İlk Derece Mahkemesi · Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi

Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/180 E. 2024/633 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/180
Karar No
2024/633
Karar Tarihi

T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/180 Esas - 2024/633 T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2024/180 Esas KARAR NO : 2024/633 BAŞKAN : ... KATİP : ... DAVACI : ... VEKİLİ : ... DAVALILAR : 1- ... 2- ... VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 3- ... 4- ... 5- ... 6- ... DAVA : Alacak (Munzam Zarar) DAVA TARİHİ : 13/03/2024 KARAR TARİHİ : 06/11/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 06/12/2024 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı tarafından davalılar aleyhinde İstanbul 12. İcra Müdürlüğü 2019/38118 E. Sayılı dosyası ile 237.865,00 USD bedelli senede istinaden takip başlatıldığını, icra dosyasına muhtelif tarihlerde ödemeler yapıldığını, senette belirtilen borcun vadesinde ödenmemesi sebebiyle davacının faiz ile karşılanmayan munzam zararının oluştuğunu, arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamadığını belirterek munzam zararın faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar ... ve ... vekili davacının dolar cinsinden borç içeren senede dayanan takibi başlatırken vade tarihindeki kura göre Türk Lirası karşılığını %9 yasal faizi ile birlikte talep ettiğini ve icra dosyasının bu talep doğrultusunda 22/04/2024 tarihinde alınan dosya hesabı raporunda belirtilen miktara göre faizi ili birlikte toplam 2.088.500,73 TL ödeme yapılarak infazen kapatıldığını, davacının icra takibinde yabancı para borcunun vade tarihindeki kura göre Türk Lirası karşılığını istemesi ve bildirdiği faiz türü/oranı ile bağlı olduğunu, munzam zararın bulunmadığını, munzam zarar iddiasının da somut olarak ispatının gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. Diğer davalılar tebligata rağmen cevap vermemiş vakıaları inkar etmiş sayılmışlardır. Taraflar arasındaki anlaşmazlık: Davacının icra takibine konu yaptığı döviz cinsinden kambiyo senedini vadesinde tahsil edememesi ve icra takibinde vadesinden sonra tahsil edilmesi itibariyle faiz ile karşılanmayan munzam zararının bulunup bulunmadığı, bu zararı talep edip edemeyeceği koşullarının oluşup oluşmadığı, varsa zarar miktarının ne olduğu hususlarındadır. İstanbul 12. İcra Müdürlüğü 2019/38118 E. Sayılı dosyası incelendiğinde davacı tarafın 237.865,00 USD bedelli senede istinaden kambiyo senetlerine mahsus icra takibi başlattığı, takip talebinde yabancı para borcunun vade tarihindeki kur üzerinden karşılığı olan 1.387.133,53 TL nin takip tarihine kadar işlemiş %9 yasal faizi ve bono komisyonu ile birlikte toplam 1.406.667,41 TL üzerinden takip tarihinden itibaren işleyecek %9 yasal faizi ile birlikte tahsilini talep ettiği ve bu doğrultuda yapılan icra takibinde borçluların dosya borcunu tamamen ödemesi ile icra takibinin infaz ile sonlandığı anlaşılmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) “Ödeme” başlıklı 99. Maddesi; “…Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir." şeklinde düzenlenmiştir. Somut icra takibinde alacaklı davacı taraf kambiyoya bağlı yabancı para alacağını vade tarihindeki rayiç üzerinden talep etmiş ve seçimlik hakkını bu yönde kullanmıştır. Alacaklı taraf takip talebinde yabancı para alacağını vade tarihindeki kur üzerinden belirleyerek talep etmekle birlikte işletilecek faizi %9 oranında yasal faiz olarak belirlemiştir. Kambiyo senedinin Ticaret Kanununda düzenlenmiş olması itibariyle vade tarihindeki TL karşılığı talep edilen alacağa ticari faiz istenmesi mümkündür. Ancak alacaklı taraf faiz talebini %9 oranında yasal faiz olarak belirlemekle bundan vazgeçmiş sayılmaktadır. (Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/4-1704 Esas 2020/534 Karar) 6098 sayılı TBK’nın 87. maddesinde “Seçimlik Borç” başlığı altında, “Seçimlik borçlarda, hukuki ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimlerden birinin seçimi borçluya aittir.” hükmü mevcuttur. Görüldüğü üzere, seçimlik borçlarda, hukuki ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimlerden birinin seçimi borçluya aittir. Seçilecek faiz türü hususunda ise kanun hükmü ile seçim hakkı alacaklıya tanındığından bu hukuki ilişkiyi düzenleyen kanun hükmünden doğan bir sonuçla seçim hakkı genel kuraldaki gibi borçluya ait olmayıp alacaklıya aittir. Seçim hakkı, hukuki niteliği itibariyle, tek taraflı, varması gerekli irade beyanıyla kullanılan yenilik doğuran bir haktır. İrade beyanı, karşı tarafa varmakla kendiliğinden sonuçlarını doğurur; borcun konusu, tek bir edim hâlinde kesin olarak belli olur. Böylece edim, sanki başlangıçtan beri borçlanılmış kesin ve belirli bir edim hâlini alır. Seçim beyanı, geçmişe etkili sonuçlar doğurur. Bu niteliği ve özelliğiyle seçim hakkı, yenilik doğuran bir hak olup, değiştirici yenilik doğuran haklar grubuna girer. Bunun sonucu olarak, seçim hakkının kullanılması ile mevcut hukukî (durum) ilişki değişir. Seçim hakkı, yenilik doğuran hak olduğu için kullanılmakla sona erer. Bu nedenle seçim beyanından dönülemez (Eren, s. 986-987). Davacı taraf somut olayda vadesinde ödenmeyen senedin icra takibi ile tahsil edilebilmesi sebebiyle faiz ile karşılanmayan munzam zararının bulunduğundan bahisle tazminat talep etmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere davacı taraf gerek asıl alacak gerekse faiz yönüyle seçimlik haklarını kullanmış ve bu doğrultuda tahsilatlar yapılmıştır. 237.865,00 USD alacağın BK 99 maddesi hükmüne göre fiili ödeme günündeki kur üzerinden tahsili ve alacağa 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereği faiz işletilmesi ya da vade tarihindeki kura göre belirlenecek TL cinsinden alacağa reeskont ticari faiz işletilmesi mümkün iken bunun yapılmamasından kaynaklı olarak ortaya çıkan kur ve faiz kaybının munzam zarar adı altında davalı taraftan talep edilmesi mümkün değildir. İncelenmesi gereken bir diğer husus munzam zararın hangi şartlarda talep edilebileceğidir. TBK'nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü içermektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin koşulu alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. Belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2022 tarihli ve 2021/11-938 Esas, 2022/401 Karar sayılı kararı) Davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde somut bir zarar olgusu ileri sürülmemiş, borç vadesinde ödenmiş olsaydı gayrimenkul alımı gibi yatırım yapılabileceği ihtimaline dayanılarak zararın bulunduğunu iddia etmiştir. Enflasyonist ortam, kurlardaki artış, altın fiyatlarındaki yükseliş vs verilerden hareketle ayrıca işletilen faizin yetersiz kaldığını ve davacının munzam zararına sebep olduğunu belirterek tazminat talep etmiştir. Davacı tarafça ortaya konulan somut bir zarar iddiası bulunmadığı gibi kambiyo senedine bağlanan yabancı para alacağının vade tarihindeki kur üzerinden TL karşılığının %9 yasal faizi ile icra takibine konu edilmiş olması itibariyle ekonomik verilerden hareketle iddia edilen ancak munzam zarar olarak değerlendirilemeyen zarara bizzat kendisi sebep olmuştur. Açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Açılan davanın reddine, 2-Harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Ara buluculuk dosyasında Bakanlık bütçesinden karşılanan 3.120,00 TL ara bulucu ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 4-Davalılar ...ve ... kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT uyarınca belirlenen 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak bu davalılara verilmesine, 5-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, artan gider avansının karar tebliğ giderleri karşılandıktan sonra karar kesinleştiğinde yatıran davacı tarafa iadesine, 6-Gerekçeli kararın HMK nun 321/2. md gereğince talep aranmaksızın taraflara tebliğine, Dair, davacı vekilinin ve davalılar ... ile ... vekilinin yüzünde, diğer davalıların yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkememize verilecek bir dilekçe ile istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 06/11/2024 Katip ... e-imzalı Başkan ... e-imzalı

Atıf: Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/180, K. 2024/633, T. 06.11.2024, www.arakarar.com/karar/sakarya-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-180-e-2024-633-k-919af33baa92