İlk Derece Mahkemesi · Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi
Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/518 E. 2025/5 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/518
- Karar No
- 2025/5
- Karar Tarihi
T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/518 Esas - 2025/5 T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2023/518 Esas KARAR NO : 2025/5 HAKİM : ... KATİP : ... DAVACI : ... VEKİLLERİ : Av. ... Av. ... Av. ... Av. ... Av. ... DAVALI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 25/09/2023 KARAR TARİHİ : 07/01/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 28/01/2025 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Davacı şirket ile davalı şirket arasında araç alım satımı üzerine 21/09/2021 tarihinde 2021 model ... şase numaralı Fiat Ducato markalı aracın satışı için Alım-Satım ve Araç Sipariş sözleşmesi akdedildiğini, aynı tarihte araç bedeli olan 272.000,00-TL'nin peşin olarak davalıya ödendiğini, ardından davalı şirketin satış temsilcisi Necati Gobel tarafından aracın teslim edilebileceğinin bildirilmesi üzerine davacı şirket yetkilisi ...'nun Sakarya iline geldiğini, burada aracın hazır olmaması nedeniyle 22/09/2021 tarihinde İzmir ili Buca ilçesinde hazır olacağının bildirildiğini, davacı şirketin üzerine düşen edinimleri yerine getirdiğini ve 1.500,00-TL araç vergisi ödediğini, aracın kararlaştırılan süre içerisinde teslim edilmediğini, sözleşmeye rağmen aracın zamanında teslim edilmediğinden davacı şirketin zarara uğradığını, Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/345 Esas sayılı dosyasından aracın aynen iadesini, mümkün olmaması halinde ise araç bedelinin tespiti için dava açtıklarını, yapılan yargılama sonucunda araç-satım sözleşmesinin usulüne uygun akdedilmiş olduğu ancak araç şase numarasının bilinçli olarak davalı şirket tarafından yanlış yazıldığını, bu nedenle aracın iadesinin yapılamadığını, davacı şirketin kusurlu ve haksız eylemleri sebebiyle davacı şirketin uğradığı zarar karşılığında şimdilik 100,00-TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal ifaizi ile birlikte davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; İlgili sözleşme gereği alınan bedelin davacı tarafa iade edildiğini, munzam zarar üzerinden tazminat talep edilmekte ise zararın kaynağı ve ölçütünün belli olmadığını, davacının somut delilleri ortaya koymadığını, hali hazırda davalı tarafa Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/345 Esas sayılı dosyasından verilen karara istinaden araç bedeli faizi ve masrafları ile birlikte ödendiğini, davacı şirket ile araç alım satımı hussunda anlaşma yapıldığını ancak talep edilen araç hazırlanırken araçta bir marka model değişikliğine gidildiğini, bu hususta protokol hazırlandığını, bu protokol doğrultusunda Fiat Ducato marka aracın satışından vazgeçildiğini ve bu araç için ödenen bedel taraflar arasında anlaşılan Renault Master marka aracın cari borcuna sayıldığını, haksız ve yasal dayanaklardan yoksun işbu davanın reddini talep etmiştir. Mahkememizin 2022/345 Esas sayılı dosyası işbu dosya arasına alınarak incelenmiştir. İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2023/377 Esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden dosyaya celp edilerek incelenmiştir. Dava konusu hakkında rapor tanzim edilmek üzere talimat marifetiyle dosya İzmir Nöb. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmek suretiyle dosya bilirkişilere tevzi edilmiştir. Dosya arasına aldırılan bilirkişi raporu incelenmiştir. Davacı tarafından sunulan 19/11/2024 tarihli ıslah dilekçesinde dava değeri 546.910,60-TL olarak bildirilmiştir. Tüm dosya kapsamı bir bütün halinde değerlendirildiğinde; Dava, TBK'nın 122. maddesi uyarınca munzam zararın tahsili istemine ilişkindir. TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2021/11-938 E 2022/401 K29.03.2022 Tarihli benzer uyuşmazlıkta verdiği emsal karar gerekçesinde işaret edildiği üzere; Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816). Somut olayda, davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, taraflar arasında imzalanan Alım-Satım ve Araç Sipariş Sözleşmesi'nde davalının sözleşmede üzerine düşen edimleri iki yıl boyunca yerine getirmemesi, değişen ekonomik durum nedeniyle aynı şartlarda yeni araç alımının mümkün olmamasıdır. Davacı taraf davalının sözleşme hükümlerine göre edimini ifa etmemesi nedeniyle zararının oluştuğunu iddia etmiştir. Başka bir anlatımla davacılar tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle ve almayı düşündükleri aracın teslim edilmemesi nedeniyle alamamalarına dayandırdırmışlardır. Ancak bu yönde ispata yarar herhangi bir delil de sunulmadığı anlaşılmaktadır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zarar olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıya, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade ifa etmeme nedeniyle davacının şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Davacının aracı teslim alamamaları nedeniyle zarara uğradıklarını ileri sürmüş ise de davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun yasal çerçevede ispatlandığı söylenemeyecektir Yapılan açıklamalar doğrultusunda aşkın zararın ispat edilememesi nedeniyle açılan davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 1-Açılan davanın REDDİNE, 2-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 8.992,60-TL'nin yatıran tarafa iadesine, 3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 86.037,00-TL nisbi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Arabuluculuk sarf ücreti olan 3120,00-TL'nin (sarf kararı olmadığından şimdilik takdiren) davacıdan alınarak Hazineye İrat kaydına, 5-Gerekçeli kararın HMK 321/2 maddesi gereğince taraf vekillerine tebliğine, 6-Karar tebliğ giderleri karşılandıktan sonra kalan gider avansının karar kesinleşmesinden sonra talep halinde yatırana iadesine, 7-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, davacı vekilinin (E - Duruşma Vasıtasıyla) ve davalı vekilinin (E - Duruşma Vasıtasıyla) yüzünde verilen kararın, taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçe ile Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. Verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 07/01/2025 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır