten de, çekişmeli taşınmazların Sakarya Nehri'nin yatak değiştirmesi ve taşıdığı alüvyonların birikip çökelmesi sonucunda oluştukları uzman bilirkişi raporlarıyla sabittir. Bilindiği üzere, bu şekilde oluşan taşınmazlar hakkında düzenlenen mülga 743 sayılı TMK'nın 636. maddesi "Sahipsiz yerlerde birikmek, dolmak ve kaymak veya umuma ait suların mecra veya seviyeleri değişmek gibi bir suretle teşekkül edip kendisinden istifade mümkün olan arazi Devletin mülkü olur. Bu suretle kendisine ait bir gayrimenkuiden ayrılan parçaların vücudunu ispat eden kimse onları istirdat edebilir." ve yürürlükteki 4721 sayılı TMK'nın 708. maddesi "Birikme, dolma, toprak kayması veya kamuya ait suların yatağında ya da seviyesinde değişme gibi sebeplerle sahipsiz yerlerde yeniden oluşan yararlanmaya elverişli arazi Devlete ait olur. Devlet, bu araziyi kamusal bir sakınca bulunmadığı takdirde öncelikle arazisi kayba uğrayana veya bitişik arazi malikine devredebilir. Toprak parçalarının kendi arazisinden koptuğunu ispat eden malik, bunları, durumu öğrendiği tarihten başlayarak bir ve her halde oluşumun gerçekleştiği tarihten başlayarak on yıl içinde geri alabilir." hükümlerini içermektedir. Bu hükümler, taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasıyla ilgili gerek TMK'daki gerekse 3402 sayılı Kadastro Kanunu'ndaki hükümlerle beraber dikkate alındığında, çekişmeye konu taşınmazların, kanunlar gereğince Devlete kalan taşınmazlardan olduğunun kabul edilemeyeceği ve yasal sınırlamalar dışında kalması ve koşulların gerçekleşmesi halinde kişiler tarafından mülk edinilebileceğini ortaya koymaktadır. Esasen mahkemenin kabulü de aynı yöndedir. Bu çerçevede yapılan araştırmada, taşınmazların ziraata elverişli özellik taşıdıkları ve nehrin kıyı-kenar çizgisi kapsamında da bulunmadıkları keşfen saplanmıştır. Ne var ki, toplanan delillere ve uygulamaya göre, davalıların dayandığı tapM kayıtlarının taşınmazlara ait olduğu kanıtlanamadığı gibi, imar-ihya ve zamanaşımı zilyetliği ile kazanım koşullarının gerçekleştiğini söyleyebilme olanağı da yoktur. Nitekim, 1958 tarihli memleket haritasında görüldüğü ve fen bilirkişilerin rakorunda da belirtildiği üzere, "kapama" diye tabir edilen ve 1954 yılında çekilen set ile nehrin akış yönünün değiştirildiği ancak, nehrin çekildiği alcjnların haritada noktalı işaretlerle gösterildiği ve o tarih itibariyle imar-ihyanın henüz tamamlanmadığı açıktır. Öte yandan, (2006 yılında gidilen) keşif sırasındaki incelemesinde ziraat bilirkişisi de, taşınmazların 20-25 yıldır tarım arazisi vasfında kullanıldığını bildirmiştir. Her ne kadar yerel bilirkişi, zilyetlik bakımından 60 yılın üzerinde bir sereden bahsetmişse de, bilimsel verilerden faydalanılarak hazırlanan bilirkişi raporları ve memleket haritası karşısında yerel bilirkişinin soyut içerikli beyanına değer verilebilmesi mümkün değildir. Yukarıda açıklanan olgular dosya içeriği ile birlikte değerlendirildiğinde, 1^ ^70 tarihli kadastro tespit tarihine kadar davalılar lehine 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolmadığı ve 3402 sayılı Yasa'nın 17. maddesinin öngördüğü imar ve ihya ile iktisap koşullarının davalı taraf yararına gerçekleşmediği sonucuna varılmaktadır. Hal böyle olunca, tüm taşınmazlar yönünden davanın kabulüne karar yerilmesi gerekirken, zilyetlikle mülk edinme koşullarının gerçekleştiğinden fahişle bir kısmı hakkındaki davanın reddedilmesi isabetsizdir. Hazine'nin temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle, hükmün HUMK'nın 428. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 05.03.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2007/1508, K. 2008/2733, T. 05.03.2008, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2007-1508-e-2008-2733-k-7853bca0ab44