İlk Derece Mahkemesi · Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/502 E. 2023/661 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/502
- Karar No
- 2023/661
- Karar Tarihi
T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ... TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR ESAS NO : KARAR NO : HAKİM : KATİP : DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : VEKİLİ : DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) DAVA TARİHİ : KARAR TARİHİ : GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: (I) TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; 01.03.2016 tarihinde saat 10.45 sularında müvekkili ... sevk ve idaresindeki ... plakalı otomobili ile Konya istikametinden Ilgın istikametine seyrederken, sürücü ...’nün sevk ve idaresindeki ... plakalı çekici ve arkasında takılı ... plakalı dorsenin kavşağa geldiğinde Konya istikametinden gelen trafiği kontrol etmeden sola manevra yaptığı esnada müvekkilinin otomobiliyle çarpışması sonucu trafik kazasının meydana geldiğini, meydana gelen kazada sürücünün tam kusurlu olduğunu, müvekkilinin bu kaza dolayısıyla zarara uğradığı sürekli iş göremezlik, geçici iş göremezlik, tedavi ve bakıcı gideri tazminatlarının ve sair giderlerin hesap edilerek tarafımıza ödenmesi talebiyle açılan Kadınhanı Asliye Hukuk Mahkemesinin ... E. Sayılı davalarının kabulüne karar verildiği, kesin hükme göre müvekkili lehine; kazanın meydana geldiği 01/03/2016 tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte Geçici İş Göremezlik Zararı 29.640,00 TL ve Sürekli İş Göremezlik Zararı 91.141,04 TL, kazanın meydana geldiği 01/03/2016 tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte Bakıcı Gideri olarak 4.032,66 TL, kazanın meydana geldiği 01/03/2016 tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte Tedavi gideri olarak 8.000,00 TL ve 25.000,00 TL manevi tazminatın kazanın meydana geldiği 01/03/2016 tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verildiğini, müvekkilinin kesinleşen alacağını 15/03/2023 tarihinde tahsil ettiğini, bu süreçte mahkemece hükmedilen tüm kalemlerde asgari ücreti artışına dayalı aşkın zarar meydana geldiğini, müvekkilinin alacağını zamanında alamadığını, şayet alacağını zamanında almış olsaydı ülkemizin o anki ekonomik durumu, paranın değeri, asgari ücret, enflasyon oranları gibi etkenlerin daha olumlu yönde olmasından kaynaklı olarak parasını daha iyi değerlendirebileceğini, şu an müvekkilinin hak ettiği alacağın faiz işletilmiş halinin bile parasını iyi bir şekilde değerlendirme ihtimali olmadığını, TBK m. 122'ye göre aşkın zarar meydana geldiğini ve borçlunun bu zararı gidermesi gerektiğini, 2016 yılında asgari ücretin net 1,300.99 TL, günümüzde ise 11.402 TL olduğunu, paranın değer kaybetiğini, alacaklarının Konya . İcra Dairesi ... E. Sayılı dosyası ile tahsil edildiğini, ancak tahsil edilen bu miktarda temerrüde düşülmesinden kaynaklı değer kaybı yaşandığını ve değer kaybı da temerrüt faizi ile karşılanamadığını, bu nedenlerle; müvekkilinin sürekli iş göremezlik tazminatı zararının kamu düzenine ilişkin Asgari Ücret miktarına uygun şekilde 15/03/2023 tarihi itibariyle hesaplanmasını, Kadınhanı AHM ... E sayılı dosyasında hükmedilen tazminat miktarının düşülmesi suretiyle gerçek ve aşkın zararının dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsilini, vekalet ücreti ile yargılama giderinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; alacak miktarının belirlenebilir olmasına rağmen davacının belirsiz alacak davası olarak dava açmasında hukuki yararının bulunmadığını, davacı zararının somut ve objektif olarak ispatlanması gerekirken soyut varsayıma dayalı talebin reddinin gerektiğini, davacı tarafından talep edilen tutarın sigortanın konusu olmadığından davanın reddinin gerektiğini, davacının avans faiz taleplerinin reddini karar verilmesi gerektiğini, davacının zararının eksiksiz karşılandığı dikkate alındığında müvekkili şirketin temerrüdünden bahsedilmeyeceğini, bu nedenlerle; davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki menfaati olmadığından davanın usulden reddini, davacı tarafın talebi sigortanın konusu olmadığından davanın reddedilmesini, müvekkili şirketin temerrüde düşmediği dikkate alınarak yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulmamasını talep etmiştir. (II) YARGILAMADA TOPLANAN DELİLLER: Kadınhanı Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası celp edilerek incelenmiştir. Konya Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün13/09/2023 tarihli cevabi yazısı ile; davacının kaza nedeniyle iş kazası müracaatının olmadığını, sürekli iş göremezlik gelirinin bağlanmadığını, geçici iş göremezlik raporunun bulunduğunu fakat sigorta olmaması nedeniyle geçici iş göremezlik ödemesi yapılmadığını bildirmiştir. ... Mahallesi ... Polis Merkezi Amirliğinin 13/09/2023 tarihli cevabi yazısı ile; davacıya ait ekonomik sosyal durum araştırma tutanağının gönderildiği görülmüştür. Türkiye Noterler Birliğinin 20/09/2023 tarihli cevabi yazısı ile; ..., ... ve ... plakalı araçların tescil kayıtlarının gönderildiği görülmüştür. Konya Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezinin 25/09/2023 tarihli cevabi yazısı ile; davacıya ait tedavi bilgileri gösterir belgelerin gönderildiği görülmüştür. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliğinin 21/09/2023 tarihli cevabi yazısı ile; davacıya ait tedavi evraklarının gönderildiği görülmüştür. (III) DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İş bu dava; Kadınhanı Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas ... Karar sayılı dosyası kapsamında hükmedilen bedellerin enflasyon verileri nedeniyle düşük kalmasından kaynaklı munzam zararın hesaplanması ve tahsiline ilişkin ek tazminat davasıdır. Davacı vekili dava dilekçesiyle; 01.03.2016 tarihinde saat 10.45 sularında müvekkili ... sevk ve idaresindeki ... plakalı otomobili ile Konya istikametinden Ilgın istikametine seyrederken, sürücü ...’nün sevk ve idaresindeki ... plakalı çekici ve arkasında takılı ... plakalı dorsenin kavşağa geldiğinde Konya istikametinden gelen trafiği kontrol etmeden sola manevra yaptığı esnada müvekkilinin otomobiliyle çarpışması sonucu trafik kazasının meydana geldiğini, kaza nedeniyle müvekkilinde meydana gelen yaralanmaya ilişkin Kadınhanı Asliye Hukuk Mahkemesine dava açıldığını, Kadınhanı Asliye Hukuk Mahkemesinin ... E. Sayılı davalarının kabulüne karar verildiği ve kararın kesinleştiği, hükmedilen alacağın 15/03/2023 tarihinde tahsil edildiğini, bu süreçte mahkemece hükmedilen tüm kalemlerde asgari ücreti artışına dayalı aşkın zarar meydana geldiğini, bu nedenle davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesiyle; davacı tarafından talep edilen tutarın sigortanın konusu olmadığını, davacının zararının eksiksiz karşılandığı bu nedenle davanın reddini talep etmiştir. Kadınhanı Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas ... Karar sayılı dosyasının yapılan incelemesinde; davacının ..., davalılarının ... Sigorta A.Ş., ... Gıda ... Şti. olduğu, 25/06/2020 tarihinde davacının maddi tazminat taleplerinin kabulüne ilişkin hüküm kurulduğu, ilgili hükümde 03/01/2020 tarihli güncel asgari ücret verilerine göre hesaplamalarının yapıldığı, bilirkişi raporunun yargılamaya esas alındığı, ilgili hükmün istinaf edilmesi neticesinde Ankara BAM . Hukuk Dairesinin 22/02/2023 tarihli mahkeme hükmünün istinaf taleplerinin esastan reddine karar verildiği ve hükmün kesinleştiği anlaşılmıştır. Ayrıntıları Yargıtay Genel Hukuk Kurulunun ... Esas, ... Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (... : 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (... s. 816). Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından Kadınhanı Asliye Hukuk Mahkemesinde ... Esas sayısı ile 01/03/2016 tarihinde meydana gelen trafik kazasından kaynaklı cismani zarar sebebiyle maddi ve manevi tazminat davası açtığı, yapılan yargılama neticesinde; 25/06/2020 tarihli karar ile maddi tazminat taleplerinin tam kabulüne, manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiş olup, ilgili karar derecattan geçerek 22/02/2023 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Dava dilekçesinde; davacının mezkur mahkeme hükmünde belirtilen tazminatları tahsilatı ile asgari ücrette meydana gelen değişiklikler kapsamında aşkın (munzam) zararlarının tazminini talep etmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi durumuna özgü şekilde somut olarak ispat edilememiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. (IV) HÜKÜM SONUCU, YARGILAMA GİDERLERİ VE KANUN YOLU: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 3-Davalı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi göre belirlenen 100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 4-Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödendiğinden ve bu ücret ve ayrıca adliye arabuluculuk bürosu tarafından yapılmış zaruri giderler de Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılandığından ve bu giderler de yargılama gideri sayıldığından; buna göre 3.120,00 TL'nin davacıdan tahsili ile Hazine’ye gelir kaydına (harç tahsil müzekkeresi yazılmasına). 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 6-Davacı tarafından yatırılan ve dosyada bakiye kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda 6100 sayılı HMK'nın 341-345 maddeleri uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek istinaf dilekçesi ile Konya Bölge Adliye Mahkemesi ilgili İstinaf Dairesine İstinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 04/12/2023 Katip Hakim